Koreografisi ve sahnelemesi Bürge Kayacan’a, bestesi Emre Kesim’e ait olan Deli Dumrul adlı modern dans eserinin dünya prömiyeri Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde (ADOB) Modern Dans Topluluğu (MDT) tarafından 6 Aralık 2025’te yapıldı. 10 Aralık’taki ikinci temsili salon orta sıradan izledim. 2 perdelik yapıt ara dahil 80 dakika sürdü.
DELİ DUMRUL KONULU ESERLER: Ülkemizde Güngör Dilmen Deli Dumrul (1979) adlı bir tiyatro eseri kaleme almış. Üç opera eseri bestelenmiş. Bestelenme yılına göre bunlar: Beste: Cengiz Tanç, Libretto: C. Tanç, 3 perde, 1975, Beste: Sabahattin Kalender, Libretto: Suat Taşer, 2 perde, 2003 ve Beste: Çetin Işıközlü, Libretto: Sinan Bayraktar, 1 perde, 2025 (1-4). Kalender’in eseri 2002’de İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde (İDOB) sahnelenmiş, Işıközlü’nün içinde bale olan tek kişilik operası Şubat 2026’da yine İDOB’de sahnelenecek (https://biletinial.com/tr-tr/opera-bale/tehlikeli-oyun-deli-dumrul-istanbul-dob). Öte yandan Bülent Tarcan’ın bestelediği Deli Dumrul adlı bale eseri, ilk kez 1982’de seyirciyle buluşmuş (5). ADOB’daki ile Deli Dumrul serisine modern dans versiyonu da eklenmiş oldu.

KONU: Oğuz diyarında Dumrul (temren: okun sivri ucu) adında cahil ama cesur ve delicesine güç tutkunu bir genç yaşarmış. Yaptırdığı köprüden geçenden de geçmeyenden da para aldığı için ona “deli” lakabı takılmış. Günlerden bir gün bir gencin ölümüne ve ardından yakılan ağıtlara şahit olmuş. Hayatında ilk defa karşılaştığı ölüme Azrail’in neden olduğunu öğrenince ona meydan okumuş; 'Kimmiş o Azrail, gösterin bana! Savaşıp bu yiğidin canını ondan kurtarayım.', diyerek ölümü inkâra kalkışmış ve onu yeneceğini sanmış. Ancak Azrail kendisinden güçlü çıkınca onu gönderen Tanrı’yla pazarlığa girişmiş. Tanrı “peki, senin yerine canını verecek biri olursa, seni bağışlarım”, demiş. Dumrul önce babasından, sonra annesinden yardım istemiş, ikisi de onun yerine canlarını vermek istememiş. Ölümü kabullenip veda için karısının yanına vardığında onu çok seven kadın onun yerine ölmeye gönüllü olmuş. Bu sevgi dolu jesti takdir eden Tanrı, Deli Dumrul ile karısına yüz kırk yıl ömür bağışlamış.
TARİHİ BİLGİLER: Türk kültür tarihinde önemli bir yere sahip olan Dede Korkut hikâyelerinden biri olan Deli Dumrul’un ilk ne zaman ve nerede anlatıldığı tam bilinmiyor. Kaynaklara göre 14’üncü yüzyılda yazıya geçirilmiş. Farklı dönem ve coğrafyalarda halk arasında anlatılan çok sayıda benzerine rastlanmış (6,7). Öte yandan başka kültürlerde de Deli Dumrul benzeri karakterler söz konusu. Örneğin ölümsüzlüğü arayan Gılgamış; Euripides' in tragedyasına konu olan, ölüme meydan okuyan Alkestis (8); Yunan Mitolojisinde ölüm tanrısı Thanatos’u kandırıp zincire vurup onu alt etmeye çalışan Sisifos; ilahî güçle ölümsüzlük pazarlığına yeltenen ve kendi yerine bir kadının ölümüne göz yuman Goethe’nin Faust’u, korkusuzca, dünyayı kendi gücüyle düzeltme iddiasındaki Don Kişot, Wagner’in operasındaki Tannhäuser; tümü Deli Dumrul benzeri tiplemeleridir. Hepsinde ortak olan; baş erkek karakterin kaba güçle çevresindekilere kan kusturması, ölümle karşılaşınca cahilce Azrail’e de meydan okuması, öykünün sonuna kadar kadın karakterin bahsinin geçmemesi ve en sonunda sevgi dolu o kadının erkeğin yerine cesurca ölmeyi göz alışıdır. Sanki özetle “erkek kabadayıdır, lâkin gerçekle karşılaşınca ödü kopar ama sevginin anlamını bilen fedakâr kadın onun için canını bile verir”, mesajı verilmektedir, tabii alegorik olarak!
Öte yandan tüm gelişmelere rağmen günümüz tıbbında bir insanın diğerine yaşam verebilmesi ancak kan ve organ nakli ile mümkündür.

