Bir günlük tatilin bile kurumsal hayatta önemi çok büyüktür, boşa gitmesin istersiniz, döndüğünüzde ‘sen ne yaptın’ sorusuna dolu dolu cevaplar bulmanız gerekir. Ben de bu tatillerden birine iki gün kala, bitmesine çok da zaman kalmamış olan Schengen vizemi de değerlendirmek üzere, bir opera tatilinde karar kıldım.
Başladım temsil araştırmaya: daha önce çok kez gittiğim ama ne şehirden ne opera evinden asla bıkmayacağım Viyana’da Giselle temsili vardı ama biletler tabii ki çoktan tükenmiş. La Scala’ya Haziran ayında Lucia di Lammermoor prömiyeri için gideceğimden orayı da eledim. Bu harika geziyi ayrıca konuşacağız - ama aklı kalanlar için İstanbul Opera ve Bale Festivali’nde de Lucia di Lammermoor olduğunu hatırlatayım, gelenlerle orada görüşmek dileğiyle. Münih, Berlin, Leipzig, Dresden, Frankfurt gibi Alman şehirlerine bakmaya başladım fakat bu iki günlük âni gelişen ve pahalıya patlayacak olan gezime değecek bir temsil bulamadım. Neden sonra aklıma Roma’ya bakmak geldi.

Teatro dell’Opera di Roma en başta aklımıza bile gelmiyor sanki. Gounod’nun Romeo ve Juliette’ini görünce heyecanlandım. Birincil cast içerisinde Vittorio Grigolo vardı fakat bana uyan tarihte ikincil cast denk geliyordu. Vazgeçmedim, alıverdim. Hem Roma’ya gitmeyeli yıllar olmuştu.
İstanbul’daki yağışlı havayı ardımda bırakmaktan hiç pişmanlık duymadan, 20 derece olan Roma’yı ilk gün doya doya gezdim. Donizetti’nin Il Furioso ve Torquato Tasso operalarını yazarken yaşadığı ev bir sokakta tesadüfen karşıma çıkıverdi, keyfime diyecek yok. (Yanda)
Dondurma ve makarna dışında hiçbir şey yemiyorum bu sırada. Müzik görevlerimi ertesi güne bıraktım ve doya doya şehri gezdim. Ertesi güne ise planım hazır: Tosca turu.
Önce birinci perdenin geçtiği Sant’Andrea della Valle kilisesine gittim. Muazzam bir kilise. Burayı görmeyen kimse Tosca sahnelemesin, rica ediyorum. Hakkını vermek de bir o kadar zor... Tavandaki ve etraftaki resimleri incelerken acaba hangisini Cavaradossi yapmış olabilirdi diye düşünmeden edemedim. (Yanda ve aşağıda)
Sıra ikinci perdede: yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesi olan Palazzo Farnese. Burada geçen olaylardan hazetmediğimden buraya şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sefer 15 dakika mesafedeki Castel Sant’Angelo. (Aşağıda)

Tosca’nın kendini aşağıya bıraktığı surlar... Bu perdenin açılışı gün doğumunda olur ve kilise çanlarını duyarız. Puccini bu çanların gerçekten buradan nasıl duyulduğunu anlamak için Castel Sant’Angelo’yu ziyaret etmiş. Aynı sesi elde edebilmek için sahne arkasına, her biri farklı uzaklıklarda çanlar yerleştirmiş. Tam 11 çan, 5 perküsyonist ve 2 sahne arkası şefi gerektiren bu kısım, opera evlerine yüksek maliyetler çıkarıyor. Farkına varan var mı, orası meçhul. Buradaki melek figürünü Metropolitan Opera sahnelemesi pek güzel kullanmıştı doğrusu.
Turumuz bittiğine göre artık operaya doğru yürüyebiliriz. Kendimizi Tosca modundan çıkarıp, Shakespeare’in sanıyorum en çok uyarlanmış eseri olan Romeo ve Juliette moduna geçiyor ve detaylar için şu yazıya geçiş yapıyoruz. https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/ece-demirel/romada-tosca-ve-opera-turu-2/12768
Ece Demirel
10 Mayıs 2026, Roma/İstanbul
Yorumlar
Kalan Karakter: