Adı çevresinde sayısız söylenceler üretilen, yaşam biçimiyle kimi kez eleştirilen ama hep gündemde kalan bir sanatçı Fikret Mualla. 1903 yılında İstanbul Moda’da doğan sanatçı Galatasaray Lisesi’nden sonra Münih ve Berlin Güzel Sanatlar Akademilerinde sanat eğitimini tamamlamış. Bu sırada Berlin’de ressam Arthur Kampf’ın öğrencisiyken aynı sınıfta Hale Asaf ta var. Asaf’a karşı beslediği duyguların karşılıksız kalması onun üzerinde olumsuz etkiler bırakır. Ona ilgi duyanlar yalnızca Fikret’le sınırlı kalmaz. Çevresindeki birçok ressam ona tutkundur. Bir yabancı ile evlenir. Yurt dışında yakalandığı hastalık nedeniyle genç çağında yaşamdan kopacaktır.
Mualla 1937 yılında eğitimini tamamlayınca yurda dönecektir. Önce Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik yapar. Ardından Ayvalık Ortaokulu’na resim öğretmeni olarak atanır. Ancak buradaki görevi kısa sürecektir. İstifa dilekçesinde elektriği olmayan yerde resim öğretmenine de gereksinim olmadığını yazacaktır. Böylece kendi ülkesinde yaptığı düzenli çalışma ortamı yok olur gider. Yaşamını sürdürme adına elinde yalnızca resim sanatı kalmıştır. İşte onun adıyla özdeşleşen bohem yaşamı tarzı böylece kalıcılaşır.

Günümüzde Ayvalık Ortaokulu binasının yalnızca bir sınıfı ayakta kalmış. Yıllar önce öğretmenlik yaptığı binanın sağlam kalan bölümü önünde dururken onun ayak sesleri duyulur sanki. Dolaştığı koridorlar, ders verdiği öğrenciler zamanın ezici etkisi altında yok olup gitmiş. Oysa Ayvalık’ın mavi gökyüzü ve serin rüzgârlı denizi nasıl da olumlu etkilerdi sanatçıyı! Ama değer sistemi bir kez bozulmayagörsün! Giderek alkol bağımlılığıyla birlikte yaşamı düzensizleşecektir. Yaşama hep olumsuz bir pencereden bakar. Babasının ölümünden sonra ondan kalanları satarak yeni bir yaşama kapı açar. Aldığı kararla bir daha dönmemek üzere yurdunu terk edecektir. 31 Aralık 1938 akşamı ayrıldığı ülkesinden sonra yeni yılı Paris’te karşılar.

İçinde yaşadığımız bir yılın sonlarına doğru geliyoruz. 2025’ten geriye doğru gidip 1938’e geldiğimizde düş kırıklığı içinde yaşayan, sevdiği kişiden karşılık göremeyen bir sanatçının kaçışını yeniden anımsamak kolay değil. Fikret Mualla üzerine bu yazının yazılma nedeni biraz da tarihsel beraberlik kurmaya yönelik oldu. Aradan geçen onca yıla karşın zamana yazılmış bir geri dönüşü yaşamak sayılabilir. Paris onun için yeni bir vatan. Işıltılı günlere karşın o Madame Anglés’nin kendisine ayırdığı bir odada yaşam savaşı verecekti. Ucuz şaraplar ve ekmekle beslediği sanatçının yaptığı resimlere el koymaktan çekinmez Anglés.

Zamanının çoğunu bu oda benzeri yerde geçiren Mualla için tek değişiklik yakınlardaki ucuz barlardı. Orada gördüğü insan tipleri, renkli bar görüntüleri, sokaklarda gezinen kadınlar ve çocuklar açık havadaki görüntülerden kendinde yansıyan resimler olacaktı. Aceleyle çırpıştırılmış izlenimi veren boyamaları renkli yaşama duyulan bir özlem sanki.
Ülkeyle arasında kurduğu en büyük bağlardan biri yine bir başka sanatçı olan Semiha Berksoy’la mektuplaşmaları. Boyut Yayın Grubu tarafından 2006 yılında yayımlanan “Semiha Berksoy- Fikret Mualla, İki Aykırının Mektupları” kitabı sözü edilen yazışmaların ilginç olaylarıyla dolu. Orada özlemler, geleceğe yönelik düşünceler ve yaşam kavgasına ilişkin çatışmalar var.

Bunlardan birisini buraya almak istiyorum. Seçim nedenim görüleceği gibi yine bir yılbaşına doğru Ankara’dan Paris’e gönderilmiş kart. Üzerindeki el yazısı Semiha Berksoy’un:
“28.12.1959 Muallacığım Yeni Yılın Kutlu Olsun
İstanbul/ Kız Kulesi
Ev adresim:
Maltepe Turgut Reis Cad. Sey Ap. No. 13/7 Tandoğan Meydanı/ Ankara”
Zaman, biten bir yılla birlikte en gizli ve en güzel duyguları sarıp sarmalayarak içinde saklıyor. Hiçbir şeyin unutulmayacağının inancı içinde iki sanatçı üzerinden biten bir yıla duyulan hüznü yolcu edelim. Gelecek olan neler getirecek bekleyip göreceğiz.
A.CELAL BİNZET
24 Aralık 2025, Ankara





