YARATICI SANATÇILAR: Eserin sorumlusu ve koreografı Bürge Kayacan; orijinal müzik Emre Kesim’in. Sahne ve kostüm tasarımını Aydan Çınar, ışık tasarımını Bülent Arslan, video prodüksiyonu Berke Saraçoğlu üstlenmiş. Aslı Güneş Sümer ve Pelin Köken yol boyunca koreografide ve prodüksiyonda asistanlık yapmış.
DANSÇILAR: Deli Dumrul: Mustafa Özçelik, Azrail: Şeyma Akbay, Deli Dumrul’un eşi: Deniz Uzuner, Halk (soyadı alfabe sırasına göre): Göktürk Arıkan, Sevgül Eylül Atak, Asya Canbulat, Doğa Çetin, Gülşah Koşukcu, Eren Çelebi Kutlu, Hakan Özenalp, İlke Sayıner, Başak Selen, Zeynel Can Soylu, Şuayip Efe Uzun, Serra Yazıcı, Sercenk Yücel
MÜZİSYENLER: Hüsnü Kızılgöz (sahne üstünde kopuz, setar, şaman davulu), Esin Karaözbek (kıl kopuz, morin huur), Özben Ulutürk (kalimba)
İZLENİMLERİM: Başta Mustafa Özçelik (Deli Dumrul), Şeyma Akbay (Azrail) ve Deniz Uzuner (Deli Dumrul’un eşi) olmak üzere tüm dansçılar belli ki konuyu özümsemişler ve şevkle, heyecanla çalışmışlar. Çünkü “şimdi sıra şu harekette” yaklaşımıyla dans etmiyorlardı, zaten o sırada verilmesi gereken tepkiyi bedenleriyle dile getiriyorlardı. Kolektif bir ruhla eserin hem oluşum hem de haliyle sunum sürecine aktif katkıları olan tüm dansçıları gönülden kutlarım.

Böyle taptaze bir yaratımı izlerken insan ilk anda konudan çok eserdeki reji, dans, müzik, ışıklandırma, video, dekor ve kostüm gibi unsurlara odaklanıyor. Tümü uyum içindeyse ve birbirini tamamlıyorsa olayların geçtiği mekân-coğrafya treninde yerini alıp zaman tünelinde kavram-anlam yolculuğuna başlayabiliyor. Kimbilir ne tür zorluklarla baş-ederek Deli Dumrul’u tasarlayan ve koreografisini yaratan genç ama deneyimli ve yaratıcı sanatçı Bürge Kayacan, dansı müzikle-müziği dansla yoğurmuş, bir de üstüne ışık, video, dekor ve kostüm gibi özel renkli baharatlar ekleyerek tadı her kültürün her öğünde-dönemde hoşuna gidecek lezzette bir eser ortaya çıkarmış. Ne de olsa konusu fantastik ama mesajı gerçekçi.

