Konser türü etkinlikler vücudumuzun ve ruhumuzun dinlendiği, yeniden enerji depoladığı zaman aralıkları oluyor. Güncel konulardan uzaklaşmak olanaksız olsa bile beynimiz kısa bir süre için başka konuları öne çıkarıyor; onlarla meşgul olup rahatlıyor. Bu yazıda sizlere 9 Ocak 2026 Cuma akşamki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) Can Çakmur (d.1997) konserinden bahsetmek istiyorum.

Gittikçe daha da gençleşen CSO, başkemanda Özgür Baskın ve konuk şef Japon asıllı Masato Suzuki (d.1981) yönetiminde çok güzel bir performans sergiledi.
Konserden bahseden değerli Haluk Direskeneli yazısını öncelikle bilginize sunmak isterim [1]. Ben o yazının dışındaki konulardan, konserde aklıma gelenlerden bahsetmek istiyorum.
Can Çakmur
Sanatçımız Can Çakmur’u, uzun yıllar önce, değerli Şefik Kahramankaptan’dan duymuştum. O duyum üzerine gittiğimiz Bilkent Senfoni Orkestrası (BSO) salonlarındaki konserin ilk yarısında başarı bir sunum yapmıştı. Konserin ikinci yarısını ise balkonda, tam da önümüzdeki bir boş koltuğa oturup dinlemişti. (O zamanlar kabarık saçları vardı). Sonraki yıllarda, mümkün olduğunca, konserlerini kaçırmamaya çalıştım. TED Ankara Koleji İncek Kampusu salonundaki konseri ile ilgili Şefik Kahramankaptan yazısı [2] ile Ahmet Say ödülünü aldığı MEB Şura Salonu’ndaki tören ve konseri anlatan benim yazımda [3] bahsettiğim konserler ilk hatırıma gelenler.
Can Çakmur‘un 2017 İskoçya Uluslararası Piyano Yarışması ve 2018 Hamamatsu Uluslararası Piyano Yarışması birincisi olduğunu bir kez daha belirteyim.
Eylül 2024 tarihli Hanoi konseri için Can Çakmur’un ismini duyan Vietnam Ulusal Senfoni Orkestrası Japon şefinin övgü sözleri ile seyahat süresini uzatarak masterclass / ustalık derslerinde sunum yapmasının istenmesi, bir nedenle duyduğum ve gururlandığım bir diğer konu.
5 Ekim 2025 tarihli bir sosyal medya mesajında Can Çakmur, bu yazımda bahsetmekte olduğum CSO konseri için davet yapıyor ve şef Suzuki’yi anlatıyordu:
“Masato Suzuki dahi bir müzisyendir. Her türlü klavyeli çalgıda ustadır, efsanevi Bach Collegium Japan’ın daimi şefidir, bestecidir. Yıllardır beraber Türkiye’ye, CSO’ya gelmek istiyorduk, nihayet gerçekleşiyor. Bu konseri kaçırmayın”.
Konserdeki Liszt
CSO, konserde ilk olarak Franz Liszt’in 2 no’lu Macar Rapsodisi’ni seslendirdi. 1847 tarihli bu parça Liszt’in en ünlü ve en sık seslendirilen piyano eseri. Macar halk müziği ile çingene (Roman) müzik geleneklerinden esinlenmiş. Eser, yavaş ve dramatik bir girişle başlayıp hızlı ve coşkulu bir finale ulaşan geleneksel bir yapı izliyor. Ulusal bir ruh taşıyan ve teatral bir karaktere sahip olan bu eser, Liszt’in geniş kitlelerce tanınmasına büyük katkı sağlıyor. Daha sonra yapılan orkestra düzenlemeleri ve film ile çizgi filmlerdeki kullanımları sayesinde halk arasında da yaygın biçimde bilinir oluyor.
