Mersin Müzik Festivali’ndeki yapılanma diğer kentlerimiz için...
Reklam
  • Reklam
HÜSEYİN AKBULUT

HÜSEYİN AKBULUT

Bakış Açısı

Mersin Müzik Festivali’ndeki yapılanma diğer kentlerimiz için modeldir…

10 Haziran 2014 - 23:38

Bileşenler doğru biçimde bir araya getirilirse, kurumsallaşma, süreklilik ve başarı da kendiliğinden geliyor.

Bu tür yapılanmanın önemli örneğinden, Uluslararası Mersin Müzik Festivali’nden söz edeceğim. 13. yılını geride bırakan festival yarattığı modelle, gürültüsüz patırtısız yürüyerek, 3 mega kentimiz dışında kendisine Anadolu’da özel bir yer edindi.

Başlangıçta sorunlar yaşanınca, festival için Sanat Etkinlikleri Derneği adıyla bir sivil inisiyatif oluşturulur. Festival için oluşacak bütçenin yüzde 50 sinin Büyükşehir Belediyesi ile Akdeniz Belediyesi, Toroslar Belediyesi, Yenişehir Belediyesi, Mezitli Belediyesi, Tarsus Belediyesi tarafından, diğer yüzde 50 sinin ise Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Ticaret Borsası v.b. gibi diğer destekleyici kuruluşlar eliyle karşılanması kararlaştırılır.

Söz konusu bu kuruluşlar ile kentin bilim ve sanat kurumları ve sanat derneklerinin bileşimiyle de festivalin Yürütme Kurulu oluşturulur. Kurulun başkanlığına, özellikle kurduğu korolarla tanınan sanatsever saygın bir cumhuriyet kadını Selma Yağcı, festivalin Sanat Yönetmenliği’ne ise tronbon sanatçısı, insan ilişkilerinde başarılı bir isim, deneyimli bir yönetici, Devlet Opera ve Balesi’nin eski Genel Müdürü Remzi Buharalı getirilir. Danışma ve onur kurullarıyla yapı tamamlanır. Böylece, tam anlamıyla katılımcı, dolayısıyla sahiplenmeyi öne çıkaran bir yapı oluşur.

Sanatçı ve yönetici olarak bir dönem sıklıkla ziyaret ettiğim Mersin’deki gözlemim, kentin kültür ve sanat alanındaki sivil örgütlenmesinin beni şaşırtacak kadar güçlü olduğu ve epeyce eskiye dayandığı gerçeğiydi. Kuşkusuz bu yapılanma festivalin yaratılmasında büyük etken olmuş, bildiğimiz gibi son yıllarda TBMM’de iki kültür bakanı da çıkarmıştır. Bu yönüyle Mersin şanslı bir kentimizdir.

Uluslararası Mersin Müzik Festivali’nin 7 Haziran 2014 tarihli konserini dinleme olanağı buldum. Konserin konuk orkestrası, ülkemizin anıtsal kurumu Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, solisti ise Amerikalı lirik soprano Angel Joy Blue’ydu. Konseri şef Antonio Pirolli yönetiyordu. Konser; ilk yarıda seslendirilen G. Verdi, R. Wagner, G Puccini, G. Gershwin, L. Bernstein’in tanınan, sevilen opera aryalarıyla, ikinci yarıda seslendirilen L. V. Beethoven’in 5. Senfonisinden oluşuyordu.

Her zaman söylerim. Senfonik bir konserin başarısı için 3 veya 4 bileşenin bir araya getirilmesi gerekir. Öncelikle orkestra iyi, çok iyi bir orkestra olmalı. Konserin solisti üst düzeyde, uluslararası düzeyde olmalı. Programa yerleştirilen eserler iyi, anlamlı bir şekilde seçilmeli. En önemlisi de konseri yöneten şefin çok iyi müzikçi, usta bir yönetici olması gerekir. Bu konserde de tüm bu unsurlar başarılı şekilde bir araya getirilmişti.