Çıplak ayakla dans edilen koreografisinde ne teatral jestler veya işaret dili ne klasik bale adımları yer alıyor, ne de basite kaçan akrobatik hareketler kullanmış. Aksine salt beden ifadesi ile hem olayları, hem duyguları ve hem de sözel diyalogları anlaşılır kılmış, üstelik “zaman” kavramını da hissettirmiş. Koreografi ve sahneleme basit simetrik ve sırayla devinim yerine gerçek yaşamın karmaşıklığına betimleyen asimetrik simetri hakimdi. Öylesine ki, Brueghel’in toplumsal temalar işleyen tabloları gözümün önüne geldi. Kâh köyde çiftçiler tarlada çalıştı, kâh şehirde insanlar iş çıkışı kalabalık sokaklarda karşıdan karşıya geçtiler. Hepsi sorunlarını ve hayat deneyimlerini birbirleriyle paylaştılar. Şehir duygusunu veren unsurlar başlangıçtaki çapraz sokak ışıkları ve çatı ışıklarına ek olarak dekor ve tabii toplu danslardı. Keza sonlara doğru ışıklar kırmızılaşınca hem iklimsel sonbahar ve kış, hem de metaforik hastalık ve onu izleyen ölüm hissedildi. Rüzgârla uçuşan yan perdeler ise yaşamın ürpertici bir hızla geçtiğini vurguluyordu.
Müzikteki şehir trafiğinin sesleri; su dalgaları ve köprü metaforu dansının eşlikçisi dalga akorları; ölüm sonrası ağıt akorları; tümü müzikle koreografi uyumlu olunca derin algı yaratabildiğinin kanıtıydı. Örneğin başka bir bölümde müziğin de etkisiyle Stanley Kubrick’in 1973 yapımı “Bir Uzay Destanı: 2001” adlı filmdeki gibi ilkel çağlardan uzaydaki geleceğe dek, insanlık tarihi gözümün önünden geçti. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Deli Dumrul karakterinin sürekli olacağı, onun gibi haddini bilmez kibirlilerin hiç büyümeyip çocuk kalacağı ve hep aynı hataları tekrarlayacağı gerçeğinin farkına vardım. Bu açıdan anlatımda müziğin çok önemli ve değerli katkısı vardı; olay anlatımına olduğu kadar duygu ile yaşam ritmini aktaran bestesi için çağdaş dans konusunda yurtiçi ve dışında deneyimli müzisyen-besteci Emre Kesim ile başta sahnede setar çalan otantik çalgı sanatkârı Hüsnü Kızılgöz olmak üzere tüm müzisyenleri kutlarım.

Sade ve derinlikli dekor ile yalın ve estetik kostümler aynı zihinden çıkmış kadar uyumlu tasarımlardı. Yelek ve ceket ile bunların başkasına aktarılması metaforik açıdan sosyal statüleri ve ilişkileri tanımlıyordu. Deli Dumrul’un önce birinin, sonra diğerinin sırtından içi altın renkli ceketlerini çekip aldığı sahnede hem onları hırsız gibi fiziksel olarak soyuyordu, hem de “sahip olarak” gücünü kanıtlayıp metaforik anlamda sınıf atlıyordu. Sonra ceketleri üst üste koyduğunda ceket yığını altın külçesi görünümünü aldı; ki bu da meta yatırımının maddi değere dönüş metaforu idi. Ardından Deli Dumrul’un gelinlik misali-saflık timsali beyaz elbiseli karısı onun için ölmeye hazır olduğunu elindeki kırmızı kurdeleyi akıtarak ifade etti ki eserde her faninin er geç tadacağı ölümü sembolize eden siyah kostümleri süsleyen “kırmızı” sadece akan kanı değil aynı zamanda metaforik olarak hem veda gününün gelip çattığını hem de ölümün uygulayıcısı Azrail’in varlığını temsil ediyordu. Diğer bir deyişle basit bir “kırmızı” metaforu, tekrarlanan obje (running gag) görevini üstlenmişti ve sadeliğiyle çok daha çarpıcıydı.

