Bazıları, önemli kişiliklerin doğum-ölüm yıldönümlerinde anımsanması ve anılmasını “takıntı” olarak görse de, özellikle köşeli yıldönümleri her zaman önemlidir ve bir biçimde anımsanmaya değer. 9 Ağustos 2025, büyük besteci Dimitri Şostakoviç’in (1906-1975) 50. ölüm yıldönümü. Dünyada pek çok müzik insanı ve kurumu onu anıyor.
Sanat ve sanatçılar, ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerde önemli rol oynarlar. Üstelik, yıllardır böyledir bu. Erken Cumhuriyet döneminde, İstiklal Savaşımız sırasında başlamış olan Türk-Sovyet ilişkilerinde de evrensel sanat aracılık rolü oynamış, iki devletin sanatçıları ilişkilerin gelişmesi için düzenlenen gezilere katılmış, konserler vermiş, seminerlerde konuşmacı olmuştur.
En güzel örneklerden biri, 1935 yılında ön temaslar sonucu mutabık kalınması üzerine, bir Sovyet müzik grubunun Türkiye’yi ziyaretidir. İşte Şostakoviç, henüz 29 yaşındayken bu grubun bir üyesi olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’deki etkinliklere katılmıştır. İstanbul'da 5, Ankara'da 15 ve İzmir'de 3 konser verilmiştir. Ankara’da Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü başta olmak üzere devletin önde gelenleriyle tanışmış, konserlerde sadece kendi yapıtlarını seslendirmiştir. Programında Adagio ve Polka, 24 Prelüd ve Füg başlıklı piyano parçaları, Piyano Konçertosu, Cıvata balesi yer almış, konçertoda orkestra partilerinin redüksiyonunu eşlik olarak Lev Oborin çalmıştır.

Sovyet heyeti Karaköy rıhtımında. Ortada gözlüklü, Dimitri Şostakoviç (1935)
1917 Ekim Devrimi sonrası oluşan Sovyetler Birliği'nin genç ama gelecek vaad eden bir piyanist ve bestecisi olarak gruba dahil edilen Şostakoviç, 11 Nisan 1935 günü Odesa limanından hareket eden Franz Mehring adlı vapurla İstanbul’a geldi. . Heyette, opera sanatçıları Valeriya Barsova, Maria Maksakova, Aleksander Pirogov, Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu artistleri İvan Jadan ile Nortsov, orkestranın başkemancısı Abram Makarov, Leningrad Balesi dansçıları Natalya Dudinskaya ve Asaf Messerer, piyanist Lev Oborin ve keman solisti David Oistrakh bulunuyordu. Orkestra şefi Sovyet devlet sanatçısı Lev Steinberg de Avrupa’dan trenle gelerek İstanbul’da gruba katılmıştı.

Şostakoviç, soprano Maria Maksakova ile İstanbul'da (1935)
İkametlerine ayrılan Pera Palas otelinde 147 numaralı odada piyanist Lev Oborin’le birlikte kalan Şostakoviç, o dönemde İstanbul müzik yaşamının iki önemli kişisi Cemal Reşit Rey ve Hasan Ferid Alnar’la dostluk kurdu. Rey ve Alnar, çeşitli Türk halk müziği derlemelerinden elde edilen yazılı materyalin bir kopyasının Rus besteciye sundular. O yılların koşullarında bestelerini yazdıkları nota kağıtlarını, düz kağıda cetvelle çizerek elde eden Şostakoviç’e, basılı nota kağıtlarını alabileceği Yüksek Kaldırım’daki Papajorjiu Müzikevi’ni de Alnar tarif etmiş, Pera Palas’tan çıkıp nasıl yürüyerek gidebileceğini anlatmıştı. Şostakoviç gidip Papajorjiu’dan aldığı nota kağıtlarına, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi orduları kuşatması altındaki Leningrad’da 7. Senfoni’sini yazacaktı.
Şostakoviç , İstanbul’da Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği müzik yarışmasında jüri üyeliği de yaptı. Jüride, kulağındaki ağır iltihap nedeniyle tedavi amacıyla İstanbul’da bulunan Ahmet Adnan Saygun’la tanıştı. Yarışmanın kazananı müzik öğretmeni ve besteci Faik Canselen’di.
Gezinin Ankara bölümünde, Şostakoviç Musiki Muallim Mektebi’ni de ziyaret ediyor, o sırada henüz 15 yaşında bulunan Sabahattin Kalender’le tanışıyor, beste denemelerini inceleyip dinliyor, bu genci son derece yetenekli buluyordu. Kalender daha sonra orkestra şefi ve besteci olarak adını müzik tarihimize yazdıranlar arasında yer alacaktı.
Şostakoviç bu gezisinde ve daha sonra Sovyetler Birliği’ne giden Türk müzisyenlerden bazılarıyla dostluklar kurdu. Bunlardan biri de Necil Kâzım Akses’ti.
Necil Kâzım Akses, Sovyetler Birliğine yapılan bir ziyarette heyet üyeleri arasındaydı. Şostakoviç’le görüşmek istiyordu ama Kırım'da ikâmete zorunlu tutulduğunu öğreniyordu. Akses bu anısını şöyle anlatıyordu: “Sürgünün sebebi de şu idi: Onun yazdığı Minsk Şehrinin Lady Macbeth’i operasını Stalin beğenmemiş ve kızmış, onu Kırım’a sürgüne göndermiş. Ama şimdi bu opera bütün dünyada önemli bir eser olarak Katerina İsmailova adı altında büyük operaların repertuvarındadır. Daha sonra Şostakoviç’in itibarı Sovyet rejimi çerçevesinde iade edilmişti. Sonraki yıllarda muhtelif vesilelerle çok yakın beraberliklerimiz olmuştur”.
Şostakoviç’in Nazım Hikmet’le de tanışıklığı soz konusudur.

(Murat Germen & Cafer Türkmen Arşivi)
1954’te Moskova’da İttifaklar Evi'nin Ekim Salonu'nda düzenlenen Şostakoviç'e Uluslararası Barış Ödülü'nün verilmesi sırasında Jüri Başkanı Nazım’la Şostakoviç’i yan yana otururken gösteren bir fotoğraf bulunuyordu. 1959’da da İsveç’e yapılan bir ziyarette Sovyet Heyetinde Nazım da yer almış, Şostakoviç’in de para bozdurmak dahil yardımlarını görmüştü. Nazım’ın 1942 ‘de Türkiye’de cezaevindeyken radyodan duyduğu Şostakoviç’in 7. Senfoni’sinden çok etkilendiği de söylenir.
Nazım Hikmet’le Dimitri Şostakoviç’in son buluşmaları ise Moskova’daki Novodevichy Mezarlığı'nda oldu. Rastlantı bu ya, Şostakoviç’in ölüm günü 9 Ağustos, ilginç bir öyküye sahip 7. Senfonisi’nin de ilk seslendirildiği gündü.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
9 Ağustos 2025, Ankara
- Cumhuriyetin Müzik Öncüleri: 10 Portre , İlkler/Yolu Kesişenler. Şefik Kahramankaptan, Cumhuriyet Yayınları, 2024. https://www.cumhuriyetkitap.com.tr/cumhuriyet-in-muzik-onculeri-10-portre
Önerilen yazı: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/ahmet-makal/olumunun-50-yildonumunde-sostakovic-i-yeniden-dusunmek/3645/





























