Ankara CSO Ada Ana Salon’da 8 Mayıs 2026 Cuma akşamı Avrupa Günü Özel Konseri vardı. Orkestrayı şef Michal Nesterowicz yönetiyordu. Vurmalı çalgılar için bestelenmiş bir konçertoya pek sık rastlanmıyor; bu tür bir eserin Türkiye’deki ilk seslendirilişini dinleme olanağı bulmak güzeldi doğrusu.

Danny Elfman
Amerikalı besteci, şarkıcı ve söz yazarı Danny Elfman (d.1953) yaratıcı ve dramatik film müzikleriyle tanınıyor. Oingo Boingo grubunun lideri ve vokalisti olarak ün kazanıyor. 1980’lerde film müzikleri bestelemeye başlıyor; orkestral görkem ve sıra dışı melodiler ile kendine özgü bir tarz geliştiriyor. Film, televizyon dizisi, sahne oyunları, konser gibi değişik alanlarda pek çok eser yaratıyor. Farkında olmadığımız ama yakından bildiğimiz pek çok ünlü film müziği onun imzasını taşıyor.
Konserde Türkiye’deki ilk seslendirilişini dinlediğimiz Danny Elfman parçası Perküsyon ve Orkestra için Konçerto (Percussion Concerto) idi. Elfman bu eseri İskoçyalı ünlü perküsyon sanatçısı Colin Currie (d.1974) için besteliyor ve ilk kez 2022’de seslendiriliyor.
Vivi Vassileva
Konserde konuk perküsyon sanatçısı Bulgar asıllı Alman Vivi Vassileva (d.1994) idi. Müzisyen bir ailede yetişen Vassileva küçük yaşta vurmalı çalgılara merak sarıyor ve bu konuda eğitim alıyor. Ünlü eğitmenler ile yaptığı çalışmalarını çeşitli ödüller ile taçlandırıyor. Pek çok kıtadan her tür vurmalı çalgı ile müzik yapıyor. 2022 yılında Gregor Mayrhofer’in (d.1987) Geri Dönüşüm Konçertosu’nu (Recycling Concerto) geri dönüşüm malzemelerden yapılan vurmalı çalgılar ile seslendirmesini ilginç bir örnek olarak belirtmek istiyorum.
CSO’daki konserde marimba, vibrafon, davul, darbuka ve ahşap bloklardan oluşan pek çok enstrümandaki başarılı performansı ile 21. yüzyılda vurmalı çalgıları yüceltmeye çalışan yeni kuşağın başarılı bir temsilcisi olduğunu kanıtladı. Ayrıca, güçlü bir tekniğe sahip olduğunu gösterdi.
Perküsyon ve Orkestra için Konçerto
Konsere gitmeden önce biraz bilgilenmek için Danny Elfman’ın müziği konusunda kısa bir iki okuma yaptım. Elfman’ın bestelerinde çoğu zaman ‘güçlü orkestral düzenlemeler, alışılmadık armoniler ve dinleyicinin dikkatini hemen çeken akılda kalıcı temalar’ bulunuyor. Müziğinde ‘masalsı atmosfer, duygusal yoğunluk, oyunbaz enerji, mizah, çocuksu bir hayret, büyülü ve hafif gizemli bir hava’ unsurlarına rastlanıyor. ‘Dramatik bakır üflemeliler ve ritmik vurmalı çalgılar kullanarak heyecan ve gerilim’ oluşturuyor. Ülkemizde ilk kez seslendirilecek eserde acaba bu unsurları fark edebilecek miyim? diye düşünmekten kendimi alamadım.

Salona girdiğimde sahnede, önde Vivi Vassileva için hazırlanmış hayli zengin vurmalı çalgılar topluluğu hemen göze çarpıyordu. Arka sırada, orkestra içinde 5 ayrı perküsyon sanatçısı için 5 ayrı vurmalı çalgı grubu yer alıyordu.
Konser kitapçığında eserin dört bölüm olduğu bilgisi vardı; Triangle, D.S.C.H, Down ve Syncopate. Ancak bölümlere neden bu isimlerin verildiği bilgisi kitapçıkta yoktu. Ülkemizde ilk kez çalınacak, daha 4 yıl önce bestelenmiş yeni bir eser hakkında keşke kısa açıklamalar kitapçıkta yer alsaydı diye düşündüm. Önceden çalışmamın bir yararı da bu oldu; konseri dinlerken bölüme ismini veren temaları seçebildim, vurmalı çalgıları takip ettim, kayan ritmleri bulmaya çalıştım.

İlk bölümde yoğun kullanılan vurmalı çalgıların sahnede bir ‘üçgen’ gibi yerleşimi nedeni ile ilk bölüme ‘Triangle / Üçgen’ ismi veriliyor. İkinci bölümün ismi ‘D.S.C.H / Re.Mi bemol.Do.Si’; yani Rus besteci Dmitri Şostakoviç’in (1906-1975) notalardan oluşan imzası. Elfman’ın Şostakoviç sevgisi nedeni ile bu bölümde imzasını çağrıştıran müzikal motifin yeraldığı anlamına geliyor. Üçüncü bölüm kasvetli ağır karakterli yapısı nedeni ile ‘Down / Hüzünlü’ ismini alıyor. Dördüncü bölümün ismi Syncopate / Senkop ritm’; bu bölümde karmaşık, sürükleyici, enerjik ancak kaydırılmış ritmler bizi bekliyor olmalı.
Vivi Vassileva ve tüm orkestra çok enerjik bir performans ortaya koydular. Zevkle dinlediğimiz, ilginç bir konser oldu. Vassileva haricinde, 5 vurmalı çalgılar sanatçısının bu denli etkin katılımı olan bir eser izlememiştim herhalde. Dinmeyen alkışlar ve çiçek sunumları sonrası Vassileva bir konuşma ile kendisinin Bulgar asıllı olduğunu, komşuluk nedeni ile benzer müzikal tonları içeren bir parça ile veda edeceğini söyledi. Bir Bulgar halk şarkısı olan (yanılmıyorsam) Kalino Mome (Kalino’lu Kız) parçasının marimba versiyonunu ile seyirciyi ödüllendirdi.

