“…Kendisine karşı gelişen bir siyasi gelişimde yer bile alabilir. Bu yüzdendir ki çoğu kez tercihlerinde yanılır. Yanılgı bile onun güzelliğini yok etmez. Yanılgı o insana yakışır üstelik. Örgütlenmeye değil, yandaş bulmaya eğilimlidir. Örgüt bilinci yerine yandaş bulma ya da olma duygusu egemendir…”
***
“Toprak verimsizse o toprağın insanı da verimsizleşiyor, bir yolunu bularak. Ama bunu hiç kabul etmeyerek üstelik. Neyi niçin istiyor, ayırdında değildir. Fabrika mı konuşuluyor, fabrika istiyordur. Sorsan “ne fabrikası” diye, “fabrika işte” der, fabrika olsun onsekizde. Sonra siyasal belirlenişlerin istismar edişi bu insanı…Bozkırın ortasındaki tuz kütlesinin üzerine ağır sanayi temeli atıverir. Tuz fabrikası değildir kurulan. Olsun varsın, bozkır insanı o sessizliğin derinliği yerine gürültüyü seçmişse kendi bileceği iştir, tercihlerinde yanılgı ustasıdır o.”
***
Yaşı 40’a yakın olanlar anımsayacaktır; bir zamanlar gazeteler promosyon yarışı içindeydi. Çanak, çömlek, bardak, ansiklopedi, televizyon hattâ otomobil veriyorlardı kuponla. Evet, yanlış okumadınız, otomobil de dahil! Ben de kupon keserek otomobil (Milliyet- 2000 model Uno S) alanlardan biriyim. Şair ve yazar Ahmet Telli adıyla da o promosyon ürünlerinden “İl İl Büyük Türkiye Ansiklopedisi”nde karşılaştım.

Çankırı’nın tanınmış isimlerinin yer aldığı bir bölümdü. Başlık ve içerik çok ilginç gelmişti, usuma not ettim; “Onsekiz Onsekiz!” Telli, bu başlık altında kendi memleketini ve insanlarını anlatıyordu.
O yıllarda politika ile yakından ilgileniyordum. İlk olarak, 1983 yılında 12 Eylül darbecilerinin icazeti sonrası kurulan Halkçı Parti’nin ilçe örgütü kuruluşunda yer aldım. Gün geldi memleketim (Şabanözü/Çankırı)de yerel yönetimlerde sorumluluk üstlendim. O tarihlerde Çankırı genelinin sosyopolitik gerçekleri malum; milliyetçi-muhafazakâr kesimin ezici bir üstünlüğü var. Böyle bir siyasi iklimde, partilerin birleşmeleri (HP+SODEP) sonrası Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adına seçimlerde belediye başkanlığı ve meclisin çoğunluğunu kazanmayı başardık.


Şeffaf belediyecilik anlayışımızın ürünü olarak “halk toplantıları” düzenliyor, bir de belediye adına dergi çıkarmaya başlıyorduk. Şabanözünün Sesi adlı dergi ile hem yapılan hizmetleri anlatmak hem de gelecek isteklerin dile getirilmesine olanak sağlayacak bir ortam yaratmaktı amacımız, yıl 1991. Daha sonra bir seçim atmosferi belirmişti, o nedenle girizgâhtaki alıntılarla göndermeler yapıp, dikkat çekmeye çalışmıştım.

Yıllar sonra Antalya’da Muratpaşa Belediyesi’nin 2025 yılında düzenlediği bir şiir etkinliğine davet edildik. Ahmet Telli de bu etkinlikte konuşmacılar arasındaydı. İşte o gün tanışma fırsatı buldum kendisiyle. Bir başka hemşehrim heykeltraş, ressam ve eğitimci Faruk Manici ile birlikte tanıştık üstelik, olduk üç hemşehri; Ben Şabanözülü, Manici Eldivanlı olduğumuzu söyleyince, kendisi de tebessümle “Eskipazar” diye ekledi. Etkinliğin mola ânı olduğu için kısa bir sohbet oldu o ortamda. Çünkü katılımcılar içinde çok sayıda kişi fotoğraf çektirebilmek için sıra bekliyordu. Zira biz de bu ânı yakalayabilmek için beklemek zorunda kalmıştık. Yüz yüze ilk ve son kez işte o gün karşılaşıp görüşebilmiştik. Onsekiz Onsekiz ile başlayan Ahmet Telli merakı, ancak 34 yıl sonra Antalya’da o kısacık sohbetle nihayete ermişti.
Çankırı’dan aynı kuşak diyebileceğim iki büyük ozan çıktı; Ahmet Telli (1946-2026) ve Abdullah Nefes (1941-2021). Üstelik ikisi de hemen aynı siyasal çizgide. Farklı yıllar da olsa, her ikisini de 80 yaşlarında yitirdik. Nefes ozanımızla da ancak sosyal medyada tanışma, yazışma olanağı bulmuştum, Ilgazlı idi. Bir süre sonra onu da kaybettik. İki büyük yazın ustası da Ankara’da, Karşıyaka gömütlüğünde ebedi uykularındalar artık. Toprak incitmesin, anıları rehberimiz olsun.
Hasan Hüseyin Dulun
13 Temmuz 2026, Antalya