Konserin ikinci parçası, Can Çakmur’un piyanoda yer aldığı Liszt’in La majör 2. Piyano Konçertosu (1861), kesintisiz olarak çalınan ve birbirine bağlı birkaç bölümden oluşan tek bir sürekli yapı şeklinde. Konçertoda ana müzikal düşünce eser boyunca sürekli olarak değişerek gelişiyor. Piyano ile orkestra arasında, Liszt’in önceki konçertolarına kıyasla daha senfonik ve işbirliğine dayalı bir diyalog var. Bu konçerto, Liszt’in olgun dönem üslubunu ve forma yaklaşımındaki yenilikçi anlayışını yansıtıyor.

Şef Masato Suzuki’nin gülümseyen yüz hatları ama disiplinli idaresi yönetimindeki CSO ile Can Çakmur uyumlu bir birliktelik sergilediler. Can ’ın tuşlar üzerinde uçarcasına gezinen parmakları ile güzel bir Liszt yorumu dinledik.
İstanbul’daki Liszt
Bu iki Liszt parçası sırasında, bir taraftan konserin tadını çıkartırken bir taraftan da Liszt’in 1847 yılındaki ilginç İstanbul ziyareti aklıma takıldı.
Romantik dönem sanatçısı Macar besteci Franz Liszt (1811-1886) dâhi bir müzisyen; ilk konserini 1824’de 13 yaşında iken veriyor. Sonra Paris’e gidiyor; Fransızlar’dan başka öğrenci kabul etmeyen konservatuara alınmıyor ama çok başarılı oluyor, pek çok ünlü ile dostluklar kuruyor. Usta bir besteci ve piyanist olması yanı sıra kibar, yakışıklı, iyiliksever, kültürlü, birkaç dil bilme özellikleri nedeni ile çok seviliyor. O kadar ki, 1844’de bu sevginin boyutları ‘Lisztomania’ olarak sözlüklere giriyor. İnsanlar konserlerde kendilerinden geçiyor, Liszt ile sohbet etmek, onun ipek mendilini, eldivenini, yanmış sigara izmaritini, fincanda kalan kahve artıklarını almak için yarışır oluyorlar.
Turnelerle geçen 1839-1847 yılları boyunca ‘İstanbul’a gelme isteği’ arkadaşları ile yazışmalarında, çeşitli mektuplarında yer alıyor. En sonunda bu isteğine virtüöz piyanist olarak yaptığı son turnesinin son günlerinde kavuşuyor. Ukrayna ve Romanya konserleri sonrasında, 7 Haziran 1847 günü Tuna nehri üzerinden, gemi ile 5 hafta kalacağı İstanbul’a geliyor.
O dönemde Sultan Abdülmecit (1823-1861) hüküm sürüyor; batılılaşma yanlısı, müziğe düşkün, sarayında 3 piyano var, kendisi küçük yaşlardan beri piyano dersleri alıyor. Muzıka-i Hümayun’un başında ise ünlü Giuseppe Donizetti (1788-1856) bulunuyor. İstanbul zenginleri, yabancı uyruklular opera ve tiyatrolara gidiyorlar. Daha önce de başka sanatçılar İstanbul’a gelmiş; ama Liszt bunların en ünlüsü.
İstanbul’da bulunduğu süre boyunca iki kez Çırağan Sarayı’nda padişah huzurunda konser veriyor; bir kez de Abdülmecit’in piyano çalışını dinliyor. İstanbul’da verdiği konserler ve bu konserlerde neler çaldıklarına dair gazete haberleri, el ilanları mevcut. Bazı zenginlerin evlerine de misafir oluyor, o konserlerde çaldıkları ve aldığı hediyeler ise pek bilinmiyor.
Donizetti’nin bir motifi üzerine bestelediği Marş-ı Sultani (Grand Parafraz Marşı, s.403) padişah Abdülmecit‘e armağan ediliyor.
Liszt biyografilerinde çoğunlukla yer almayan İstanbul seyahati üzerine Sanattan Yansımalar yazarı Ömer Eğecioğlu’nun çalışmalarını kapsamlı buluyorum [4], Sizin de ilginç bulacağınızı ümit ediyorum.

