Madama Butterfly Antalya'da uçtu ve uçurdu
Reklam
  • Reklam
İSMAİL HAKKI AKSU

İSMAİL HAKKI AKSU

İstanbul'da Sanat

Madama Butterfly Antalya'da uçtu ve uçurdu

28 Mart 2019 - 13:48 - Güncelleme: 28 Mart 2019 - 14:08

2019 yılının Türkiye-Japonya Kültür Yılı olması nedeniyle, Antalya Devlet Opera ve Balesi, 23 Mart 2019 akşamı Puccini'nin Uzakdoğu ezgileri ile süslediği, librettosu Luigi Illica ve Giuseppe Giacosa'ya ait olan G.Puccini'nin bestelemiş olduğu 'Madama Butterfly' operasının sezon prömiyerini, Yiğit Günsoy'un rejisi ile sahnelerken, Antalya DOB orkestrasını şef Alexandru Samuil yönetti. Mahir Seyrek tarafından çalıştırılan koro çok güzel bir yapım sergilediler. Antalya DOB İtalyanca seslendirilen iki perdelik eserin dekor tasarımı Gürcan Kubilay, kostüm tasarımı Gülden Sayıl ve ışık tasarımı Mustafa Eski tarafından hazırlanırken, koreografisi ise Kürşat Kılıç'a ait.

Dünya opera edebiyatının önemli eserleri arasında yer alan ve Antalya Devlet Opera ve Balesi'nde sahnelenen eserde 'Madama Butterfly' rolünü soprano Nurdan Küçükekmekçi, 'Pinkerton' rolünü tenor Burak Pektaş, 'Sharpless' rolünü bariton Serhat Konukman, 'Suzuki' rolünü mezzo soprano Medine Tuganova, 'Goro' rolünü tenor Fatih Şanal, 'Bonzo' rolünü bas Toygarhan Atuner , 'Yamadori' rolünü tenor Mehmet Ali Tutar, 'Kate' rolünü mezzo soprano Emel Öziş, 'Il Commissario Imperiale' rolünü bas Erdi Can Aybaş ve 'L'Ufficiale Del Reistro' rolünü Enis Ok canlandırdı.

REJİSÖRÜN YORUM FARKI

Oyun başlayıp perde açılınca, dekoratör Gürcan Kubilay’ın tam bir Japon evi ile avlusunu oluşturan dekor tasarımı olan sahne ortaya çıktı, tasarımdaki başarı ve incelik hemen tüm izleyicilerin beğenisini üzerine çekti. Gülden Sayıl’ın büyük titizlikle tasarlayıp hazırlamış olduğu kostümler dekorla birlikte, Mustafa Eski’nin ışık tasarımı ile tamamlanınca oyuna çok büyük artı değer kattı.

Rejisör Yiğit Günsoy farklı bir yorumlamayla eseri sahneye koydu. Eserin konusunu kısa süren bir rüya benzetmesi ile oluşturduğu rejisinde, yer yer bale gösterileri ile oyunun sahnelenmesine ek düzenlemeler katmış. İkinci perdedeki ‘’İntermezzo’’da bir kız ve erkek tarafından sergilenen ve Butterfly’ın ‘’Rüya’’sının bitişinin anlatıldığı, Butterfly’ın yapacağı gibi kendi canına son veren dört geyşanın ruhlarını simgeleyen bir dans gösterisi de yer aldı. Günsoy, olayın ağır dramatik aksiyonunu hafifleterek adeta Kabuki / Noh Tiyatrosu benzeri imgeleri, dansçıların farklı yorumları ile bu trajediyi epik tiyatral hale getirmiş. Temsil boyunca dört geyşa balerin eserin başından sonuna Cio-Cio-San’ı yani Butterfly’ı tasvir ettiler. Eserin finalinde evde asılı olan Amerikan bayrağı kaldırılınca ardından, altından ortaya çıkan Buda heykeli olayın bir anda tüm yönünü değiştirdi. Yıllarca, büyük umutlarla, sevdiği uğruna dinini değiştirmeyi bile göze almış olan bir Japon kadınının, kırılan onurunun açmazı olan ölümü seçmiş olması trajedinin doruğa çıktığı andı.

