Geç “Açılış Gösterisi”nin kavramsal incelemesi


Öncelikle şunu belirteyim, bu “kavramsal” bir eleştiri yazısıdır, kimse kusura bakmasın, alınıp gücenmesin.

Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde yeni sezon 3 Ekim Cumartesi günü Modern Dans Topluluğu’nun Cinderella balesiyle açıldı. Yâni 2015-16 sezonu “açıldı”, temsiller başladı. Sonra 10-11 Ekim’de, yâni sezonunun açılışından 7 gün sonra “Açılış Gösterisi” adı altında bir konser-temsil karışımı yapılacağı ilan edildi. 10 Ekim’de Ankara’da bomba patlayınca ertelendi ve hükümetçe ulusal yas ilan edildi. Bu kez, herhalde yasın ne günden başlayacağı hesaplanamadığından olsa gerek, “gösteri”nin 13-14 Ekim’de yapılacağı duyuruldu. 13 Ekim’in de milli yas sınırları içinde kaldığı anlaşılınca “sonradan ilan edilecek” bir tarihe ertelendi. Ve sonunda bu “gösteri”, sezonun ilk temsilinin verilişinden, yâni açılışından tam bir ay sonra, 3-4 Kasım tarihlerinde yapılabildi.

İnternete kısa süre önce, sezon başladıktan sonra yerleştirilebilen, salonda da dağıtımına başlanan DOB 2015-2016 Yıllık Program’da bu etkinlik “Açılış Gösterisi Konseri” adı altında 3-4 Kasım tarihlerinde yer alıyor. Demek k, tüm müdürlüklerin yer aldığıi yıllık program çok yeni basılabilmiş. Çünkü el broşüründeki tarih, broşür daha önce basıldığından olsa gerek, ayrıca basılmış bir etiket yapıştırılarak düzeltilmiş.

El broşürü denilince, şu loş ışıkta okuma görme olanağı bulunmayan koyu zemin içine minicik beyaz harflerle grafik düzenin hazırlanmasından ne zaman vazgeçilecek acaba? Salondakilerin çoğu cep telefonlarını programa tutup sahnedeki görüp-dinledikleri hakkında bilgi edinmeye çalışıyorlardı. Maksat yacıvertler, yaldızlarla “süslü” olmak mı, yoksa işlevsellik mi? Pekala hem işlevsel, hem de güzel grafik tasarımlar yapılabilir.

KAVRAMLAR NASIL KARIŞTIRILIYOR?

Bunca yıldır içerde-dışarda operaevlerinin sezon programlarını izlerim, incelerim, oturmuş operalarda “Açılış Gösterisi- Opening Show” diye bir kavramla karşılaşmadım. “Gösteri”nin uluslararası alanda geçerli dil İngilizcedeki karşılığı “show”, bu da yeri geldiğinde Broadway tipi müzikaller için kullanılabiliyor. Klasik opera için kullanıldığına tanık olmadım.

Operaevleri sezon açılışlarında ya ardında bıraktığı sezon sonunda pişirip hazırladığı bir eseri gündeme getirirler, ya da tümüyle yeni bir eserle seyirci önüne çıkarak onların sezon için iştahlarını kabartmak isterler.

“Ben yaptım oldu” mantığıyla icâd edilen bu tür yeni nitelendirmeler, ancak kavram kargaşası ve yozlaşmasına yol açar. Zaten yönetimin de kafasında netleşmemiş olmalı ki, bir yerde “Açılış Gösterisi” diyor, başka yerde “Açılış Gösterisi konseri”!

