Mersin'in Öncülüğünde Şehir Tiyatroları
Reklam
GÜLŞEN KARAKADIOĞLU

GÜLŞEN KARAKADIOĞLU

Arada Sırada

Mersin'in Öncülüğünde Şehir Tiyatroları

25 Mart 2022 - 17:55 - Güncelleme: 25 Mart 2022 - 18:11

Kuşkusuz öncülük 1914 yılında belediye bütçesinden 3000 altın ve Beyoğlu'nda Letafet Apartmanını tahsis ederek Fransa'dan çağrılan Andre Antoin'la Darülbedayi'nin kurulmasını sağlayan İstanbul Şehremini Dr. Cemil Topuzlu'nun.

Mersin Büyükşehir Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Murat Atak'ın çağrısıyla Mersin'deydim. Pandemi öncesinden bu yana yani bir kaç yıldır tiyatroya gitmekten vazgeçer olmuştum. Ama bu çağrı önemliydi. Bir şehir tiyatrosunu, oyunlarını, kadrolarını, sahnelerini, seyirciyle ilişkisini görmek değerliydi. Sınavların yapıldığını, oyuncular, tasarımcı ve tüm ilgililerle kadroların kurulduğunu çalışmaların çoktan başladığını oyunların çıktığını biliyordum. Belediyenin farklı kadrolarla bulunsalar da tiyatro çalışmaları yürüten önceki çalışanlarının da tiyatro kadrosuna katılımıyla Mersin Büyükşehir Belediye Tiyatrosu kurulmuştu. Bu çok önemliydi.

Onbir büyükşehir yönetiminin el değiştirmesini izleyen günlerde sanatsal kültürel alanda beklediğimiz, umut ettiğimiz gelişmelerden biriydi bulunmayan kentlerde şehir tiyatroları kurmaları.. Gerçek kalkınmanın, demokratik gelişmenin, çağdaşlaşmanın yolunun sanat ve kültürle ivme kazanacağı gerçeğiyle yeni belediye yönetimlerinden haber beklemekte haklıydık kuşkusuz. Bu anlamda ilgilenenlere bir yararı olabilir kanısıyla geniş kapsamlı bir çalışma yaparak kişisel gözlem ve birikimimle bu tür yatırımların toplumların gelişimine ne denli yararlı olacağını raporlaştırmıştım.

Uygar ülkelerin kamu yatırımlarının, alt yapı çalışmalarıyla sınırlı kalmadığının bilinciyle hiç ertelemeden kültürel sanatsal yatırımlara kaynak ayırdığını örneklerle belirtmiştim.

İki önemli örnekten ilkini ünlü yönetmen Roberto Cuili'nin anlatımıyla aktarmıştım: İkinci dünya savaşının ardından harabeye dönen Almanya'nın kentlerdeki ilk inşaatlarının tiyatro binaları olduğunu hatta o kadar hızla inşa edilen yapılarda kiminin tuvaletinin bile unutulduğunu anlatmıştı Cuili. İkincisi ise ülkemizden Vasfi Rıza Zobu'dan dinlediğim bir örnekti. Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının emriyle İtalya'dan getirilen planlarla inşa edilen tiyatro binasının öyküsüydü. 900 kişilik planı büyük bulup üçte biri yeterli talimatını alan müteahhitin inşa ettiği bina bittiğinde Vasfi Bey, üç aynalı tek kişilik soyunma odasını görünce çok mutlu olduğunu ancak rolü gereği göbeğini bağlayıp çıkmak istediğinde kapıdan geçemediğini, o sırada tuvalete girmenin çok sıkıntılı olduğunu farkeden diğer oyuncuların rahatsızlıklarıyla anlaşılır ki yüklenici planı matematiksel olarak üçe bölmüştür. Yani üç aynalı oda aslında üç oyunculuktur! 1924 yılında Müzikayü Hümayun'ü Riyaseti Cumhur Orkestrası adıyla Ankara'ya getirmekte de gecikmemiştir genç Cumhuriyet yöneticileri. Zaten Mustafa Kemal 4. Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında "memleketimizin büyük merkezlerinde konservatuvarlar, tiyatrolar, galeriler , yayınevleri açmalıyız " sözleriyle önce yolu, köprüyü, kanalizasyonu yapalım sonra sanata kültüre bakarız gibi bir yol izlemeyeceklerini açıkca belirtmiştir.

ANKARA'NIN ŞEHİR TİYATROSU NEREDE?

Seçimleri izleyen günlerde Mersin Şehir Tiyatrosu kuruluşuyla önceliği aldı, Eskişehir önceki seçimlerde zaten görevini yapmıştı, başka kentlerimiz de mutlaka ardından gelecekti böylesi haberlerle.