Yukarıda değindiğim gibi sahneye koyan ile sahne ve kostüm tasarımı açısından Aydan Çınar’ın, ışık tasarımı açısından Bülent Arslan’ın konsept konusunda yaklaşım birliği içinde olması konuyu hiç bilmeyen birinin bile anlatılanı anlamakla kalmayıp estetik açıdan zevk de almasını sağlayacak başat unsurlar. Ek olarak Berke Saraçoğlu’nun “Deli Dumrul ve Azrail”, “köprünün iki ucundaki toprak görüntüsü”, “Hayat Ağacı desenli kilim”, “kanatlar” ve en sondaki “uçuşan yıldızlar” şeklindeki video ve mapping çalışmalarının sadece görsel açıdan değil, olayları betimleme açısından da esere önemli katkısı vardı. Tadı öylesine dimağımda kaldı ki, Deli Dumrul ve Azrail enstalasyonunu ilk perde kapanırken de, ikinci perdenin açılışında ve kapanışında da tekrar görmeyi arzu ettim. “İlk perdeyi biraz durağan bulduğunu ve ikinci perdeyi seyretmeye umutsuz başladığını” söyleyen bir seyirci “ancak temsilin sonunda ilk perdenin işlevini anladığını ve eseri fevkalade bulduğunu” ifade etti. Tüm eserin alameti farikası Deli Dumrul ve Azrail enstalasyonu bu yüzden iki-üç kez daha gösterim için adaylığını koyabilir.

Freud’un çalışmalarından bu yana gelişen çağdaş psikoloji bilgisine göre, bir insan hastalık veya ölüm gibi kötü bir haber aldığında önce şok olur ve durumu inkâr eder, ardından öfkelenip kaderle aklınca pazarlığa girişir. En sonunda da depresif şekilde durumu kabullenir. Yüzyıllar öncesinde Dede Korkut hikayelerinde bu psikolojik adımların tanımlanmış olması insanı hayrete düşürüyor, hayranlık uyandırıyor. Öykünün içinde dünyada hiç değişmeyen gerçeklerden “köprüyü geçene kadar kime ne denilmesi gerektiği” ve “Dumrul’ların hiç de deli olmayabileceği” yer alırken, “sevginin karşılıksız fedakarlığa dayandığı ve iyileştirici-dönüştürücü bir sihre sahip olduğu”, da vurgulanıyor. Bu açıdan “tüm zamanların değişmeyen popüler temalarını” böylesine estetik biçimde yeniden sorgulatan yaratıcı sanatçıları ve dansçıları alkışlıyorum.
Bir adım daha ileri giderek, yerel tat ve renk içeren ama “aslında birbirimizden farklı değiliz, güçlü ve zayıf yanlarımızla hepimiz önce insanız” şeklinde, yer ve zamandan bağımsız evrensel bir mesaj da sunan bu tür kaliteli çağdaş projelerin sadece (ve dilerim) Kültür Yolu Festivali çerçevesinde ülkemizin değişik şehirlerinde değil, sunulacağı başka ülkelerde de beğenileceğine ve mesajın benimseneceğine eminim. Yine (ve illaki) MDT’nin farklı koreograflarının çağdaş yorumuyla Deli Dumrul’a kardeşler gelse, mesela Şahmeran ve bir diğer efsane üçlüsüyle yurtdışı turnelerine ne dersiniz?
Pınar Aydın O’Dwyer
14 Aralık 2025, Ankara
Fotoğraflar: Temsil: Tarkan Serengül, Selam: Pınar Aydın O’Dwyer
KAYNAKLAR
- Altar CM: Opera Tarihi, Cilt 4. Pan Yayıncılık, 2001
- Atak P: Çağdaş Türk Bestecilerinin Operalarının İncelenmesi. İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans tezi, 2007
- Güleç ES, Güleç İŞ: Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan: Kuruluşundan bugüne Devlet Opera ve Balesinde sahnelenen operalarımız. Yalın Yayıncılık, 2023
- Şahin E: Opera Sanatının Türkiye’de Gelişimi ve Türkçe Operaların Tarihsel Süreci. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 40: 589-602, 2024
- Devlet Opera ve Balesi’nde Sahnelenen Eserler Bibliyografyası. Derleyen: Ö. Kaysı, Redaksiyon: G.A. Karaman, 2009
- Şimşek E: Deli Dumrul hikâyesinin sözlü kaynakları ve Diyarbakır varyantı üzerine bir inceleme. AKRA Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 8(22):9-27, 2020
- Eyüboğlu DC: Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Boyu'nun Coğrafyası. Uluslararası Filoloji Bengü 4/2, 88-124, 2024
- Ayşen Sina A: Alkestis ve Deli Dumrul. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/782463


























