Dokuzuncu Senfoninin Türkiye'de İlk Seslendirilişi
ÖMER EĞECİOĞLU

ÖMER EĞECİOĞLU

Müzik Tarihinden

Dokuzuncu Senfoninin Türkiye'de İlk Seslendirilişi

19 Aralık 2020 - 12:49 - Güncelleme: 19 Aralık 2020 - 13:24

Ludwig van Beethoven’ın Opus 125 Re minör Dokuzuncu (Koral) senfonisinin ilk seslendirilişi bundan neredeyse iki yüzyıl önce, 7 Mayıs 1824 tarihinde Viyana’da yapıldı.

Prömiyerinden hemen sonra eser Viyana’da bir kez daha seslendirildi. Prömiyerde yer alan dört solist, soprano Henrietta Sontag, kontralto Karoline Unger, tenor Anton Heizinger ve bas Joseph Seipelt, 23 Mayıs 1824 tarihinde Grosser Redoutensall salonunda verilen ikinci konserde de yer aldılar.

Ludwig van Beethoven (1770-1827).

Eser daha sonra Londra’da 1825’te, Berlin’de 1826’da, Paris’te 1831’de, St. Petersburg’da 1836’da ve New York’da 1846’da seslendirildi.

Üstadın kardeşlik, kahramanlık, coşku, bağımsızlık gibi soylu kavramları kendine has üslubuyla ve büyük heyecanla dile getirdiǧi bu başyapıtın Türkiye prömiyeri ise 18 Nisan 1942 tarihinde Ankara’da gerçekleşti.

 

Yer

Tarih

Orkestra

Şef

Viyana

7 Mayıs 1824

Vienna Music Society müzisyenleri ve Kärntnertor orkestrası

Michael Umlauf

Londra

21 Mart 1825

London Philharmonic Society

George Smart

Berlin

27 Kasım 1826

Berlin Hofkapelle

Karl Möser

Paris

27 Mart 1831

Société des Concerts

François Habeneck

St. Petersburg

7 Mart 1836

St. Petersburg Philharmonic Society

Johann Friedrich Keller

New York

20 Mayıs 1846

Philharmonic Orchestra

George Loder

Ankara

18 Nisan 1942

Riyaseticumhur Filârmonik Orkestrası

Ernst Praetorius

Beethoven’ın Opus 125, Re minör Dokuzuncu (Koral) senfoninin belli başlı şehirlerdeki prömiyer tarihleri.

DİĞER ÜLKE PRÖMİYERLERİ VE ELEŞTİRİLER

Senfoninin Viyana prömiyeri sadece iki provadan sonra yapılmıştı ama 27 Mart 1831 tarihli ilk Paris seslendirilişi için şef Habeneck orkestrayı tam üç sene çalıştırdı.

İngiltere’de Londra Filarmonik Topluluğu tarafından 21 Mart 1825’te ilk sunulduğunda dinleyiciler eseri ne takdir ettiler ne de anlayabildiler. Tarihçilere göre bunun nedeni kısmen de olsa orkestranın bu icrasının çok kötü olmasıydı.

Dokuzuncu Senfoninin 21 Mart 1825 tarihli Londra prömiyerinin afişi (British Library).

20 Mayıs 1846 tarihindeki New York prömiyerinden hemen sonra bu şehirde Beethoven hakkında çıkan bir yazıda şöyle deniyor:

Beethoven’in yakın bir zaman önce Philharmonic Society tarafından icra edilen Dokuzuncu senfonisi, özellikle Missa Solemnis gibi son dönem eserlerinde olduğu üzere en ehil müzisyenlere ve eleştirmenlere bile birkaç yeri hariç anlaşılmaz geliyor. Bu eserlerin gizeminin ancak ilerki yıllarda anlaşılacağı söyleniyor; ama büyük dehaya olan sonsuz saygımıza rağmen, bunun doğruluğundan pek emin değiliz. Beethoven’in stili artık çok iyi biliniyor, bu eserlerin çoğunun yapısı baştan sona incelendi ve öğrenildi, ama anlaşılmaz değil de tutarsız, gizemli değil de müphem olduğu düşünülüyor. Müziğindeki bu şaşırtıcı aykırılıklar büyük bir olasılıkla yıllardır muzdarip olduğu sağırlığından ve hasta bünyesinden kaynaklanıyor.”