İkinci yarı için verilen ara sırasında Vassileva ve diğer vurmalı çalgılar sanatçılarının birlikte fotoğraf çektirmesi güzel ve şirin bir dayanışma idi.
Konserin ikinci yarısında Fransız besteci Georges Bizet’in (1838-1875) ünlü eseri Carmen Suiti vardı. Bizet, Carmen Operası’nı 1875’de besteliyor. Kısa süre sonraki ölümünden sonra yakın arkadaşı Ernest Guiraud (1837-1892) bu ünlü operadan bazı şarkıları 1885 ve 1887’de iki ayrı süitte topluyor. Her iki süitte de altışar parça yer alıyor; bunlar operadaki ayni sırayı takip etmiyor ve tümüyle aynı da değil. Süitler Bizet’in opera müziğinin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlıyor.
Konserde CSO’yu Polonyalı şef Michal Nesterowicz (d.1974) yönetiyordu. İlk bölümdeki enerjik eserde Vassileva ve orkestranın uyumunu, vurmalı tüm çalgıların uyumunu başarı ile yönetti. İkinci bölümde ise bazen Carmen’in duygusal, baştan çıkarıcı karakterini yansıttı, bazen de Toreadorun kendinden emin, gururlu boğa güreşçisi karakterini seyirciye aktardı. Birinci keman Özgür Baskın ile tüm orkestra güzel bir konser dinlememizi sağladılar.

Son söz yerine: Avrupa Günü
‘Konser’ denilince sadece salondaki müzik akla gelmiyor. Salona ulaşım, otopark, program kitapçığı, görevliler, salonun atmosferi ve benzeri etkenler ile bir bütün kastediliyor aslında.
Bu etkinlik ‘Avrupa Günü Özel Konseri’ idi. Ancak yaklaşık 1.500 seyirci, büyük olasılıkla, ‘Avrupa Günü’nün ne olduğuna dair bir bilgi edinmeden salondan ayrıldı, diye düşünüyorum. Böyle özel günlerde dinleyicilerin önünde fotoğraf çektirip paylaşabilecekleri bir arka zemin panosu olsa tanıtıma katkısı olabilirdi. Program kitapçığına konacak küçük bir bilgi ile Avrupa Günü’nün ne olduğu da anlatılabilirdi.
Geçen seneki konser sonrasında da yazmıştım [1]; böyle günlerde sanatçı ve eser seçimleri bile bir anlam taşıyor. O gözle bakarsak ‘Avrupa Günü’nde Amerikalı bir sanatçının eserini seslendirmenin özel bir anlamı var mı’ diye bile düşünüyor insan.
Böyle etkinliklerde yöneticilerin ve dış ülke temsilcilerinin ayrı bir salonda bir araya gelmesi gayet doğal; ancak biletli seyirci ile hiçbir bilgi paylaşılmadığı zaman insan kendisini tümüyle dışlanmış gibi hissedebiliyor. O etkinlikte kendi varlığını sorgulayabiliyor; Avrupa Birliği için bu mesaj verilmek istenmiyordur herhalde.
Neyse, konser güzeldi. Uzun zamandır vurmalı çalgılar ağırlıklı bir konser izlememiştim. CSO ile ve şef Nesterowicz, perküsyon sanatçısı Vassileva ile güzel bir akşam geçirdik. Teşekkürler.
Emeği geçen tüm ilgililerin ve sanatçıların yüreğine sağlık. Avrupa Günü kutlu olsun.
Levent TOSUN
11 Mayıs 2026, Ankara
[1] Geçen seneki Avrupa Günü yazısı için:
https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/levent-tosun/avrupa-gunu-ozel-konseri/12416
(Bilgi notu) Avrupa Günü
İkinci Dünya Savaşı sonrası ‘insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’ konularında gelişimi ve devamlılığı sağlamak amacı ile 5 Mayıs 1949’da Avrupa Konseyi kuruluyor. Kurucu 10 ülkeye 3 ay sonra katılan Türkiye ve Yunanistan da kurucu olarak kabul ediliyor; bugün 46 üyesi var. 1964 yılından bu yana kuruluş tarihleri olan 5 Mayıs’ı ‘Avrupa Günü’ olarak kutluyorlar.
Avrupa Birliği’ne gelince; dönemin Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman (1886-1963) Avrupa Kömür ve Çelik Birliği kurulmasını öneriyor. 9 Mayıs 1950 tarihli öneri üzerine kurulan bu topluluk 1957’de, önce, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) adını alıyor, sonra, 1993’de Avrupa Birliği (AB) oluyor. Günümüzde 27 üyesi var ve 1985’den bu yana kuruluş tarihleri olan 9 Mayıs’ı ‘Avrupa Günü’ olarak kutluyorlar.
İzlediğimiz konser, Türkiye olarak kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin Avrupa Günü kutlaması değildi; üyesi olmadığımız Avrupa Birliği’nin Avrupa Günü Konseri idi. Ayni bayrağı ve ayni ulusal marşı kullanan ancak Avrupa Günü’nü ayrı tarihlerde kutlayan bu iki kuruluş bazen karıştırılıyor.