Don Quichotte Operası'nın Türkiye prömiyeri üzerine...
Reklam
  • Reklam
İSMAİL HAKKI AKSU

İSMAİL HAKKI AKSU

İstanbul'da Sanat

Don Quichotte Operası'nın Türkiye prömiyeri üzerine...

21 Ocak 2019 - 12:45 - Güncelleme: 21 Ocak 2019 - 15:18

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin opera olarak Türkiye’de 19 Ocak 2019 akşamı, ilk kez sahnelediği Don Kişot'un Türkiye Prömiyeri Süreyya Operası’nda başarı ile yapıldı.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yılki teması olan idealizm kavramı kapsamında akla ilk gelen figür olan “Don Quichotte”dan hareketle, İspanyol yazar Miguel de Cervantes’in 1600’lerin başında yazdığı ve hiçbir dönemde güncelliğini yitirmeyen bu romandan esinlenilerek bestelenen “Don Quichotte Operası” yoğun hazırlık sürecinin ardından, Türkiye’de ilk defa Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından büyük bir başarı ile sahnelendi.

Librettosunu Fransız oyun ve roman yazarı Henri Cain’in yazdığı, romantik dönemin önemli bestecilerinden Jules Massenet’in bestelediği “Don Quichotte” Operası, dünyada ilk kez, 1910 yılında Monte Carlo Operası’nda sahnelendiğinde büyük ilgi görmüştü.

Recep Ayyılmaz tarafından sahneye koyulan eserin Orkestra şefliğini Zdravko Lazarov yaparken, koro şefi ise Paolo Villa. Dekor tasarımı Efter Tunç’a, kostüm tasarımı Gizem Betil’e, ışık tasarımı Yakup Çartık’a, koreografi ise Beyhan Murphy'e ait.

Süreyya sahnesini tamamen dolduran seyircinin büyük ilgi gösterdiği Türkiye prömiyerinde, Dulcinée rolünü mezzosoprano Aylin Ateş, Don Kişot rolünü bas Suat Arıkan, Sancho rolünü bariton Nejat Işık Belen, Pedro rolünü soprano Begüm Karacasu, Garcias rolünü soprano Funda Güllü, Rodriguez rolünü tenor Bahadır Özkoca, Juan rolünü tenor Çağrı Köktekin canlandırdı.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 2018-19 sezonunda belirlemiş olduğu ‘’İDEALİZM’’ teması ve bu temanın özdeşleşdiği ‘’DON KİŞOT’’ ile ilgili olarak sahnelediği eserlere bu kez de aynı adı taşıyan bir opera ile devam etti. Çalışmalarına aylar öncesinden başlanan operanın birçok provasını da izlemiş olduğum için, eser ve yapım hakkında temsil öncesinden zaten bir miktar fikrim oluşmuştu. Genel provalar, derken, temsil günü gelip çattı. Seyircinin, internet üzerinden kolaylıkla bilet bulabildiği salonda yerler çok önceden dolmuştu. Oyun başlayıp perde açıldığında sahne üzerinde, Efter Tunç’un harika bir Dulcinée'nin evinin önünde bir kare olan bir festival kutlaması ortamı, mükemmel dekor tasarımı ile Gizem Betil’in kostümleri içinde MDTist’in zarif İspanyol dansları ve koronun güzel ezgileri ile karşılaştık. Don Kişot’un atı ile Sancho’nun eşeğinin birer bisiklet şeklinde tasarımları da oyuna ayrı renk katmıştı. İDOB bu oyunda, başta operanın mutfağı diyebileceğim teknik birimleri olmak üzere, ki bunlar, dekor ve kostüm tasarımdan, dekor ve kostüm hazırlama atölyeleri, peruka, makyaj birimleri dahil olmak üzere, son yılların en başarılı işlerini çıkarmışlardı. Bu da seyircinin dikkatinden kaçmadı. Kostümler ve video destekli ışık tasarımı da mükemmel bulduğum argümanlar arasındaydı. Solistlerin tamamı da son derece başarılıydı. Tüm solistler ve dansçılar, koro da dahil olmak üzere görevlerini en iyi şekilde yaptılar. İDOB’un büyük bir opera kurumu olduğu bu temsilde bizlere kanıtlandı. Aydın Gün’ün tanımlaması ile solistler ve koro hem şarkı söylediler hem de oynadılar, ki bu en önemlisi de buydu. Recep Ayyılmaz’ın rejisi ve Beyhan Murphy’nin, Faust operasından sonra yapmış olduğu bir başka opera içi dansları bu oyuna çok şeyler kattı.

