CerModern’de Çağdaş Danslar
8. Uluslararası Çağdaş SOLO Dans Festivali
CerModern Açıkhava Sahnesi 30 ve 31 Ağustos 2025 akşamı yine tadına doyulmaz bir sanat etkinliğine ev sahipliği yaptı. Uluslararası Çağdaş Dans Festivali’nin 8’incisinin gerçekleştirildiği bu etkinliklerde yine “Solo Dans”lar sergilendi.
Festival, CerModern Sanat Galerisi yöneticisi Zihni Tümer’in açılış konuşması ile başladı. Sanata katkıları nedeniyle geçtiğimiz yıl İtalya Cumhurbaşkanlığınca Şövalye nişanı ile onurlandırılmış olan Tümer, 15’inci yaşına ulaşmış olan CerModern’in “sürdürülebilirlik hedefi” üzerinde yoğun şekilde çalıştığını ve Uluslararası Çağdaş Dans Festivali’nin de bu hedefteki sanatsal kilometre taşlarından biri olduğunu ifade etti. Bu kadar uzun süre devam edebilen tek çağdaş dans festivali olması nedeniyle ve festivale bu yıl artan sayıda, 13 ülkeden 20’i aşkın sanatçının katılmış olmasıyla bir tür “vakanüvis” olduğunun altını çizdi. Tümer’in de belirttiği üzere festivaller gerçekten sanatçı-seyirci arasında hem sanatsal iletişim hem de iki yönlü etkileşim sağlayan etkinlikler.
8. Uluslararası Solo Çağdaş Dans Festivali’nin küratörlüğü üstlenerek bu yıl da, çağdaş dans alanında kendilerini hem yurtiçinde hem de yurtdışında defalarca kanıtlamış olan değerli, azimli, çalışan ve yaratıcı sanatçılar Deniz Alp, Özgür Adam İnanç ve Galip Emre düzenlemişler. Festivalin koordinatörü Esma Meydan ve teknik ekip sorumlusu Selim Akgül de festivalin başarısının kilit kişileriydiler.

Galip Emre, Ozgur Adam İnanç, Pınar Aydın O’Dwyer, Beyhan Murphy, Deniz Alp (solda sağa)
Zengin performans programının yanı sıra yine çağdaş dans alanında tanınmış sanatçılar (soyadı alfabe sırasına göre) Ekin Bernay, Raffaele Irace, Beyhan Murphy (MDT Kurucusu), Katharina Wiedenhofer ve Heung Won Lee atölye çalışmaları yaptılar; sanat yazarı Muzaffer Evci ile dramaturg Evren Erbatur bir söyleşi gerçekleştirdiler. (Beyhan Murphy ile ilkokul yıllarımızda Fenmen Bale Okulu’undan sınıf arkadaşıyız. Onun başardıklarını gördükçe hayranlık ve gurur duyuyorum.)
PERFORMANSLAR
30 Ağustos
Elisa Mutto – Coppelia Project
Maureen Leverne – Agath[a]
Sylvia Purgino – 11, l’essere in due
Veronica Lillo – While I (st)roll alone
Tinatin Baramidze – Pandora
Neil Höhener – An Act
Katharina Wiedenhofer – TRY
Lukas Faul – At the Edge of Illusion
Helena O. Duynslaeger – The Anatomy of a Craft
31 Ağustos
Destan Taşdan – Yüzleşme
Ximena T. Pinto – Humana
Bente Bulens – “beyond after“
Javier Arozena – Schwanengesang
Marine Fernandez – Centifolia
Ines Barros – Concierge
Mandy Smits – Support?
Robinson Cassarino – “through the shadow”
İZLENİMLERİM
Takdir edeceğiniz üzere sanatsal açıdan böylesine üst düzeyde ve yoğun içerikli bir programda her bir performanstan söz etmek bir yazı serisi gerektirir. Bunun yerine her iki akşamda beni en çok etkileyen performanslardan söz etmeyi yeğledim.
30 AĞUSTOS 2025

İsviçreli genç sanatçı Neil Höhener’in koreografisini de kendisinin yaptığı “An Act” adlı performansı “beden otobiyografisi” üzerineydi. Höhener sahnede bir masa, masanın üstünde bir bardak ve bir iskemle dekoruyla sunduğu bu performansta “tepeden ayak tırnağının ucuna” kadar dans etti, diyebilirim. Ya da tepeden tırnağına “bedensel farkındalığa” sahipti. Dans sanatçıları ve sporcularda daha sık olan beden farkındalığı, bedenini aktif olarak kullanmadan yaşayanlara göre daha gelişmiştir. Kendimden örnek vermem gerekirse (hekim olmama rağmen), bir yerim ağrımadıkça o yerimin farkına varamam. Oysa Höhener suda yüzen bir balık kıvraklığıyla estetik ve kıvrımlı şekilde dans edebiliyordu ve performans boyunca bedeninin seçimlerini, istek ve arzularını anlamaya, bunları yerine getirmeye odaklanmıştı. İnsan ne zaman kendisini tamamen tanır, her zaman da tanımayı başarabilir mi? Ne de olsa yaşam boyunca farklı deneyimler sürekli olarak kişinin kendisinin farklı yönleriyle tanışmasına yol açar. Hepimiz içimizde biri sağa biri sola, iki öne bakan en az iki veya daha çok yüzlü “Roma tanrısı Janus” barındırmıyor muyuz? Bu bağlamda genç sanatçının sahne performansını bir tür “gerçek yaşam simülatörü” olarak düşününce, aklıma çok yönlü sanatçı William Kentridge’in “kişinin kaderini bulması” üzerine “Self-Portrait as a Coffee-Pot” adlı dokuz bölümlü deneysel-belgeseli serisi geldi (https://mubi.com/en/tr/series/self-portrait-as-a-coffee-pot?seriesSlug=self-portrait-as-a-coffee-pot).

