On iki yıllık aradan sonra Don Giovanni Ankara’ya döndü. Biz 2014 yılında Yekta Kara’nın rejisörlüğünde bir yapımı, farklı kadrolarla, birkaç kez izlemiştik. Ondan önce de 1997-1998 sezonunda sahnelenmiş. 2025-2026 sezonu sonunda Don Giovanni’yi farklı bir konsept ile ele alınmış ve sahnelenmiş haliyle izledik. Diğer bir anlatımla, bu kez izlediğimiz sahne düzenlemeli, dramatize ama piyanonun orkestranın yerini aldığı bir temsil oldu.
İlk iki temsilini izleyebilme fırsatını yakaladığımız, bizim için dinlemeye doyum olmayan, Wagner’in tanımıyla “Operaların Kralı” Don Giovanni’yi Kadri Özcan sahneye koymuş. Kitapçık basımı biraz da anlaşılmaz gerekçelerle artık kaldırıldığından, sonradan öğrendiğimize göre tiyatrodan geldiği anlaşılan Kadri Özcan piyanolu bu sürümde Opera’nın tüm akışını tek sahneye indirgemiş ya da sığdırmış. Don Giovanni’nin Donna Anna’nın odasına gizlice girişi; Anna’nın babası Commendatore’nin kural tanımaz Don Giovanni ile düellosu; köylü düğünü; Don Giovanni’nin kılık değiştirerek, aldattığı sevgilisi Donna Elvira’nın hizmetçisine serenat yaptığı balkon sahnesi; Don Giovanni’nin gizlendiği mezarlıkta Commendatore’yi yemeğe davet ettikten sonra, malikanesinden bir ziyafet sahnesi ve nihayet meydan okuyan Don Giovanni’nin Commendatore tarafından cehenneme ateşler içine çekilmesi. Bütün bu olaylar bir mezar taşı, bir dev lahit, arka planda karanlıklar arasında fonda bir dev ağaç (ki çok gerçekçi yapılmış), şeytanı temsilen iki çirkin yaratık ve bir kuyruklu piyanonun bulunduğu sahnede geçiyor. Karanlık, soğuk bir atmosfer. Lakin ışık oyunlarıyla bazı sahneler iyi renklendirilmiş. Bu sabit dekorda (Özgür Usta) Kadri Özcan operanın karakterlerini sürekli hareket halinde tutmuş, sahneler arasında akıcı geçişler yaratmış; hızlı giriş çıkışlarla temsil sıkıcılıktan uzak tutulmuş. Unutmamalı ki orkestranın yokluğu büyük bir boşluk yaratarak eseri sıkıcı hale getirebilirdi. Bizim gibi Don Giovanni operası tutkunları için bir şey söylemeyelim ama belki ilk kez operaya gelenler bile, sonuna kadar temsili izlediler, bu da sahnelemenin amacına ulaştığını göstermekte.
Prömiyer kastı
Don Giovanni operası trajik ile komik arasında bir noktada. Resitatiflerin Türkçe ve çevirilerinin çok iyi olması, dev eserin bu iki unsurunun izleyicilerce kolayca anlaşılmasına vesile oldu. Eserin kalabalık bir kadrosu var ve karakterler hemen hemen sürekli sahnedeler. Dolayısıyla iyi bir dramatik oyunla orkestra yokluğunu kapatmak gerekiyordu, bunda da başarılı olunmuş. Her iki temsilde de sanatçıların kaliteli oyun yatkınlığı dikkate değerdi.
Işık düzeni (Ali Gökdemir) çok iyi idi. Belli bir döneme saplanmayan, zamansız kostümler (Gazal Erten) hem operanın ciddi, trajik (Donna Anna, Donna Elvira), hem de komik boyutuyla uyumluydu (Leporello’nun hafif garibe kaçan kostümleri ve Don Giovanni’nin sarı camlı gözlükleri, Leporello’nun şapkası, Don Giovanni’nin deri uzun mantosu, vb.), iyi seçilmişti.