Antalya Devlet Opera ve Balesi, elindeki mevcut kadrosu ile yapabileceğini fazlası ile yaptı. Solistlere gelince, Cio-Cio-San’nı canlandıran Nurdan Küçükekmekçi, sanki şarkı söylemedi, her şeyi ile tam bir geyşa Butterfly idi. Sesi ile, mimikleri ile, hareketleri ile mükemmel bir oyun sergiledi. Ellerinin, vücudunun, hareketlerinin tamamı şarkıları ile mükemmel, olağanüstü bir uyum içinde oyun çıkardı. Sesi açık ve teknik bakımdan kusursuzdu. Operanın en bilinen Butterfly aryası ‘’Un bel vedremo’’ ve diğer arya ve ansambllarda hatasız iyi bir oyun sergiledi. Amerikalı deniz subayı teğmen Pinkerton’u oynayan tenor Burak Pektaş’ın bu ilk büyük rolünde böylesine başarı göstereceğini hiç kimse tahmin etmiyordu. Ancak, henüz çok yeni olduğu için, sahne üstünde biraz heyecanlı olmasını olağan nitelendirmek gerekiyor. Birinci perdedeki Pinkerton arya, Butterfly ile birlikte söyledikleri ‘’Vogliatemi bene’’ aşk düeti de başarılı bulduğum performanslardı. Birinci perdede Pinkerton ve Butterfly ile yaptığı düetlerde iyi bir birliktelik içinde oldu. Sharpless’te bariton Serhat Konukman’ı izlerken, beni bir anda yıllar önce izlediğim İstanbul Operası yapımındaki Butterfly temsilinde oynayan Devlet Sanatçımız bariton Mete Uğur’u çağrıştırdı. O da güzel bir konsolos profili sergiledi. Üstelik, oyundaki Butterfly’in küçük çocuk karakterindeki Karayel Kuzey Konukman’ın da babası idi. Konukman, sahne üstünde oğlunun hem stresi hem de mutluluk duygularının sentezi altında oynadı. Suzuki’de mezzo soprano Medine Tuganova, Butterfly’ın sadık yardımcısı rolünde solo ve örneğin Cio-Cio-San ile birlikte söylediği ‘’Scuoti quella fronda di ciliegio’’ Çiçek düeti’nde başarılı idi. Tavırları ile Cio-Cio-San’a tam sadakati simgeleyen bir oyun çıkardı. Goro’da M.Fatih Şanal, Bonzo’da Toygahan Atuner, Kate’de Emel Öziş, Il Commissario Imperiale'de Erdi Can Aybaş ve 'L'Ufficiale Del Reistro’de Enis Ok da görevlerini iyi yaparak tüm seyircinin uzun süren alkışları ile ödüllendirildiler.

Madama Butterfly prömiyeri bana şunu gösterdi: Antalya Devlet Opera ve Balesi artık bir taşra operası değil, eldeki az kadrosu ile büyük işer yapabileceğini kanıtlamış bir kurum. Eldeki materyal iyi kullanılırsa başarı da ardından gelir. Bu başarıda Opera yönetiminden idari kadroya kadar tüm birimlerin katkısı vardır. Bu güzel yapımı Türkiye sahnelerine kazandıran tüm emekçilere binlerce teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.