Konserde Can Çakmur çalarken, parmaklarına ve piyanoya bakarken, bir de, Liszt’in İstanbul’daki piyanosu hatırıma geldi. İlk kez Paris’e gittiğinde babası Adam Liszt, piyano yapımcısı Erard firması ile bir anlaşma yapıyor; Liszt başka marka piyano kullanmıyor, firma ise bu tanıtım karşılığında gittiği her konserde piyanosunu hazır ediyor.
İstanbul konseri öncesi de Donizetti adresine piyano gönderiliyor; son teknikle, özel olarak yapılmış 7 oktavlı bir piyano. Bununla ilgili yazışmalar, belgeler var ancak en detaylı çalışmayı Dr. Emre Aracı yapıyor; Erard kayıtlarından piyanonun seri numarası saptanıyor [5]. Turne sonrası Baldagı / Baltacılar ailesine satılan bu piyanonun, eğer tahrip olmamışsa, bugün hangi ellerde olduğu bilinmiyor.
Liszt - Litzmann Olayı
Eğer bu kadar ünlü ve ayrıca popüler bir karakterseniz isminizin karıştığı söylentiler olması çok doğal. Litzmann olayı da bunlardan biri.
Pek çok yerde yer alan söylentiye göre Liszt İstanbul’a ulaştığında gümrükte iken tutuklanmış ! ‘Ünlü Liszt’in İstanbul’dan geçen hafta ayrıldığı, bu nedenle kendisinin bir sahtekar olduğu’ öne sürülmüş.
Gerçekten de yakın tarihlerde Eduard Litzmann isimli bir piyanist İstanbul’a gelmiş, konserler vermiş. Bağlantılarını verdiğim çalışmalarda [4] ve gazete haberlerinde yapılan okumalarda bu söylentinin gerçek olmadığı, böyle bir karıştırılma ve tutuklamanın zaten olamayacağı ortaya konuluyor. Ancak, bazı ortamlarda bu olay hala dillendiriliyor [6], [7]. Küçük, heyecan verici ve şirin bir asparagas haberin kimseye bir zararı yok, herhalde.

Liszt çalarken Sultan Abdülmecit’in nargilesini ‘fokurdattığı’, Sultan Abdülmecit çalarken Liszt’in ‘başını salladığı’ gibi dedikodular da haberlerde yer alıyor. Ancak, ‘reklamın kötüsü olmaz’ diye umursamamak en iyisi.
13 Temmuz 1847’de Liszt İstanbul’dan ayrılıyor; arkasında ilginç anılar, besteler, dedikodular bırakarak.
Bis Parçaları
Piyano konçertosu bittiğinde Can Çakmur ve Masato Suzuki yönetimindeki CSO hak ettikleri alkışları aldılar. Konserlerde seyirci ile sözlü diyalog kurmasını sevdiğim Çakmur ‘Beni tanıyanlar bilir; klasik müzik haricinde her tür müziğe ilgi duyuyorum’ diye söze başladı. Ardından, kendisi tarafından piyano uyarlaması yapılan bir parça çalacağını söyledi; ‘1970’lerin ünlü progressive rock grubu King Crimson’un 1984 yılı parçası Three of a Perfect Pair’. Benim gibi pop müzik hayranları (ve belli yaşta olanları) alkışlarla karşıladılar bu duygusal balladı. (Bir dahaki konser için istek parçası; 21st Century uygun olmayabilir ama Epitaph rica edebilir miyiz?)

Alkışlar üzerine bir başka sürpriz daha yaptılar. Can Çakmur şef Suzuki’nin klavye sanatçısı olduğunu hatırlatıp birlikte, bir piyanoda dört elle çalacaklarını söyledi. İlk parçaları Beethoven‘den ‘Marcia alla turca’ (Türk Marşı-1809) idi.
İkinci olarak, önümüzdeki yıl Leipzig Bach Festivali’nde birlikte çalacakları programın merkezini oluşturan bir uyarlama seslendirdiler. Güzel, ilginç, hoş ve etkileyici bir performans / gösteri oldu. Çok teşekkürler.