Tercan, Çiçek Cihan, Mehlika Karadeniz
Don Giovanni’yi ilk ve ikinci temsillerde seslendiren Tuncer Tercan ve Umut Kosman, her ikisi de Don Giovanni için rejisörün vermek istediği vurdumduymaz, çapkın, biraz kendini beğenmiş ve başkalarını kullanmaktan çekinmeyen karakter görüntüsünü bizlere çok iyi yansıttılar. Tercan gerek söyleminde gerek hareketlerinde çok rahat; yılların sahne tecrübesi onu sahneyle de karakterle de bütünleştirmiş (Bu arada Tuncer Tercan’ın emeklilik öncesi son opera yapımı olduğunu da temsil vesilesiyle öğrendik.).

Rahat ve doğal biçimde yayılan bir sese sahip olan Umut Kosman da hem vokal hem fiziksel açıdan kusursuz bir umursamaz ve kayıtsız karakter örneği sundu. Sesinin tınısında yuvarlaklık, genişlik ve çekicilik bulunan bir yorumcu; şampanya aryasında gerekli küstahlığı, serenatta gereken özgüveni, Komutanın karşısında ise korkuyu göstermeyi başarıyor. Şampanya aryasında, ki operanın zorlu pasajlarındandır, çok rahat ve müzikaldi.
Operada üç tip rol mevcut: komikler, ciddî olanlar ve ikisi arası karakterler. Ciddî karakterlerden Donna Anna ve Don Ottavio prömiyer akşamı Sevil Erçak ve Ali Can Akyıldız tarafından seslendirildi. İkinci temsilde ise bu roller Mehlika Karadeniz Bilgin ve Hüseyin Duranöz tarafından üstlendi. Mehlika Karadeniz Bilgin ilk temsilde Donna Elvira’yı seslendirmişti. 2014 yılında da bu rolde izlediğimiz Mehlika Karadeniz Don Giovanni’yi sürekli izleyen terkedilmiş sevgilinin asabiyetini, kıskançlığını güzel yansıttı. Ses çok iyi projekte ediliyor, zorlanmadan; ataklar net; ses keskin hatlı; tizler bu bakımdan ok gibi özgür, fırlıyor. Gerek Donna Anna, gerekse Donna Elvira’da iyi bir performans sergiledi. Lakin Donna Anna olarak daha sevdiğimizi söyleyebiliriz. Ciddî karakterlerden Donna Elvira’yı ikinci temsilde Beste Şahin seslendirdi. Bu rollerin gelişmiş, oturmuş bir tekniğe, geniş bir ses aralığına (registere) ve ustalığa (virtüozite) sahip olması gerekir. Gerek Erçak, gerek Şahin entonasyonları, vurguları ve diksiyonları bakımından iyiydiler. Operanın iki önemli aryasına sahip, ciddî karakterlerden Don Ottavio’da Ali Can Akyıldız parlak sesi, oldukça akıcı çizgisiyle iyi bir yorumlayış sergiledi. İkinci akşam Hüseyin Duranöz ise beklediğimiz Don Ottavio karakterine daha uygun bir sese sahip: açık, hafif ve genç tenor tınısı. Oldukça yumuşak. Ses hacim olarak büyük değil ama zarafet sergileyen, saf çizgileri olan bir ses.