Bu konudaki yoksulluğuyla adeta utandığımız Ankara başta olmak üzere beklediğimiz onbir kentimizde bir hareket göremedik. Ankara'nın bir şehir tiyatrosuna sahip olmamasını anlamaya niyetimiz yok doğal olarak. Bir senfoni orkestrasını, bir Şehir Tiyatrosunu ve benzeri nitelikte sanatsal kurumları hakettiği kuşkusuzdu Ankara'nın. Devlet Tiyatrolarını yalnız bırakmayacak bir kamusal yatırım olarak kuşkusuz hakedilmiş bir beklenti. Türkiye Tiyatrosu'nun neredeyse bütün ustalarını yetiştirmiş olan Ankara seyircisinin beklentisi ne yazık ki karşılıksız kaldı .(*) Sonra İzmir ve Gaziantep Büyükşehir belediyelerinden aldık kuruluş çalışmalarını, dileğimiz başkaca kentlerimizden de benzer haberler almak.

MERSİN ŞEHİR TİYATROSU'NUN ÖYKÜSÜ

Mersin, deneyimli tiyatro yönetmeni, oyuncusu ve yöneticisi Murat Atak'a kurucu olmasını öneriyor. Murat Atak bir sanat kurumunun özgürce çalışma koşullarının sağlanacağını güvenceye alıyor ve kadroları belirlemek için sınavları duyuruyor. Başlangıç için on kişilik oyuncu kadrosuna başvuran yüzlerce oyuncu seçici kurulca sınanıyor ve bir sorun çıkıyor. Kurul oybirliğiyle onaltı adayı çok beğeniyor. Sorun Belediye'nin Kültür İşleri Daire Başkanı opera sanatçısı Bengi İspir Özdülger (ne güzel değil mi böyle bir başkan) tarafından Başkan Vahap Seçer'e iletiliyor. Yanıt: "gereğini yapın" oluyor. (Yine ne güzel değil mi.) Topluluğun diğer kadroları da adaylar arasından belirleniyor örneğin 49 aday içinden bir dramaturg da atanıyor...

Topluluk kısa sürede belli ki çok yoğun tempoyla bir repertuvar tiyatrosu oluşturabilmiş. Dağarlarında sekiz oyunları var, biri çocuk oyunu. Yetişkin oyunlarından dördünü görebildim ama çocuk oyunu sırasında çocukların keyfini, oyun sonunda sahneyi işgal edip evlerine gitmemek için ailelerine sorun çıkardığını görmek çok güzeldi.

 

Mersinde kalabildiğim iki gün içinde dört oyun görebildim. Cevat Fehmi Başkut'un "Buzlar Çözülmeden" oyununun halktan kopuk bürokrasi ve kötü yönetim konusundaki günceliğini şaşırarak farkettim. Oyun taptaze bir yorumla ve başarılı oyunculuklarla, renkli kompozisyonlarla bezenmiş olarak oynanıyor. Yasmina Reza'nın Zeynep Avcı çevirisiyle "İn your face" örneği oyunu orta sınıf iki ailenin değer yargılarını konu edinen "Vahşet Tanrısı" kendine özgü rejisi ve gereksindiği oyunculuk yöntemiyle ustaca kotarılmıştı. Sonra kadın erkek özel ilişkisinin ezeli sadakat sorununu Tuncer Cücenoğlu'nun "Matruşka" oyununu hareketli ve oyuncuya fırsat tanıyan bir sahne trafiğiyle izledik. Bu oyunların rejisi Murat Atak'a ait...

Son olarak Sabahattin Ali'nin öykülerinden uyarlanan "Ölümü Ardında Gezdirenler" isimli tek kişilik çalışmayı gördük. Göremediklerim Adalet Ağaoğlu'nun "Kozalar"ı, Nazım Hikmet'ten "Aslolan Hayattır", "Halktan Biri " oyunlarıydı.

İyi ki gitmişim dedim. Çağrılılar kurumsal ve bireysel olarak tiyatromuzun düşünce üreten, yazan, habercilik yapan insanlarıydı.

Murat Atak'ın sevgiyle saygıyı harmanlayarak yönettiği gencecik yetenekli, sevgili bir kadronun konukseverliğiyle barışçıl, güzel bir ortamda oyunlar izlendi söyleşiler yapıldı. Adeta bir çalıştay grubu gibi görüş alışverişi yapılabildi

GÜLŞEN KARAKADIOĞLU

25 Mart 2022, Ankara

 

Bu yazı 1495 defa okunmuştur .

Son Yazılar