Oyun hakkında bilgisine başvurduğum İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan şunları söyledi:

‘’Kurum olarak yaklaşık 5 yıldır Türkiye'de veya İstanbul'da oynamamış önemli bestecilerin baş yapıtlarını sahneye koymaya çalışıyoruz, İDOB'un bu yılki temasının idealizm, dolayısıyla idealleri uğruna her şeyi göze alan bir irade Don Kişot. Bu bağlamda bu sezon balede, operada, çocuk oyunlarında, konserlerde hatta sezon sonunda müzikal olarak Don Kişot oynayacağız. Yani bu sezona damgasını vuran bir karakter olacak. Aynı zamanda ben de operada Don Kişot karakterini canlandırıyorum. Don Kişot benim öğrenciliğimden beri çok severek dinlediğim ve bir gün acaba ben de oynar mıyım dediğim bir eserdi. Oynamayı çok istiyordum. Hem idarecilik hem böylesine bir rolü oynamam beni çok zorladı. Bazen hayal kırıklıkları yaşamak üzereydim. Belki de yapamayacağım korkuları yaşadım ama sonunda ipi göğüsledik. Eseri farklı bir yöntemle sahneye koyduk, umarım sevilir, beğenilir. Biraz sürrealist bir konsepti var ama değişik, farklı bir Don Kişot bu operada. Sanıyorum yurt dışındaki Don Kişot'lardan da farklı olacak. Bu sezon sadece 7 temsilimiz var. Kaçıranlar için önümüzdeki sezonu takip etmelerini öneririm. Don Kişot operasını çocuklar için de Gezginci Şövalye ismiyle sahneleneceğiz. Sömestr tatili nedeniyle önümüzdeki hafta gösterime başlayacak. Çocukları çok önemsiyoruz. Bu yüzden büyükler için hazırlamış olduğumuz ciddiyetle aynı dekor ve kostümle eseri sahneleyeceğiz."

Eserin rejisörü Recep Ayyılmaz'ın görüşleri şöyleydi:

‘’Don Kişot'un çok önemli bir edebiyat eseri, tiyatrosunun, balesinin de ayrı ayrı değerlere sahip. Don Kişot operasının Türkiye'de sergilenmesi Suat Arıkan'ın fikri idi. Opera literatüründen cımbızla çektiği bir oyun. Cervantes'in ünlü romanı diye bilinen ve edebiyattaki roman formatının ilk eseri dünya tarihinde. Operada Fransız ve İspanyol müziğinin harmanlanmış hali yer alıyor. Hem müzikal hem tiyatral hem de edebiyat anlamında 7'den 70'e tüm seyircinin ilgisini çekeceğini zannediyorum. Çünkü tükenmek bilmeyen bir konu asırlardan beri. Fikir bana geldikten sonra ertesi gün eseri çevirmeye başladım. 11 aylık bir çalışmanın ürünü bu. Daha sonra mizansenleri kurgulamam, konsepti yaratmam, yaratıcı kadroyla bir araya gelmem, müzikal çalışmaların başlaması 11 ay içinde ancak gerçekleşti. Son 2 aydır da sahne provaları yapıyoruz. Meşakkatli bir çalışma oldu. İlk defa sahnelenecek olması sanatçılar için de benim için de önemliydi. Bir kere çok didaktik bir seçim olduğunu düşünüyorum kurum ve eser adına.

Eski Fransızca ile yazılan eserin çevirisinin de bir uzmanlık gerektiriyor. Ben oyunun hem çevirmeni hem de rejisörü olduğum için bu işi çok kolaylaştırdı. Bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Aynı anda oyunu çevirirken dramaturjisini yapıp cümlelerin derinliklerine inebiliyorum. Bugünkü Fransızcaya göre cümleleri irdeleyerek yola çıktım. Dolayısıyla bazı terimlerde Türk okuyucunun algılayacağı karşılıkları seçerek koydum fakat asla hikayenin akışını zedeleyecek bir şey yapmadım.
5 perdede sahnelenen bu opera, opera repertuvarındaki Jules Massenet'nin en son yazdığı bir opera. 1910'da Monte Carlo'da ilk prömiyerini yapıyor. 5 perde de literatürde yerini alır. 5 perde deyince sanat tüketicisi için ürkütücü bir şey olabiliyor ister istemez fakat bunlar kısa kısa, saatler süren perdeler değil. Kaldı ki ben dekor ve kostüm konseptini hazırlarken de bu kurguyu öyle bir yaptım ki operayı 2 arayla oynanır hale getirdim. Yani seyirci 2 saat 15 dakika içinde eseri seyretmiş olacak.
Hikayeyi doğru anlatmak adına, kendi dram anlayışını da sahneye uyarlamaya çalıştım, birebir o döneme bağlı kalmayarak, bugüne kadar yaşadığımız asırlar içinde teknik, sosyolojik ve psikolojik gelişmeler varsa bunları mizansenin içine yüklemeye çalışıyorum. Mümkün mertebe taşınabilir ve ergonomik kostüm, dekorları seçiyorum. Biraz epik anlayış, biraz da Brechtyen anlayışla tüm kurguyu öyle yapıyorum. Doğru olanın da bu olduğunu düşünüyorum."