ESERDEKİ ÖZGÜN ÖYKÜ

Puccini’nin trajik konulu eserlerinden biri olan Madama Butterfly operasında (Cio-Cio-San) kendisini kocasına adamaya hazır, genç bir geyşadır. Hikâyenin başında 15 yaşında olan kahramanımız, Japonya'ya gelen Amerikan deniz subayı subayı teğmen Pinterkon ile evlenir ve bununla da kalmayıp dinini değiştirir. Dinini değiştirmesi ile bunu kendi kültürlerine bir hakaret olarak gören Butterfly'ın ailesi ve çevresi onu reddederek terkeder. Butterfly'ın artık Pinkerton ve sadık yardımcısı Suzuki'den başka kimsesi kalmamıştır. Pinkerton evliliklerinden bir süre sonra evi terk eder. Bu arada hamile olan Butterfly, senelerce sabırla Pinkerton'u bekler. Bu sırada Pinkerton Amerika'da bir Amerikalı kadın olan Kate ile evlenmiştir. Butterfly'ın yanında üç yaşına gelen oğlunu almak için Japonya'ya gelir. Pinkerton'un kendisine ihanet ettiğini gören Butterfly ise yıkılır, o güne kadar evinde asılı olan Amerikan bayrağını kaldırır, altından Buda heykeli çıkmıştır. Bir rüya sona ermiştir, ailesinden kalma hançer ile harakiri yaparak intihar eder.

Puccini'nin Uzakdoğu ezgileri ile süslediği bu opera sahnelendiğinden bu yana çok beğenilmiş. Kuzey Amerika'da en çok sahnelenen yirmi opera arasına girmiştir. ‘’Un bel dì vedremo’’ ve daha birkaç aryası ile büyük beğeni toplayıp akıllara kazınmıştır.

MÜDÜRÜN GÖRÜŞLERİ

Oyundan sonra, temsil hakkında bilgisine başvurduğum Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Sanat Yönetmeni Sibel Kızılateş şu açıklamalarda bulundu:

‘’Madama Butterfly, Puccini’nin dev şaheseri! Her eserin çıkış aşamasında olduğu gibi sancılarını yaşadık ve bebeğimizi doğurduk! Bir eser sahnelenirken yaşadığımız fırtınalı süreç (bilinmelidir ki işin mutfağında hayat her zaman dingin olmadığı gibi çoğu zaman hareketlidir) zaman zaman fikir ya da bakış açısı farklılıkları şimdi yerini tatlı bir dinginliğe bıraktı bende. Türk-Japon Kültür yılı ilan edilen 2019 senesinde Japon kültürünün en ince ögelerinin seyirciye sunulduğu bu önemli yapıtı sahnelemiş olmak da kurumumuz için ayrı bir övünç kaynağı. Böylesine güçlü ve zor bir müziği en iyi şekilde icra eden tüm sanatçı arkadaşlarım başta olmak üzere, eserde emeği geçen herkese ve bizi bu önemli gecede yalnız bırakmayan tüm seyircilerimize ve size en içten teşekkürlerimle...’’

REJİSÖR NE DİYOR?

Eseri sahneye koyan rejisör Yiğit Günsoy da şunları söyledi:

‘’On yaşında bir çocukken ilk seyrettiğim operaydı Madama Butterfly. Yıllar sonra sahnelemek çok değişik duygular uyandırdı bende. Giacomo Puccini’nin o müthiş ezgilerini, kırılgan Cio-Cio-San’ın söylediği sözleri, Japonya’nın o masalsı havasını yıllar boyunca ne kadar sık düşündüm. Eseri her zamanki prensibim olan besteci ve librettiste saygı gösterip onların üstün seviyedeki işlerini en iyi şekilde seyirciye ulaştırmak fikrimle klasik tarzda sahneledim.

Eserin değişik yerlerinde sahne üzerinde hiç kimsenin görmediği dört figür yer alıyor. Bunlar tıpkı Butterfly’ın yapacağı gibi kendi canına son veren dört geyşanın ruhlarıdır. Trajedinin en başından itibaren Butterfly’ı uyaran, onu korumaya çalışan ve kaçınılmaz sonuna doğru ilerlerken onun için üzülen dört ruh.

İkinci ve üçüncü perdenin arasındaki intermezzodaki pas de deux, Butterfly ve Pinkerton’un aşk düetini çağrıştırır. Pinkerton’u bekleyen Butterfly yorgunluktan uyuya kalınca gördüğü rüya böyle tutkulu bir aşk rüyasından başka bir şey olamaz kanımca.