Besteci ve eleştirmen Hector Berlioz, 1838’de yayımladığı bir dizi makale ile Beethoven’in bütün senfonilerini incelemişti. Dokuzuncu senfoni hakkında bir Fransız eleştirmenin

Eserde hiç fikir yok değil, ama bunlar yanlış yerlere konulmuş – kulağa genellikle tutarsız ve sevimsiz geliyor”

şeklindeki olumsuz sözleri üzerine Berlioz şöyle diyor:

Bu eser üzerine hemfikir olan yok sanırım. Bazı eleştirmenler tarafından korkunç bir garabet olarak değerlendiriliyor. Diğerleri yaşamının sonuna gelmiş dehanın son birkaç pırıltısını görüyorlar. Daha dikkatli yaklaşanlar ise eseri anlamadıklarını, ama belki ileride bir ölçüye kadar takdir edebileceklerini söylüyorlar. Müzisyenlerin çoğu bazı yerlerinin henüz açıklığa kavuşmamasına rağmen bunun olağanüstü bir yapıt olduğunu düşünüyorlar.”

Berlioz sözlerini şöyle bitiriyor:

Bu eser bestecinin senfonileri arasında en zor olanıdır. İcrası uzun zaman alan ve tekrara dayalı bir çalışma, daha da önemlisi çok iyi orkestra şefi gerektirmektedir… Eser hakkında ne söylenirse söylensin, eminim ki Beethoven bu yapıtı bitirdiği zaman, ve yarattığı muhteşem abidenin boyutlarını düşünürken, kendine şu sözleri söylemiş olmalı ‘Artık kendimi Ölüme hazır addediyorum, benim bu dünyadaki görevim tamamlandı.’ ”

FİDELİO VE DOKUZUNCU SENFONİ TÜRKİYE’DE

Beethoven’ın ölümünün yüzonbeşinci yılına rastlayan 1942 senesinde bestecinin iki dev eseri birden, hem Fidelio operası hem de Dokuzuncu senfonisi, Ankaralı müzikseverlere sunuldu.

Fidelio, Devlet Konservatuarı tarafından, Kızılay yararına, ilk defa olarak 13 Şubat 1942 tarihinde Türkçe olarak Halkevi sahnesinde oynandı. Ankara Devlet Tiyatrosu Temsillerinin 1942 yılının Şubat ayındaki üçüncü programında sahnelenen Fidelio, Necil Kâzım Akses ve Ulvi Cemal Erkin’in çevirisi ve Carl Ebert’in rejisiyle Ernst Praetorius’un şefliğinde seslendirildi. Bu Türkiye prömiyerinde Florestan’ı tenor Nihat Kızıltan, Leonore’yı soprano Saadet İkesus, Marzelline’i soprano Rabia Erler, Rocco’yu ise bas Ruhi Su seslendiriyordu.

 18 Nisan 1942’de Ernst Praetorius’in yönetimindeki Riyaseticumhur Filârmonik Orkestrası’nın Ankara’da seslendirdiği Dokuzuncu Senfoninin Türkiye prömiyerinin programı.

Riyaseticumhur Filârmonik Orkestrası’nın yine aynı sezonunda 18 Nisan 1942 tarihinde Cebeci Devlet Konservatuvarı salonunda gerçekleştirdiği dördüncü temsil ise Beethoven’ın Dokuzuncu senfonisinin Türkiye prömiyeriydi. Bu icrada sahnede yer alan solist ses sanatçıları soprano Rabia Erler, alto Saadet İkesus, tenor Aydın Gün, bariton Nurullah Şevket Taşkıran’dı.