Emin Özdemir Leporello rolünde, selamda
Leporello, Masetto ve Zerlina komik unsuru temsil ederler. Her iki akşam Leporello’da bariton Emin Özdemir gerek vokal gerek oyunculuk bakımından çok güzel bir performans sergiledi. Enerji taşan bir Leporello portresi çiziyordu. Ses çevik, diksiyonu da oldukça etkileyiciydi. Finaldeki cezalandırma sahnesinde duyduğu korku inandırıcı tınlıyordu. Her iki temsilde de Olça Bora’nın seslendirdiği Zerlina parlak, taze sesiyle kendine özgü bir tını ve söyleyiş taşıyordu. Don Giovanni ile ünlü düeti genç bir şarkıcı için etkileyici bir sahne olgunluğu sergiliyor. Baştan çıkarıcılığa geçişi ise doğal, rahat. Masetto’ya gelince; ilk akşam bariton Emre Uluocak’ı izledik. Uluocak’ın canlandırdığı Masetto dikkat çekici vokal varlığıyla, yalnızca kıskanç bir köylü olmanın çok ötesine geçiyor. Sert bir yapısı var, ancak aynı zamanda incinmiş bir onur duygusuyla da derinlik kazanıyor. Vokal açıdan ise kaya gibi sağlam bir pes temele sahip. İkinci temsilde bas Mahir Kat da az çok aynı profili çizdi, saf ama ezik olmayan bir damadı temsil etti.
Commendatore (Komutan) zor bir roldür. Onun devasa bir hayalet gibi hiçbir yapay etkiye başvurulmadan karanlık, gerçekdışı bir varlık olarak göründüğü Kadri Özcan’ın yalın sahnelemesinde Özgür Savaş Öztürk ve Yiğitcan Tatlıoğlu’nun canlandırdıkları Commendatore çok etkileyici bir komutan yorumuyla öne çıkıyor. Son derece iyi tasarlanmış, kostümlendirilmiş ve ışıklandırılmış. Özgür Savaş Öztürk derin, güçlü rezonansa ve dramatik ağırlığa sahip sesiyle, dinleyiciyi ortak bir ürpertiye sürükledi, aynı 2014 yılındaki temsilde olduğu gibi. Yiğitcan Tatlıoğlu da aynı şekilde, derin sesini özellikle son anlarda o kadar etkileyici kullandı ki, bir ölüm çanı gibi yankılandı. Hem ayinsel bir ağırlık taşıyan hem de dehşet uyandıran Komutan portresini güzel yansıttılar.
Ankara Operası’ndaki Don Giovanni’nin bu yeni yapımında da 2014 yılında olduğu gibi, baş kahramanın ateşler içine, diğer bir ifadeyle cehenneme çekilmesinden sonra Prag versiyonunda (1787) yer alan ve kötülerin sonu böyledir mesajını veren Altılı ( Sextet) temsile dahil edilmemiş. Soru işaretleriyle dolu bir mesajla bitirilmiş. Prag versiyonu mu, Viyana versiyonu mu olmalı tartışması belki de hâlâ devam etmekte.
Piyanolu versiyonuyla seslendirilen bu dev eserde koca orkestranın yerine geçen piyanist Çiçek Cihan’ın klavyesinden harika notalar döküldü dersek, abartılı olmayacaktır. Uzun bir operayı, bir ara ile piyanoda kusursuz bir performansla sergilemek o kadar kolay olmasa gerek. Partisyonu senfonik yoğunluğundan arındırılmış haliyle keşfettik ve karşılaştırma yapmadan, ayrı bir yere oturttuk. Bununla beraber sadece piyanonun varlığıyla ve tek sahne içinde tasarlanmış olması dışında, belki birkaç kesintiyle, opera bütünüyle hazırlanmış olarak sahnelendi.
Ankara Devlet Opera ve Balesi neden sadece piyanolu bir yorumla izleyici karşısında çıkmayı yeğledi, bilmiyoruz. Ama eser orkestralı, komple haliyle (2014) henüz belleklerde olduğundan, acaba bir başka Mozart operası mı seçilseydi diye düşünmedik değil. ADOB’un repertuvarında olduğunu bildiğimiz Idomeneo, bugüne kadar seslendirilip, seslendirilmediğini bilmediğimiz Mitridate, Lucio Silla veya komik operaları var, büyük bestecinin. Acaba onlardan biri bir seçim olamaz mıydı diye düşünmedik de değil. Bu operaları da Ankara Operası sahnesinde dinleyebilme umudunu koruyoruz.
Ayşe ÖKTEM
20 Mayıs 2026, Ankara,