Butterfly tüm ailesi tarafından reddedilince tepedeki evinde sadece Suzuki ile yaşamaktadır. Üç yıl boyunca iki kadın birbirlerinin her şeyi olmuştur. Suzuki de bir anne, abla, arkadaş, sırdaş her şeyi bulmuştur Butterfly. Zaman geçirmek için birbirlerine tiyatro oynamaktadırlar. Geyşaların görmek zorunda oldukları sıkı eğitimin başında müzik ve rol yapmak geldiği bilinir. Bu sebeple Butterfly’ın da bulabildiği seyircilere küçük piyes gösterileri yapması bence olağandır. Örneğin ilk perde aşk düetinde Pinkerton’a ay tanrıçasının cennetin köprüsünden inişini canlandırması, ikinci perde Suzuki’ye Pinkerton’un taklidini yapması ve o geldiği zaman kendisinin yapacağı hareketleri göstermesi, Yamadori’ye Amerika’daki yargıçların ve müvekkillerin taklidini yapması, Sharpless’e tekrar geyşa günlerine dönerse içinde olacağı durumu teatral bir şekilde anlatmasını istememden kaynaklanmaktadır.

Puccini eserlerinin zor fakat bir o kadar da keyifli yanı her bir cümlenin hem söyleyen hem de kendisine söylenen kişi için müthiş teatral imkanlar sağlamasıdır. Her bir kelimenin, cümlenin çok iyi anlaşılması ve ona göre reaksiyon verilmesi gerekmektedir. Bu sebeple Puccini, adeta üst düzey bir tiyatro eserini müzikle bezeyen bir bestecidir.

Benim için ayrı bir yeri olan Madama Butterfly operasını sahnelemek büyük bir keyifti. Bana inanıp benimle yola çıkan tüm sanatçılara ayrı ayrı ve içten teşekkür ediyorum.

BUTTERFLAY'IN DUYGULARI

Temsilde Butterfly'ı canlandırıp söyleyen Soprano Nurdan Küçükekmekçi, oyunun sahnelenmesi ve kendi duygularını da şöyle anlattı:

‘’Opera benim için AŞK.... Şarkı söylemek bir ibadet şekli bence tanrının bize lütfedip verdiği ayrıcalığı en güzel şekilde kullanmak... Her söylediğim rol benim çocuğum gibidir. İlk tohumunun oluşumu sonra onu yavaş yavaş özenle emekle beslemek büyütmek ve prömiyer gecesi doğumuna şahit olmak.... İşte o gecede benim yeni bir çocuğum dünyama geldi hem de ne geliş duygularımı kelimelere dökebilmek oldukça zor... Mutluluk gözyaşları dökerim çok özel anlarda o geceki gibi.
Butterfly
n oluşum sürecine gelirsek Yiğit son derece donanımlı, esere en yüksek seviyede hazır bir şekilde gelip harika bir süreç yaşattı bize. Bilgi alışverişine son derece açık tavrıyla verimliliğimizi arttırdı.Ne söyliyeyim bilemiyorum, üzerinden 48 saat geçmiş olmasına rağmen hala o gecenin duygu yoğunluğunun etkisindeyim. Gelmiş olmanızla da çok çok mutlu ettiniz bizleri. Burada çoğu zaman çok güzel işler yapıyoruz, biz bunları biliyoruz ama sizlerin gelip izlemeniz gerçekten bizlerin motivasyonunu daha da yukarıya çıkartıyor. Keşke diğer şehirlerin opera seyircilerine daha fazla ulaşabilsem.’’