Konser için özel olarak hazırlanmış olan broşürde Beethoven ve Dokuzuncu senfoni hakkında geniş kapsamlı bilgi yer alıyor: Konser programına ek olarak zamanın eğitim bakanı Hasan Âli Yücel’in 23 Mart 1942 tarihli önsözü, Richard Wagner’in 1846’da Dokuzuncu senfoniyi Dresden’de ilk defa yönetirken dinleyicilere senfoni üzerine verdiği detaylı bilginin metni, Beethoven’ın yaşamı üzerine resimli bir yazı, şef Ernst Praetorius’tan senfoni hakkında birkaç söz, üstat Cevad Memduh Altar’ın “Beethoven Dokuzuncu Senfoniyi nasıl yazdı?” başlıklı yazısı ve Viyanalı şair Franz Grillparzer’in 1827’de Beethoven’in mezarına taşkonma töreninde okunan söylevinin Türkçesi yer alıyor.

 9. Senfoninin ilk Türkiye seslendirilişinde sahnede yer alan solistler: Rabia Erler (soprano), Saaded İkesus (alto), Aydın Gün (tenor), Nurullah Şevket Taşkıran (bas-bariton).

Beethoven’ın kullandıǧı Friedrich Schiller’in “Neşeye Şarkı” (Lied an die Freude) şiirinin orijinali ve Nurullah Şevket Taşkıran ile Cevat Memduh Altar’ın müziğe uyarlayarak yaptıkları çeviri de program kitapçıǧında yer alıyor. Şiirin koro metninin son satırları şöyle:

     “Kucaklanın, ey milyonlar!

     Dünyanındır bu öpüş!

     Kardeşler yıldızlı gökte,

     İyi bir Baba vardır!

     Ey milyonlar, eǧilmeyin siz!

     Tanrıyı sezdin mi, Dünya?

     Sen onu gökte ara!

     Yıldızlı göktedir O,

     Yıldızlı gökte bulursun!”

 Dokuzuncu Senfoninin Ankara prömiyerinde Riyaseticumhur Filârmonik Orkestrası’nı yöneten şef Ernst Praetorius. (Kaynak: Cevat Memduh Altar koleksiyonu, www.cevadmemduhaltar.com)

İkinci Dünya Savaşının ortasına düşen 1942 yılında, Maarif Vekili Hasan-Âli Yücel, konser broşürü için kaleme aldığı önsözde şunları diyor:

Asil müziǧin yaratıcılarından Beethoven, Dokuzuncu senfonide mâna âleminin bir kahramanı ile gönül birliǧi, duygu birliǧi ve ses birliǧi yapmaya razı olmuştur.

Dokuzuncu senfonide, hemen başından sonuna inatçı bir fikir gibi tekrar edip duran aynı yankı, bitmeden önce kelimelerin, sözlerin yardımına sarılır. Beethoven, sanki bu seslerle en yüksek insan idealini anlatamamaktan üzülmüş; Schiller’in, ancak tanrılardan duyulabilir yücelikteki mısralarını söyletmeye mecbur olmuştur.

Schiller, sevimli yüzüyle insandaki kıymetlere bütün hayatınca tapmış, hürriyet ve neşenin şairi Schiller; Beethoven’e ilham veren bu şiirinde, insanları Tanrıda birleşmeye çağırır. İnsanları, göreneklerin, sapık düşüncelerin biribirinden ayırdığı bu ölümlü varlıkları, onun gölgesinde kardeş olmanın saadetine, bir dostun dostu olabilmek ve bir gönlün sıcaklığında yaşayabilmek neşesine çekmek ister.

Dokuzuncu senfoniyi hazırlamaları için müzikçi arkadaşlarıma dilekte bulunduğum zaman, yüreğimde hep bu duygular vardı. İnsanlığın alevler içinde kıvrandığı böyle bir devirde, Beethoven’in sesine ve Schiller’in bu sözlerine ne kadar muhtacız!”

