Oscar'lara doğru: 2016 yılının en iyi üç filmi
Reklam
  • Reklam
HALDUN ARMAĞAN

HALDUN ARMAĞAN

Sinema ve Hayat

Oscar'lara doğru: 2016 yılının en iyi üç filmi

28 Ocak 2017 - 23:15

Oscar adayları listesi aynı zamanda bir önceki yıla ait sinema dökümü demek; her ne kadar tüm dünya sinemasını kucaklama iddiası taşımasa da, ana hatlarıyla geniş bir çerçeve sunuyor. Hepsinden önemlisi sene başında izleyip unutulmuş, ya da kısa süreliğine bir kaç salonda gösterilip yerini gişe garantili filmlere bırakmış önemli yapımların hatırlanmasını sağlıyor.

Örneğin "Moonlight" 2016'nın en iyi filmlerinden biri olmasına rağmen, gösterildiği dönemde ancak fısıltı gazetesi sayesinde biraz toparlanabilmişti. Gişe açısından yapımcılarının yüzünü güldürmesi Altın Küre ödülleri sayesinde oldu.

26 Şubat'ta açıklanacak Oscar ödülleri öncesi aday listesinden bazı filmleri özellikle önermek istiyorum. Arrival, Moonlight, Aşıklar Şehri/La La Land: 2016 sinema sezonunu anlamlı kılan, ayrıca Oscar gecesinde fazlasıyla iddialı olan üç film.

Arrival: Yönetmen Denis Villeneuve ve son filmi "Arrival" kısaca şöyle tanımlanabilir: Zekası ve vizyonu müthiş bir yönetmenin usta işi bilimkurgusu. Uzaylılar iletişim kurmak ve insanların geleceğine ilişkin işbirliği yapmak amacıyla dünyanın belli yerlerine konuşlanır. Uzaylıların dünyayı ele geçirmesi, dünyalılar karşı savaş başlatması benzeri kalıplardan beslenmeyen hikaye, iki ayrı evrenin birbiriyle tanışma çabasına odaklanır.

Esasında, "Interstellar" filminde verilmek istenen ancak bir yere kadar başarılı olan "zaman algısı" mesajı bu filmin de temel meselesi. Zaman ve mesafe kavramlarını "doğrusal" çizgide algıladığımız için geçmiş, şimdiki zaman ve geleceği hep yaşanıp bitirilen ve birbirine eklenen anlar olarak düşünüyoruz. Bir de bunun tam tersinin doğru olduğunu düşünelim. İşte uzaylı ziyaretçilerin (ve Arrival filminin) söylemek istediği bu: İçinde yaşanılan an, aynı zamanda gelecek ve geçmişle bir bütün ise bambaşka bir evren/hayat algısı ve farklı bir iletişim biçimi doğmuş olmaz mı?

Denis Villeneuve son dönemin en önemli yönetmenlerinden biri ve tıpkı Christopher Nolan gibi ne çekerse çeksin, koşa koşa izlemeye hazırım.

Moonlight: 2016'nın en incelikli filmi; hayatın kendisi kadar yalın ve bir o kadar yürek burkucu. İnsanın kendisi gibi olmak uğruna toplumla, ailesiyle ve bizzat kendisiyle mücadele etmek zorunda kalması adeta bir gerçek hayat belgeseli tadında anlatılıyor.

Toplumun kökenleri ne olursa olsun, sürünün bir parçası olmayı reddetmek ve bu algıyla hareket etmek yetmiyor, bunun üzerine bedel üstüne bedel ödemek gerekiyor. Bu gerçekliği bir de siyahların kültürü bağlamında dile getiren "Moonlight" bilinmedik birşey söylemiyor belki, ancak meselesini ele alış biçimi ve yarattığı karakterle bugüne kadar hiç erişilmemiş bir hikaye olgunluğu, görsel bütünlük ve tarifsiz bir inceliği beyazperdeye taşıyor.

La La Land/Aşıklar Şehri: İlk başlarda kimse Aşıklar Şehri/La La Land gibi bir müzikalin bu denli sıçrama yapmasını beklemiyordu. Altın Küre ödülleri bu anlamda Aşıklar Şehri'ni de yukarılara taşıdı. Ama bu sürpriz bir başarı değil, tam tersine özenle hazırlanmış kurgusu ve oyunculuğu ile tam bir modern zaman müzikali. "Batı Yakasının Hikayesi" geleneğinden gelmekle birlikte, müzikalitesini 21. yüzyıla adapte eden "La La Land" özü itibariyle hayatın gerçekleri karşısında aşkına ve tutkularına sarılarak ayakta kalma hikayesi. Bir bakıma hem masalsı hem de fazlasıyla gerçekçi.

Müzikallerin arka planını oluşturan masalsı dünyanın yerini bu kez Los Angeles şehri alıyor. Yönetmen Damien Chazelle çok akıllıca bir seçimle "masal anlatma" üzerine inşa edilmiş Hollywood stüdyoları üzerinden kendi masalını anlatıyor. Oyuncu olma idealiyle büyük şehirde tutunmaya çalışan, bunun için garsonluk dahil akla ne gelirse yapan, tam "başardım" algısına kapılmışken değersiz bir eşya gibi kapı önüne bırakılanlar... Hayal kırıklıkları, tükenmişlik, ayakta kalma mücadelesi ve aşkın gücü. Yarattığı masalın esiri olmayıp mutlu son klişesine sığınmayan "La La Land" finalindeki gerçekçi tavır bütün hikayeyi bir üst seviyeye taşıyor.

Ryan Gosling ve Emma Stone, ikisi de profesyonel müzisyen olmadığı halde, enstrüman çalma, dans etme ve şarkı söyleme dahil hiçbir bölümde dublör kullanmayıp, ("imkansız" kavramını tamamen ortadan kaldıran Hollywood teknolojisinin konforuna rağmen) gerçek oyunculuk kumaşının nasıl olması gerektiğini gösteriyorlar.

OSCAR SEÇİMLERİM

En iyi film: Arrival - Moonlight

En iyi yönetmen: Denis Villeneuve (Arrival) - Barry Jenkins (Moonlight)

En iyi erkek oyuncu: Ryan Gosling (La La Land)

En iyi kadın oyuncu: Natalie Portman (Jackie)

En iyi yardımcı erkek oyuncu: Michael Shannon (Nocturnal Animals) - Mahershala Ali (Moonlight)

En iyi yardımcı kadın oyuncu: Viola Davis (Fences)

Haldun Armağan

28 Ocak 2017

Bu yazı 2355 defa okunmuştur .

Son Yazılar