Çek Cumhuriyeti’nden gelen genç sanatçı Lukáš Faul’un sunduğu “At the Edge of Illusion” adlı performans, gerçekle fantezi arasındaki sınırın neresi olduğu üzerine düşündürmeyi amaçlıyordu. Sanatçının, 18-19’uncu yüzyıl Orta Avrupa’sını andıran kostümüne karşın, kendisine ait çağdaş koreografisi sıra dışı bir anlatımdı. Bir masa ve yanındaki iskemle, yerde bir çaydanlık ve fonda bir vazoda çiçeklerle, kostümü ve ayakkabısı gerçek objelerdi ama onlarla ilişkisinde onlara sanki tuhaf imgeler immişçesine yaklaşımı çok etkileyiciydi. Çoğumuzun bazı nesneleri sevmek bazılarından hoşlanmamak gibi alışkanlıklarımız vardır. Bunun nedeni kimi zaman estetik bakış açımızken çoğu zaman da anılarımızın o nesnelere sinmiş olmasıdır. Nerede, ne zaman edindiğimiz veya kimin hediye ettiği nesnelere duyduğumuz duyguları biçimlendirir. Oysa onlar basit nesnelerdir, atfettiğimiz imgeler bize aittir.
Performans boyunca aklıma bunlar geldi ve içimden kendime gülüp “yalnız değilmişim, demek ki”, diye düşündüm. Ek olarak, itiraf etmeliyim ki kullandığı Bach müziği ve kostümü anlatımı bir çerçeveye oturtmamda da kolaylık sağladı. Kendimi o dönemde kaleme alınmış bir roman okuyormuş, örneğin Wolfgang Goethe’nin depresif genç Werther’inin ya da Marcel Proust’un titiz Swann’ının karmakarışık zihinlerini izliyormuş gibi hissettim. Diğer bir deyişle anlatımı bana hem güncel yaşamımın hem de okuduğum bir romanın görselliğini sundu. Sonuç olarak hem tümüyle soyutlama yerine müzik ve kostüm aracılığıyla tanışıklık, hem de dansların etkileyici olması nedeniyle akıldan çıkmayacak bir performanstı.
31 AĞUSTOS
Koreografisi Özgür Adam İnanç’ın yaratımı olan “Yüzleşme” adlı performansı genç sanatçı Destan Taştan sundu. Anlatımda “ışık” konusunu merkezine alan yapıt felsefi açıdan “karanlıkta kıvılcım, kıvılcımdaki karartı” ve “en aydınlık an en karanlık, en karanlık an en aydınlık olabilir”, kavramları üzerinde duruyor ve insanın kendisiyle yüzleşmesi üzerinde düşündürüyordu. Buna paralel olarak “kendimizden kaçarken kendimize yaklaşırız, yaklaşırken belki de uzaklaşıyoruzdur”, sorusunu servis etti. Gerçekten de bunu yaşamında hissetmeyen yoktur. Yeri geldiğinde durmak gerekir, yeri geldiğinde de engellere rağmen devam etmelidir, tekrar tekrar! Tüm bunları bu performans boyunca düşündüm ve belli ki bundan sonra “Yüzleşme” kendimle yüzleşmeme rehberlik edecek.

