CSO Ada Tarihi Salonda 28 Aralık 2025 gecesi verilen bu özel anma konseri, yalnızca bir repertuvarın seslendirilmesi değil; Türkiye’nin müzik belleğine duyulan derin bir saygının, kuşaklar arası estetik sürekliliğin ve ortak bir müzik ahlakının sahnede somutlaştığı nadir gecelerden biriydi. Ayla Erduran’ı anmak üzere kurgulanan bu özel buluşma, onu bir yas atmosferinde değil; yaşamı boyunca savunduğu ölçü, zarafet ve iç disiplinle hatırlamanın ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Yehudi Menuhin gibi dünya devleri le aynı sahneyi paylaşan, Avrupanın en değerli konservatuvarlarının ustalık sınıfında öğretmenlik yapan Erduran’ın kemanı artık sahnede değil; ancak geride bıraktığı CD ve plak kayıtlarıyla, kulaklarımızda ve kolektif hafızamızda yaşamaya devam ediyor. Onun yorumu, her dinleyişte yeniden kurulan bir etik ölçü gibi, bugün hâlâ yol gösterici.

Fotoğraf: Ozan Sağdıç
Ayla Erduran’ı anmanın önemi, yalnızca büyük bir virtüozu selamlamak değildir. O, Cumhuriyet’in müzik idealini yüksek sesle değil; sessiz bir tutarlılıkla temsil eden ender figürlerden biridir. Bu nedenle onun adına düzenlenen bir konserde belirleyici olan, neyin çalındığından çok nasıl çalındığıdır. Bu gecede duyduğumuz W. A. Mozart (1756 – 1791)“ 7 Numaralı Re Majör, KV.271a Keman Konçertosu da, dramatik bir ağıt değil; berrak, dengeli ve vakur bir selamlamaydı. Erduran’ın sanatı gibi: gösterişsiz ama kalıcı.

Fotoğraf: Oğuz Sağdıç
Gecenin solisti Devlet Solist Sanatçısı Tuncay Yılmaz, bu anlayışın günümüzdeki güçlü karşılıklarından biri olarak sahnedeydi. Yılmaz’ın virtüozitesi, teknik gücü sergileme telaşına düşmeyen; müziğin doğal akışına hizmet eden olgun bir yorum anlayışına dayanıyor. Kemanından yükselen ses, parlaklığını zorlayarak değil; tonun içinden, cümlenin mantığından ve müzikal nefesin sürekliliğinden doğuyordu. Yılmaz’ın Mozart yorumunda, hız ve çevikliğin ötesinde, klasik denge duygusu ve form bilinci belirleyiciydi. Bu, virtüozitenin sessiz ama ikna edici hâlidir.

Fotoğraf: Oğuz Sağdıç
Bu anlatımın sağlam zemini ise Başkent Oda Orkestrası tarafından büyük bir özveriyle kuruldu. Üyeleri farklı mesleklerden gelen bu topluluk, “amatör” sıfatının çoğu zaman haksız yere küçümsendiğini bir kez daha kanıtladı. Burada amatörlük, eksiklik değil; süreklilik, gönüllülük ve sorumluluk anlamına geliyor. Nitekim bu orkestranın belleği, yalnızca notalarda değil; emekle örülmüş insan hikâyelerinde de saklı.
Özelde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan emekli olduktan sonra, pandemiye kadar yaklaşık yirmi yıl boyunca yine bir amatör olarak bu orkestraya katkı sunan annem Olcay Sağdıç’ın varlığı, bu sürekliliğin en anlamlı örneklerinden biridir. Bu katkı, müziğin yalnızca meslek değil; ömür boyu süren bir bağlılık olduğunun sessiz ama güçlü bir ifadesidir.
Orkestranın bugünkü seviyesinde, Şerif Can Ünver’in payı ise özel olarak vurgulanmalıdır. Ünver’in yıllara yayılan sabırlı çalışması, repertuvar seçiminden prova disiplinine, genç müzisyenlerle kurulan ilişkiden orkestral denge anlayışına kadar her alanda hissediliyor. Onun çabası, bir topluluğu yalnızca ayakta tutmakla sınırlı değil; onu sürekli ileriye taşımayı hedefleyen, görünmeyen ama belirleyici bir emek. Bu konserde duyulan bütünlük, rastlantısal değil; uzun soluklu bir inşanın sonucu.
İkinci yarıda orkestradan yine W. A. Mozart’ın 29 numaralı La Majör, KV.201 Senfonisini tertemiz bir yorum olarak dinledik.
Binanın tadilatta olması sebebi ile fiziksel olarak soğuk bir salonda gerçekleşen bu konser, müzikal anlamda son derece sıcaktı. Bu sıcaklık, yalnızca Mozart’ın notalarından değil; birlikte müzik yapmanın, birlikte bir değer üretmenin yarattığı içsel enerjiden doğuyordu. Başkent Oda Orkestrası, bu icrayla bir kez daha şunu hatırlattı: Müzik, ancak ona inanan insanların emeğiyle yaşar.
Sözün kısası bu konser, bir anma gecesinden çok daha fazlasıydı. Ayla Erduran’ın kayıtlarla yaşamaya devam eden sanatsal mirası, Tuncay Yılmaz’ın olgun virtüozitesi ve Başkent Oda Orkestrası’nın gönüllü ama profesyonel duruşuyla bugüne taşındı. Bu buluşma, müzikte gerçek sürekliliğin alkıştan değil; etik, emek ve belleğin ortaklığından doğduğunu bir kez daha gösterdi.
Dr. R. Oğuz Sağdıç
31 Aralık 2025, Ankara





