Beethoven ve Eroica
Konserin ikinci kısmında şef Suzuki yönetimindeki CSO bir başka dahi müzisyen olan Alman besteci Beethoven’in (1770-1827) 3 no.lu Senfonisi’ni (1804) seslendirdi.
Can Çakmur bis parçaları sırasında Beethoven çalacaklarını duyururken ‘böylece konserin ikinci yarısına bir geçiş olur’ demişti zaten. Konserin ilk kısmında eserini dinlediğimiz Liszt‘in, 11 yaşında iken, Beethoven tarafından takdir edildiği, başının okşandığı, alnından öpüldüğü pek çok yayında yer alıyor. Liszt‘in Bonn’da yapılacak olan Beethoven Anıtı (1845) için en büyük katkıyı sağladığı da bilinen bir gerçek. Liszt’den Beethoven‘a geçerken böyle bir bağlantı kurdum aklımda.
3. Senfoni bestecinin klasik – romantik dönemleri arasındaki geçişinde yer alan bir eser olarak kabul ediliyor. İlk önce Fransa’nın ünlü devlet adamı Napolyon Bonapart‘a ithaf edilmiş. Napolyon‘un gittikçe artan otoriter tavırlarından ötürü, zaman içinde, bu ithafı kaldırmış ve eserin baş kısmına "Kahramanlık Senfonisi, büyük bir adamın anısını kutlamak için bestelenmiştir" ifadesini yazmış. Eser, kısaca, ‘Eroica / Kahramanlık’ olarak adlandırılıyor. CSO’yu dinlerken bu tavrından, duyarlılığından ötürü yine takdir ettim, besteciyi.
Sonra, Viyana’da bu eseri bestelediği Eroica Evi hatırıma geldi. 2017’deki Viyana gezimizde bir günü Beethoven ev ve müzelerine ayırmıştık. Uzun süre kaldığı Pasqualati Haus duvarında bu kalışa ilişkin plaket ve içeride bir müze vardı.
Sonra, yaz aylarını geçirdiği, Viyana dışındaki Döbling ve Heiligenstadt kasabalarındaki evlerine ve müzelerine gitmiştik. 3. Senfoni‘yi bestelediği Döbling’de iken kaldığı düşünülen evin duvarında Eroica Haus tabelası ve içeride müzesi vardı. Geçmiş değerlere sahip çıkmak, kadirbilirlik ne güzel bir şey, diye düşündüm.
Değerli Can Çakmur ve Masato Suzuki yönetimindeki CSO bize güzel bir konser sundular. Herkesin ellerine, yüreğine sağlık. Ruhumuz ve anılarımız tazelenmiş olarak çıktık salondan.
Umarım, bir tek ben değilimdir konserler sırasında aklı tüm buralara kayıp giden.
Levent TOSUN,
15 Ocak 2026, Ankara
[1] Konserden bahseden Haluk Direskeneli yazısı:
[2] Can Çakmur TED Ankara Koleji konseri; Şefik Kahramankaptan yazısı:
[3] Ahmet Say Ödül Töreni; Levent Tosun yazısı:
[4] Liszt – Listmann Olayı; Ömer Eğecioğlu yazısı:
https://sites.cs.ucsb.edu/~omer/DOWNLOADABLE/Liszt_Istanbul_IBB_Aug_2022.pdf
[5] List İstanbul’daki piyanosu; Emre Aracı yazısı:
https://emrearaci.weebly.com/uploads/1/3/8/7/13873024/copyright_emre_araci_-_andante_july_2021.pdf
[6] List İstanbul’da (bir internet sitesi) https://interlude.hk/franz-liszt-istanbul/
[7] Liszt İstanbul’da Tutuklandı (bir internet sitesi) https://interlude.hk/franz-liszt-arrested-istanbul/





