Beni çok etkileyen diğer bir sunum, koreografisini Gino Senesi’nin yarattığı ve İspanyol sanatçı Javier Arozena’nın yorumladığı “Schwanengesang” (Kuğunun şarkısı) adlı performanstı. Franz Schubert‘in aynı adlı lied’i ile başlayan dans ilk andan itibaren derimin altına giriverdi. Sanat tarihi boyunca farklı cinsel tercihlerin sembolü olarak kullanılmış olan kuğu, sadece Kuğu Gölü balesini bestelerken P.İ. Çaykovski’ye değil, Hayvanlar Karnavalı’ndaki Kuğu’yu bestelerken Camille Saint Saëns‘a da ilham vermiş. Saint Saëns’ın kuğu betimlemesi bu zarif hayvanın kendi yaşamını gözden geçirmesi ile hiçbir seçiminden pişman olmadığı sonucuna varması olarak yorumlanabilir. Nitekim tanıtımında “ezoterik (içsel) ritüel” olarak sunulan performans bende de aynı duyguları uyandırdı ve kendimi yaşamımı, kararlarımı gözden geçirirken buldum. O denli ki performansın ileri bölümündeki Richard Wagner’in Valküre’lerin Yolculuğu müziğiyle hayalimde Arozena ile o sahnenin bir köşesinde içimden geldiğince dans etmeye başladım.
GENEL İZLENİMLERİM
Çağdaş solo dans izlerken önce “ne yapıyor”, sonra “nasıl yapıyor”, diye bakılır. Ardından da “acaba ne anlatıyor”, diye düşünce veya hayal dünyasına girilir. “İzleme halinden”, “düşünme veya hayal etme haline” geçilmesini sağlayabilen eser belleğe kaydolur ve kolay kolay unutulmaz. Çağdaş solo dans, dikiş dikerken patron üzerinden biçki-dikiş yapmak gibi değildir, Her bir adım, müziğin her bir notası veya akoruna göre çakılı değildir ve bu açıdan da klasik baleden farklıdır. Zaten çağdaş solo dansın bütün güzelliği, çarpıcılığı ve etkisi de burada gizlidir. Bu festivaldeki duygu ve düşünce çağrıştırıcı, akrobasi ve pantomimi minimum içeren tüm performanslar bu kalitedeydi ve hepsi de bu nedenle alkışı hakkediyorlardı.

Öte yandan özellikle kendi koreografisi ile dans etmek ne kadar zor bir iş olsa gerek diye düşündüm. Kendi yaratısına sadık kalabilmek ciddi bir iç disiplin gerektiriyor olmalı, kendi başına prova yapmak bile başlı başına kendine meydan okuma sayılabilir. Bu yüzden kendi koreografisiyle dans edebilenlere ayrıca hayranlığımı ifade etmek isterim.
Festivalin tanıtımında “Küratöryel çizgisi; bedenin bir ifade aracı olarak potansiyelini, bireyin iç dünyasından yola çıkarak sahneye taşıma fikriyle şekilleniyor. Bu bağlamda beden, hem bir anlatı hem de bir ifade biçimi olarak sahnede kendine yer buluyor. Festivalin en dikkat çeken yönlerinden biri de, her bir performansın tek bir bedenle sınırlı olmasına rağmen evrensel bir anlatı kurma çabası. İzleyiciye sadece izleme değil, düşünme ve duygudaşlık kurma deneyimi sunan SOLO, çağdaş dansın birey üzerinden kolektif hafızaya nasıl dokunduğunu gözler önüne seriyor.”, şeklinde yazılmış. Gerçekten de adını “cer” (bağlantı kurma, ray) kelimesinden alan CerModern’in açık hava atmosferinde gerçekleşen gösterimler; hem fiziksel hem de duygusal anlamda güçlü bir seyir deneyimi sağladı. Bu bağlamda festival tam anlamıyla amacına ulaşmıştır, sanatçı ile sanatsever arasında “cer-yan” kurulmuştur. Ve bu cereyanın “sürdürülebilirliği” için “Deniz Alp-Özgür Adam İnanç-Galip Emre-CerModern kuartetinin” azmini sürdürebilmesini dilerim.
Pınar Aydın O’Dwyer
5 Eylül 2025, Ankara
Not: Değerli bale-dans yazarı Necla Çıkıgil’in festival üzerine önemli ve ayrıntılı analiz içeren yazısını şu bağlantıdan okumanızı öneririm: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/necla-cikigil/ankara-da-8-uluslararasi-solo-cagdas-dans-festivali/3663/ Erişim: 2.9.2025
Festivalin Sponsorları: Artıbir, Tanoto, İtalya Büyükelçiliği, Portekiz Büyükelçiliği, Goethe Institut Ankara, Fransız Kültür Merkezi, Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği, Arjantin Büyükelçiliği, Solocoreografico, Galip Emre Dance Company, Zirve, Altınel, Lavarla, Radyo ODTÜ
Fotoğraflar: Yüzleşme: Çağla Berberoğlu, diğer performanslar: Pınar Aydın O’Dwyer
Teşekkür: İzlenimlerini benimle paylaşan Eylem Karayünlü’ye teşekkür ederim.
Kaynaklar
- Aydın O’Dwyer P: Solo Dans Festivali Tüm Canlılığıyla Büyüledi. http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/2-solo-dans-festivali-tum-canliligiyla-buyuledi/2071/ Erişim: 03.07.2019
- Aydın O’Dwyer P: Düşünen Beden: Düşündüren Beden. https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/dusunen-beden-dusunduren-beden/3052/ Erişim: 30.8.2023
- Aydın O’Dwyer P: Düşünen Beden-Hisleri İfade Eden Beden: 7. Uluslararası Solo Çağdaş Dans Festivali. https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/dusunen-beden-hisleri-ifade-eden-beden/3362/ Erişim: 11.8.2024
- Aydın O’Dwyer P: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/ambivalan-cagdas-danslar-cati-ve-kugu/3608/ Erişim: 31.5.2025




