Şef Dr. Ernst Praetorius “Dokuzuncu Senfoni hakkında birkaç söz” başlığını taşıyan yazısında daha önce sahnelenmiş olan Fidelio operasından bahsettikten sonra senfoninin kısa bir açıklamasını yaparak şunları söylüyor:

Dünyanın bütün müzik yaratmaları arasında iki dik tepenin yükseldiǧi görülür. Bunlardan birisi; Opera sahasında Beethoven’in Fidelio’su, diǧeri de, Senfoni sahasında yine Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisidir. Bu iki eserin, aynı adamı kendi yaratıcısı tanımalarına pek tesadüf gözüyle bakmamalıdır. Çünkü; her iki esere de aynı ahlâk görüşü hâkimdir. Bu görüş: en yüksek, en sevinçli bir noktaya ulaşmış, sadakat ve insan sevgisi üzerine yerleşmiş bir hayat, yani; Firdelio’da eş sevgisi, Dokuzuncu Senfoni’de geniş mânada insan sevgisidir. Fidelio’da anlatılmak istenen şey; “Kardeşin kardeşleri araması” olduǧuna göre, bu fikir Dokuzuncu Senfoni’de daha büyük bir Apotheos halini almıştır: ‘ Bütün insanlar kardeş olacaklar’…”

Sözlerini şöyle bitiriyor Praetorius:

Türk Milleti çok büyük bir alâka duyarak Fidelio’nun heyecanı ile sarsıldı ve kendini bu eserin heyecanına kaptırdı; Dokuzuncu Senfoninin de aynı tesiri yapacağından hiç şüphemiz yoktur. Bütün dünya böyle umumi bir harp içinde çalkalanırken; bir memleketin, barış ve kültür iradesini, Fidelio ile Dokuzuncu Senfoniden daha tesirli bir vasıta ile anlatabilmesine imkân var mıdır? Temenni edelim ki; bütün insanların kardeş olacakları zaman, bizden artık uzak olmasın.”

Bir dünya savaşının ortasında söylenen bu sözlere ve Beethoven’ın dile getirdiği kardeşçe yaşama arzusuna günümüz dünyasının da yakından ve daha da dikkatle kulak vermesi en büyük dileğimiz.

 

Ludwig van Beethoven.

BASINDA DOKUZUNCU SENFONİ

19 Nisan 1942 tarihli Cumhuriyet gazetesi Dokuzuncu Senfoni’nin ilk çalınışını baş sayfada vererek “Millȋ Şefimiz İnönü Devlet Konservatuvarını teşrif ederek Beethoven konserinde hazır bulundu” başlıǧı ile veriyor. Haber şöyle:

Beethoven’ın ölümünün 115 inci yıldönümü münasebetile Devlet Konservatuvarı salonunda 9 uncu senfoninin konseri verilmiştir. Millȋ Şefimiz Reisicumhur İsmet İnönü sayın refikalarile birlikte saat 15,30 da salonu şereflendirmişlerdir. Büyük Millet Meclisi reisi Abdülhalik Renda, Başvekil Dr. Refik Saydam. Riyaseti Cumhur umumȋ kâtibi, Riyaseti Cumhur başyaveri, bazı meb’uslar konsere gelmişlerdi. Konserde kordiplomatiǧe mensub şahsiyetler, bu meyanda Alman büyük elçisinin refikalarile İngiliz büyük elçisinin refikası hazır bulunuyorlardı. Riyaseti Cumhur flârmonik orkestrasile Devlet Konservatuvarı solistleri tarafından verilen bu konser çok muvaffak oldu. Konseri Dr. Ernest Praetorius idare etti. Solistler Rabia Erler (Soprano), Saadet İkesus (Alto), Aydın Gün (Tenor), Nurullah Taşkıran (Solo-bariton) dan müteşekkildi. Koro metnini müzik üzerinde türkçeye Devlet Konservatuvarı şan öǧretmeni Nurullah Taşkıran ve Güzel San’atlar şube müdürü Cevad Memduh Altar tercüme etmişlerdir.