Mezzosoprano Aylin Ateş'in değerlendirmesi şöyleydi:
‘’ Dulcinée karakterini çok sevdim. Kendimi çalışmalar boyunca evde alışverişte her yerde elimde olmadan Dulcinée gibi hissettim.. Çok güçlü bir karakter beni bile ele geçirdi.. Dün gece seyirciden aldığım enerji ile Dulcinée ne isterse onu yaptım.. Sanıyorum seyirci bu samimiyeti seviyor.. Sahne üzerinde arkadaşlarımla olan bağımız müzik aksiyon ve seyirci ile olan diyaloğumuzu uzun zaman unutmayacağım.. Emeği geçen herkesi ayakta alkışlıyorum...’’

Bariton Nejat Işık Belen de şunları söyledi:

‘’Uzun ve yoğun bir çalışma döneminin ardından, dün akşam her anlamda üst düzeyde bir performans sergiledik, Konusuyla, gerek de müziğiyle böylesine bütün bir eserin Türkiye'de ilk kez sahnelenişinde Sancho rolüyle yer almak benim için ayrı bir mutluluktu.’’
İDOB bünyesinde çalışmalarını sürdüren Modern Dans Topluluğu İstanbul'dan 20 dansçının sahne aldığı Don Kişot operasında, Zdravko Lazarov ve İstanbul Cervantes Enstitüsü'nün katkılarıyla İspanya'dan davet edilen Helena Bayo, orkestra şefliğini dönüşümlü üstleniyor.
Eserde "Dulcinee" rolünde Aylin Ateş, Özge Kalelioğlu ve Deniz Likos, "Don Kişot" rolünde Suat Arıkan ve Gökhan Ürben, "Sancho" rolünde Işık Belen ve Umut Kosman, "Pedro" rolünde Begüm Karacasu, "Garcias" rolünde Banu Ergün ve Funda Güllü, "Rodriguez" rolünde Can Reha Gün ve Bahadır Özkoca, "Juan" rolünde ise Zafer Çiftçi ve Çağrı Köktekin dönüşümlü olarak rol alıyor.
Yaklaşık 200 kişilik ekibiyle göz dolduracak operanın konusu özetle şöyle:
"İnsanlığın unuttuğu erdemlerin peşinde koşan, tutkulu gezgin şövalye Don Kişot, inandığı doğrular ve aşkı için hayatını riske atmaya hazırdır. Don Kişot ve sadık yaveri Sancho'nun küçük bir İspanyol kasabasına gelmesiyle başlayan olaylar, Don Kişot'un Dulcinée 'yi idealindeki kadın olarak görmesi ve ona aşkını ilan etmesiyle devam eder ancak Dulcinée, sözde Don Kişot'un kendisine duyduğu aşkı sınamak için, ondan bir istekte bulunur. Gezgin Şövalye, Dulcinée'nin kolyesini çalan hırsızı bulup, kolyeyi ondan alarak güzel kadına geri getirecektir. Getirmesine getirir ama ettiği evlenme teklifi Dulcinée tarafından geri çevrilince Don Kişot kandırıldığını anlar."

Don Quichotte operası ile görünüşteki komedi ögelerinin ardında, insanlığa bazen üzücü bazen sarsıcı hayat dersleri veriliyor…

Eser, 22, 23, 25, 26 Ocak 2019 tarihlerinde Süreyya Opera Sahnesi’nde sahnelenmeye devam edecek.

İsmail Hakkı Aksu

21 Ocak 2019

Bu yazı 1470 defa okunmuştur .

Son Yazılar