Hazırlanan el broşüründe de yeni getirilmeye çalışılan bir kavrama rastladım. “Orkestra Şefi” yerine “Orkestra Yönetmeni” denilmiş. Türkçe’de gelişmiş müzik terminolojisinde de, yasalarda da “şef” denilmektedir.Bu nedenle CSO için de, yasasında yönetmeliğinde yazdığı gibi “1. Şef” kavramını kullanırız. Demek ki “yönetmen” sözcüğü daha cazip geliyor! Bir kontrol etmek için Ali Baba’nın program kitapçığına baktım, orada kastın bulunduğu listede “Orkestra Yönetmeni: Selman Ada-Florian Frannek-Sunay Muratov” yazıyor, aynı kitapçıkta Selman Ada’nın biyografisinde ise “Besteci-Piyanist-Orkestra Şefi-Eğitimci” ibaresi var. Gene İngilizcesine dönersek “yönetmen” sözcüğü orada “director” olarak kullanılıyor, “şef” ise “conductor”... Hiçbir konserevi veya operaevinin programında orkestra şefi için “director” denilmiyor!

NASIL BİR PROGRAM?

Gelelim sunulan programa... İlk yarısı bir saat süren, tam bir opera cesâmetinde iki bölümlük program belli operaların bazı sahneleriyle aryalarından oluşuyordu:

G.Verdi: La Traviata, Rigoletto, Otello, Ernani, Il Travatore, Don Carlos, Aida

G. Puccini: Tosca

P.I.Çaykovski: Yevgeni Onegin

G.Bizet: Carmen

C.Gounod: Romeo ve Jüliet

S. Ada : Ali Baba§40, Aşk-ı Memnu

Bu besteci ve eserlerinden şu anda Ankara’da Ali Baba§40 zaten sezon açılışından bu yana repertuarda. Yıllık programda ise Bizet’nin Carmen operasının Nisan ayında yeniden sahnelenmeye başlanacağı, Otello’nun da 4 Haziran 2016’da tek bir temsil yapacağı görünüyor ancak nerede olduğu belirtilmiyor. Çünkü Ankara Operası’nda ondan önceki son temsil 23 Mayıs’ta, 30 Mayıs’ta da “Rus Gecesi Konseri” bulunuyor.

“Gösteri”de rejiyi Varna Operası’ndan getirtilen Kuzman Popov’un yaptığı belirtiliyor. Aslında sahnede çoğunlukla küçük aksesuarlarla, Ali Karaköse’nin yansıları önünde yapılan basit mizansenleri gördük. Ernani hariç, tüm operalar belirli dönemlerde ve kısa süre önce oynanmış olduğu için onların rejileri zaten hazırdı. Baktım, Kuzman Popov bu ankara konserini Operabase’deki listesine bile almamış!

Ankara'da dekorlu Aida sahnelemesi

Bu da "Açılış Gösterisi"nden benzeri sahne...

DEKOR GİTTİ, GÖRKEM BİTTİ!

Aida zafer sahnesi, kendi kademeli dekoruyla görkemi hissettirir. Ama böyle tek kademe sahnede, o güzelim aksesuarlara, eski Mısır’ı yansıtan başlıklara rağmen, inanın söylemeye dilim varmıyor ama karikatür gibi durdu. Yansıdaki yakın plan firavun maskı durumu kurtarmaya yetmedi.

Giysiler, genellikle sahnelenmiş operalardan derlenmişti, uysa da, uymasa da... Hangisi, neredendi, epey belleğimi zorladım, bazılarını çıkardım. Kadın solistlerin giysileri konuyla, sahneyle uyumluydu. Özellikle Amneris’te Ferda Yetişer’e hazırlanmış giysi ve başlığı beğendim, özenli ve etkileyiciydi. Ama buna karşın erkekler için öyle bir gardrop derlemesi yapılmıştı ki, siyah frak ceketinin rengi pantolonla tutmuyor, biraz sonra solist aynı pantolonun üstünde bir başka ceketle sahneye çıkıyordu.

Ya korodaki kılıklara ne demeli? Aida zafer sahnesinde herkesin ayağında son yapımdan kalma Mısır sandaletleri varken, erkeklerden birinin ayağında Ali Baba için tasarımlanmış kalın dilimli pazarcı tipi sandalet vardı. Kadın koristlerden birinin ayağında da atkılı dans tipi siyah “kundura” bulunuyordu! Sanki temsil değil de bazı aksesusar ve giysilerin yetişmediği kostümlü prova!