GİYSİLERİN ARKASINDAKİ DÜŞÜNCE

Kostüm tasarımcısı Gülden Sayıl, giysilerin ardında hangi düşünce ve çalışmanın bulunduğu hakkında şunları söyledi:

‘’M. Butterfly eserinin kostüm tasarımlarını yaparken yönetmenimiz Yiğit Günsoy’la uzun ve derin dramaturgi çalışması yaptık. Butterfly kırılgan fakat umut dolu çocuk yaşta bir kadın. Gözü tamamen kapalı kucak açıyor Pinkerton’un aşkına. Heyecanını ve arzularını hayatının baharındaki bu kadın karakterde en güzel gelincik kırmızısı ile destekleyebileceğimi düşündüm. İç kostüm beyaz. Japon geleneklerinde gelinliğin ne renk kimono olursa olsun kostümün son katmanı beyaz olurmuş düğün gecesi. Bu eşine ölüme hazır olduğunun ifadesiymiş, bu beni çok etkiledi. Kırmızı kimonosundaki 3 boyutlu kelebekler gelinin pırpır eden yüreğini, tertemiz duygularını ifade etsin istedim. İhtişamlı Japon panolarından yola çıkarak bütünü oluşturdum. Görüntü karakteri hareketlendirsin seyirciye oyuncunun ulaşmasını kolaylaştırsın istedim. Ben genel olarak çalışmalarımda sahne üzerinde karakteri yorumlayan sanatçının işinin ne kadar zor olduğunun farkındayım. Amacım karaktere, rejiye en önemlisi izleyene doğru ulaşımı sağlamak. Bu eserde farklı olarak bir artı daha vardı:

Sadece kostümleri değil kumaşlarını da bizzat tasarladım ve bizzat el emeği realize ettim.

Yamadori Japon ama Avrupa’da okumuş bir prens. Orijinal metinde silindir şapka kullandığına kadar net tanımlama var. Yiğit metnin aslına uymamızı istedi. Ben de Yamadori’yi Japon erkek makyajlı ve samuray korumalarla gezen bir adam yorumladım, yaşadığı tezatlığı; siyah ve beyaz zıtlığıyla vurguladım. 4 koruma simsiyah Batı kültürü özentili, Yamadori ise beyazlar içinde..’’

ÜÇ SAAT SÜREN MAKYAJ

Geçici görevle gelen İDOB makyözü Mahmut Kayım ise uyguladığı makyaj tekniklerini anlattı:

‘’Madama Butterfly ile ilgili Bonzo karakterinin makyajı bana ait, ben yaptım. Yoğun bir çalışma oldu. Diğer karakterlerden bazıları, Amerikalı ve geyşalar için de yoğun bir ekip çalışmasıyla görevimi en iyi şekilde icra ettim. Makyaj teknikleriyle ilgili karakter oluşumuyla ilgili sanatçılar üç saat önceden hazırlıklar başlıyor. Örnek, Bonzo sert bir karakter olduğu için yüz hatlarının ortaya çıkması için beş ayrı fondöten uygulaması yapılıyor. Dört-beş adet far uygulaması yapılıyor. Kaş ve gözü geniş ve büyük göstermek için kalemlerle büyütüp sert bir görünüş veriliyor. Geyşalar içinse komple yüzler açık renge boyanıyor, kaşları kapatıp Japon kaşı çiziliyor, dudakların küçük gözükmesi için yarım dudağı boyuyoruz. Siyah kalemle de göz altına uygulama yapılıp çekik gözükmesini sağlıyoruz. Amerikalı ve diğer rollere de buna benzer uygulamalar yaptık.’’

***

Antalya DOB artık çok iyi bir gelişme göstererek, Türkiye’nin iyi operaları arasındaki yerini almıştır. Sanat Yönetiminden teknik birimine kadar tüm emekçilerin ortak çabaları ile hazırlamış oldukları bu güzel yapımı, beğenerek izledik. Tüm birimlerin ve emek verenlerin ellerine sağlık, gayretlerine şükranlarımı sunuyorum.

 İsmail Hakkı Aksu

28 Mart 2018, İstanbul

Bu yazı 1548 defa okunmuştur .

Son Yazılar