Ankara ilkbaharını yaşıyoruz özgün, bildik güzellikleriyle ve yaza girmek üzereyiz… İlkbahara kimi şiirlerde, şarkılarda “ilkyaz” da denmiş. Türkçemizin dağarcığının zenginliği, tıpkı ilkbaharın benzersiz renk yelpazesi gibi; onu da çok beğenirim.
İlkbahar, yeniden doğuş, doğanın uyanışı, yeni umutlar gibi kavramların yanı sıra, çok sayıda çiçekle de özdeşleştirilir: dallardaki pembe-beyaz erik/badem çiçekleri; ilk, aceleci kokularıyla leylaklar; kırların özgür papatyaları; şiirlerin ve şiirselliğin beyaz-sarı-pembe-kırmızı gülleri... Kış biterken açmaya başlayan, apartman bahçelerinde, kentin yollarında rastladığım ya da önünden geçtiğim çiçekçilerin vitrinlerinde aradığım ve yollarını gözlediğim çiçekler…
İlkbaharın bu klasik çiçekleri dışında, ülkemizde doğada yetişmeyen, yani Ankara’nın bahçelerinde, parklarında, bulvarlarında rastlanmayan güzel bir çiçek daha var; mevsimsel yaşam döngüsü nedeniyle yine ilkbaharla ilişkilendirilen, bu zamanlarda çiçekleri açan ve birçok özelliğiyle çekici bir bitki, gardenya…

Kaynaklara göre, gardenya kısa-orta boylu çalı türü bir bitki olup, ana vatanı Asya, Avustralya ve Afrika’nın tropik ve sub-tropik bölgeleridir. Oralardan tüm dünyaya, yaşamasına uygun iklim koşullarına sahip coğrafyalara yayılmış. Yüzü aşkın türü tanımlanan bitkinin en bilinen ve süs bitkisi olarak en çok kullanılan türü Gardenia jasminoides’dir. Ülkemizde seralarda, fideliklerde saksı/süs bitkisi olarak yetiştiriliyor ve tüm yıl boyunca dökülmeyen koyu yeşil yaprakları ve genelde kar beyazı ve çok güzel kokan çiçekleriyle tanınıyor. Gardenya bitkisine taksonomik ismi hekim, zoolog ve bitki bilimci Alexander Garden’a (1730-1791) ithafen verilmiş.
Aslında, gardenya hakkında tüm bu ve daha ayrıntılı, ilginç bilgilere, ne yazık ki çok yeni keşfettiğim, bundan da doğrusu biraz yazıklandığım, oldukça eski, türünde klasik olmuş güzel bir şarkı sayesinde sahip oldum: Dos Gardenias…

Isolina Carillo (1907-1996)
Dos Gardenias, 1945/47 yıllarında Kübalı besteci, şarkıcı ve piyanist Isolina Carillo (1907-1996) tarafından bestelenmiş ve yıllar içinde tüm dünyada hem popüler olmuş hem de çok sayıda şarkıcı ve grup tarafından yorumlanmış duygusal, hüzünlü bir bolero.
Dos Gardenias’a internette tesadüfen rastlamıştım ve ilk dinleyişten sonra tekrar ve tekrar dinledim. Ulaşabildiğim hepsi güzel birkaç yorumdan özellikle bir trionun yorumu beni çok etkiledi. Son yıllarda yapılmış bir kayıt; ustalıklı piyano ve kontrbasın eşlik ettiği solistin güzel, berrak ve zarif yorumu (https://www.youtube.com/watch?v=-XnXqspfLaM&list=RD-XnXqspfLaM&start_radio=1). Bir çiçeğin güzelliğinin bir şarkıya bu denli yansıyabilmesi, müzik sanatının hayranlık verici bir örneği olsa gerek.

Diller (kültürler) gibi çiçeklerin (bitkilerin) de dünya üzerindeki tarihsel dolaşımı ve göçleri şaşırtıcı öyküler ve sonuçlar barındırabiliyor. Bu bağlamda, gardenya bitkisi muhtemelen 18/19. yy. da Asya'dan belki de ilk durağı olan Avrupa'dan Güney (Latin) Amerika'ya giderken, İspanyolca da yine G. Amerika'ya ondan çok önce ulaşmış olan bir dil. Bu ikilinin buluşmasından sonra, 20. yy. ortalarında; bu sefer oralardan, Havana'dan tüm dünyaya ve zamanının ötesine yayılan bir şarkı bestelenmiş, lirik sözleri ve bolero tarzındaki müziğiyle... Bir kıtanın, tarih içinde, farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalardan gelen iki farklı kültürel/dirimsel ögeyi, bir yabancı dili ve bir yabancı çiçeği, yüz yıllar sonra sentezleyerek oluşturduğu güzel, seçkin, etkileyici bir sanatsal yapıt: İki Gardenya…
SAMİ EREN
20 Mayıs 2026, Ankara