SOLİSTLER, KORO VE ORKESTRA

Bu “şeytanın gör dedikleri” listesini uzatmak mümkün. Neyse ki, solistler şu sıralar “kara listeye alınmamışlar” ya da “kendini çekmemişler” dışındaki “en iyiler” arasından seçilmişlerdi:

Soprano: Görkem Ezgi Yıldırım, Feryal Türkoğlu, Tenor: Ünüşan Kuloğlu, Mezzo soprano: Ferda Yetişer, Bariton: Umut Kosman, Bas: Tuncay Kurtoğlu.

Gecenin yıldızının soprano Görkem Ezgi Yıldırım olduğunu, mezzo soprano Ferda Yetişer’in gayet diri, formda bir Carmen hazırlığı içinde bulunduğunu, Umut Kosman’ın da Nisan’daki Carmen’de Escamilio’ya doğru çıkışını sürdürmekte olduğunu belirtebilirim. Soprano Feryal Türkoğlu, her zamanki yorum gücünü gösterdi. Bas Tuncay Kurtoğlu zaten her zaman hazır. Son aylarda üzerine hayli yüklenilen tenor Ünüşan Kuloğlu’nun da sesinin biraz yorgun olduğunu gözledim.

Koroyu, son dönemin koro şefi Lyubomira Aleksandrova ile Ankara’da Gianni Schicci’de orkestrayı yöneten, son zamanlarda Türkiye etkinliklerinde artış görünen İtalyan Marco Morrone hazırlamış. Standardın altına düşmediler ama Il Travatore’nin Çingeneler Korosu’nda örse çekiç vuruşlarının orkestrayla iki kez uyumsuzluğa düştüğünü de kaydetmeden geçmeyelim. Benzeri bir durum da Aida zafer sahnesinde oluştu koroyla-orkestra arasında, ama hemen toparlandı...

Başkemancı koltuğunda Tayfun Bozok’un yer aldığı, çello grup şefi olarak Cüneyt Balkız’ın çaldığı Selman Ada şefliğindeki orkestradan , özellikle Verdi müziklerinde salona kaliteli bir tını ulaştı.

ANKARA’DA YENİ SADECE AZERİ ESERLERİ VAR

Bu temsil-konser karışımı gecenin programının, “elde hazırda ne var” ve “kimler neye hazırlanıyor?” mantığıyla düzenlendiğini düşünüyorum. Ankara’nın programında bu sezon için 5 opera ile 3 operet yer alıyor. En başta malûm Ali Baba§40 var. Geçen sezondan Bellini/I Puritani devam ediyor. Verdi/Otello’nun yeni reji ve tasarımlarla mı, yoksa tekrar mı olacağını bilemiyorum. Web sitesinde bir bilgi yok. Bizet/Carmen ise herhalde yeni bir yorum olacak. Bir de 3 perdelik Azeri operası var, Üzeyir Hacıbeyov’un “Doğu’da ilk opera” olarak bilinen 1908’de ilk kez Baku’da sahnelenmiş Leyla İle Mecnun’u.

Operetler ise J.Strauss’un geçtiğimiz sezonlardan gelen Yarasa’sıyla, gene sıkça programa alınan Çingene Baron’u. Bir de Azeri opereti var, Rauf Hacıbey’in Anne Ben Evleniyorum’u... Yıllık programda bestecinin adı F.R. Hacıyev olarak konulmuş ama bu kişi esas besteci Rauf Hacıbey’in oğlu Fuad Rauf Hacıbey’dir, sadece babasının bu operetini iki kez Bakü ve Moskova’da sahneye koymuştur. En son Konya’da Selçuk Üniversitesi’nde hocalık yapıyor ve tiyatro oyunları yönetiyordu. Herhalde baba-oğulu karıştırmışlar!

Demek ki, Ankara’nın yeni sezon programında “yeni” diyeceğimiz, ilk sahnelenmesi yapılacak eserler bir Azeri operası ile bir Azeri opereti.

Fotoğraflar: Şefik Kahramankaptan