Konserin sonunda san’atkârlar dakikalarca alkışlanmışlardır. Millȋ Şefimiz de takdirlerini izhar buyurmuşlardır.”

Cumhuriyet’in iki gün sonraki nüshasında da Cumhurbaşkanı İnönü ve Bakanlar, bir başka resimde de Amerikan ve İngiliz sefirleri ile Alman büyük elçisi Von Papen yine gazetenin birinci sayfasında veriliyor.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve erkânı 18 Nisan 1942 Cumartesi günü Ankara Devlet Konservatuvarı Salonunda Dokuzuncu Senfoninin prömiyerinde (Cumhuriyet gazetesi, 21 Nisan 1942).

Cumhuriyet gazetesinin yanısıra Tan, Vatan, Akşam, Haber, Yeni Asır gazeteleri de 18 Nisan 1942 prömiyerinin haberini vermişlerdir. Vatan gazetesi

Bugün Devlet Konservatuvarında, Riyaset cümhur orkestrası ve Devlet Konservatuvarı «korosu» tarafından solistlerin de iştirakile Beethoven’in 9 uncu senfonisi buyük bir muvaffakiyetle çalınmış; konserde Millî Şef İsmet İnönü refikalarile birlikte hazır bulunmuşlar ve kendilerine Başvekil doktor Refik Saydam, Hariciye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Maarif Vekili Hasan Âli Yücel ve İktisat Vekili Sırrı Day refakat etmişlerdir. Kalabalık ve seçkin dinleyiciler tarafından konser alâka ile takip edilmiş ve Reisicümhurumuz, konserden sonra, orkestra şefini ve diğer san’atkârlarımızı ayrı ayrı tebrik etmişlerdir.

Bugünkü konserde bilhassa «koro»nun muvaffakiyeti hertürlü tahminlerin fevkinde olmuş ve hazır bulunanların haklı ve sürekli alkışlarını kazanmıştır”

sözlerini kullanıyor.

19 Nisan 1942 tarihli Akşam gazetesi “Cümhurreisimiz Devlet konservatuvarında verilen konserde bulundu” başlığı ile verdiği 18 Nisan Ankara kaynaklı haberinde şöyle diyor:

Cümhurriyaseti orkestrası ve Devlet konservatuvarı Kor’u tarafından bugün Devlet konservatuvarında bir konser verilmiş, konserde Cümhurreisi, Başvekil, Hariciye, Maarif, İktisat Vekilleri bulunmuşlardır. Cümhurreisimiz konserden sonra orkestra şefini ve sanatkârları ayrı ayrı tebrik etmiştir.”

23 Nisan 1942 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Ankara’da Dokuzuncu” başlıǧı ile yazan Nadir Nadi o senenin şubat ayında seslendirilen Fidelio ile başlayarak şöyle diyor:

Dün Fidelio’yu görmüştük. Bugün Dokuzuncuyu dinliyoruz. Yarın Meistersinger’ı yahud Tristan’ı başaracaǧımızdan şüphe edilebilir mi?

Beethoven, Dokuzuncu Senfoniyi 1824 te tamamlamış ve eser Viyanada aynı senenin mayıs ayı içinde çalınmıştı. Bu Senfoniyi Türkiyede ilk defa olarak yeni dinlediǧimize göre aradan 118 sene geçmiş oluyor. Fakat bizde asıl garbcılık hareketlerinin cumhuriyetle başladıǧını gözönünde tutacak olursak, Türk sanatkârları, Beethoven’in ve hatta bütün senfonik mızıka edebiyatının bu en mühim eserini on sekiz sene içinde başarmış sayılırlar. Şu rakamlara bir göz atınız; faydalı bir mukayese yapacaksınız:

1824’te tamamlanan Dokuzuncu ertesi sene Londrada duyuluyor. Fakat bu acelenin asıl sebebi, eseri Beethoven’e Londra filarmonik cemiyetinin ısmarlamış olmasıdır. O zamanlar sıkıntı içinde yaşayan büyük san’atkâr, elli İngiliz lirası mukabilinde Senfoni’yi Londraya satmıya razı olmuş ve besteyi bitirir bitirmez bir kopyasını gönderdiǧi halde mukabilinde bir şey almadıǧı için Viyanada çaldırmıya mecbur kalmıştı. 1831 de Paris Konservatuvarında icra edilen eser, umumi olarak Paris konser programlarına ancak 1863 te, yani bestelendikten tam 39 sene sonra girebilmiştir. İtalyanın en büyük san’at merkezlerinden biri olan Milano Dokuzuncu Senfoniyi 1878 den evvel halka dinletememiş, Madrid ve Moskova filarmonik orkestraları daha evvel davranamamışlardır. Balkan şehirlerinin çok daha geç kaldıǧını söylemeye bilmem lüzum var mı?

Şu rakamlara bakarak, asırlarca başka bir medeniyet zümresinin kucaǧında yaşadıktan ve o medeniyeti varabileceǧi en yüksek tepelere ulaştırdıktan sonra katıldıǧımız garb dünyasında, öteki milletlerden hiç de geri durmıyacaǧımızı gururla söyleyebiliriz. Milletimizin güzel san’atlara olan istidadı en basit halk türkülerinde, bir eski yazıda, bir çeşmenin yapılış tarzında, bir elişinde, sanat ruhunun dokunabileceǧi her emekte kolayca görülür. Şark medeniyetine büyük hizmetler yapan bu istidad, kısa zamandanberi içine girdiǧi garb medeniyetinde de kendine lâyık olan yeri şüphesiz yakında alacaktır.

Buna her zaman inanalım ve durmadan çalışalım.”

Gerçekten de Nadir Nadi’nin sanatçılarımızın yeteneǧini dile getirdiǧi ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına rastlayan tarihte ifade ettiǧi gurur verici sözlerin doǧruluǧundan şüphem yok. Buna her zaman inanalım. Ama durmadan da çalışalım.

♪♪♪

ÖMER EĞECİOĞLU

19 Aralık 2020, Santa Barbara, CA, ABD

Kaynakça:

Emine Abaoǧlu, "Avrupa ve Türk Operasının Belli Başlı Sanatkârları ve Temsillerinden Sahneler", Opera Kılavuzu, Ankara, 1945.

Cevad Memduh Altar, Ludwig van Beethoven: ölümünün 125 inci yıl dönümünde, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1953.

Cevat Memduh Altar koleksiyonu, http://www.cevadmemduhaltar.com

Hector Berlioz, A Critical Study of Beethoven’s Nine Symphonies, (Çev. Edwin Evans), University of Illinois Press, Chicago, 2000.

Peter Clive, Beethoven and his world: a biographical dictionary, Oxford University Press, 2001, s. 344.

Nicholas Cook, Beethoven: Symphony No. 9, Cambridge University Press, 1993.

George Grove, Beethoven and His Nine Symphonies, Elibron Classics (orijinal basım Novello, Ewer and Co., Londra, 1896), 2006, s. 333-335.

George Grove, “A Few Words on the Successive Editions of Beethoven's Ninth Symphony,” Proceedings of the Musical Association, 21. Kongre (1894-1895), s. 65-75.

L. v. Beethoven, Dokuzuncu Senfoni, Konser broşürü, Maarif Matbaası, 1942.

Anton Schindler, The Life of Beethoven, (ed. Ignace Mocheles), Cilt 2, Henry Colburn Yayınevi, Londra, 1841, s. 377.

Harold C. Schonberg, The lives of the great composers, 3. baskı, W.W. Norton & Co., New York, 1997, s. 123.

Alexander Wheelock Thayer, The life of Ludwig van Beethoven, Cilt 3, The Beethoven Association, New York, 1921, s. 233-234

The American Whig Review, Cilt 3, No. 6, New York, Haziran 1846, s. 648.

Reklam
Bu yazı 5415 defa okunmuştur .

Son Yazılar