Soprano Angel Joy Blue; güçlü, çok renkli sesi, müzikalitesi ve sahnedeki mimikleriyle dinleyiciyi epeyce etkiledi. Konuk soprano, şarkı söylerken çirkinleşmeyen, her aryadaki drama göre mimikleri değişen, parçaların öncesinde ve sonrasında sürekli gülümseyen bir şarkıcı. Bunda eski bir manken ve güzellik kraliçesi olmasının da payı olmalı. Hepimiz biliyoruz, “duruş” sahne sanatları için çok önemli. Dinleyicinin yoğun alkışlarından ve sıcakkanlılığımızdan etkilenmiş olmalı ki konserini duygu yoğunlarıyla, gözyaşlarıyla tamamladı.

Konserin yöneten İtalyan asıllı orkestra şefi Antonio Pirolli’yi hepimiz tanıyoruz. Pirolli, 1986 da Türkiye’ye gelerek operamıza, orkestralarımıza, müzik kurumlarımıza birikimini aktaran, onlara çok şey veren ve alan, sonunda Türkiye’ye yerleşen çok iyi bir müzikçi ve orkestra şefidir. Ben onu, Muzıka-i Humayın’ın kurucusu Giuseppe Donizetti’den sonra müzik alanında İtalya’dan bize gelen en yararlı müzikçi, üstün bir müzikçi olarak, bir Türk olarak bilirim. Genel müdürlük döneminde operada birlikte çalıştığım için de yakından tanıdığım, dürüstlüğüne, inceliğine ve sanattan taviz vermeyen, kendisine yalan bir dünya yaratmadan sanat yaşamını sürdüren, kişiliğine güvendiğim bir müzikçidir Pirolli. Operamızın ve orkestralarımızın şef Antonio Pirolli’den daha çok yararlanacağına inanıyorum. Opera şefliğinden geldiği için de, dev operaları partisyona bile bakmadan yöneten Pirolli ABD’li şarkıcı için şanstı. Pirolli, dinamizmi öne çıkarmak istemiş olmalı ki Beethoven 5. Senfoniyi oldukça yürük bir tempoda seslendirdi.

Festivalin konuk orkestrası Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı anlatmak gerekmez. 190 yıllık anıt orkestramız, Yüce Atatürk’ün adını koyduğu, cumhuriyetimizle de özdeş bir kurumumuzdur. Orkestrayı çok gençleşmiş gördüm. Konserde protokole ayrılan ve boş kalan sıraları görünce içim acıyarak geriye, anılara döndüm. CSO’yu, yurtiçi turnelerinde, konser vereceği kente giderken, kentin sınırında ilin valisi karşılardı. Artık “geçti o güzel günler, şimdi ‘Yeni Türkiye’ zamanı mı?” diyeceğiz.

Konserin benim için de anlamı büyüktü. Orkestra; sanatçı ve yönetici olarak 20 yıl birlikte çalıştığım orkestram, şef; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüm döneminde Müzik İşleri Yöneticisi, Festivalin Sanat Yönetmeni ise önce operanın Orkestra Müdürü, sonra Genel Müdür Yardımcısı, ben bakanlılıktaki göreve atanınca da operaya Genel Müdür olan çalışma arkadaşım olan ve bu 3 bileşeni bir araya getiren bir konserdi.

Uluslararası Mersin Müzik Festivali, 3 mega kentimiz dışında, Antalya ve Eskişehir’le birlikte kentine değer katan nadir festivallerdendir. Anadolu’nun öteki kentlerimizin de bu tür sanat etkinlikleriyle aydınlanması özlemimizdir. Türkiye’de gelinen noktada siyasal iktidar anlayışlarının, sanat düşmanlığına varan karşıtlıkları düşünülürse, yerel yönetimlere bu alanda daha çok görev düşüyor. Son dönemde ziyaret ettiğim Strazburg Belediyesi Bütçesinin yüzde 25 inin kültür ve sanata ayrıldığını buraya not olarak düşelim. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Bilmeliyiz ki kentleri yönetenlerin yol, su, kaldırım yapma görevleri yanında, yaşayanlarının, onları insan yapan sanata da gereksinimi var.

Ben 13 yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede kendisine önemli yer edinen festivalin, daha uzun bir süreye yayılması, daha geniş bir kitleye ulaştırılmasını dilerim. Mersin’deki yapılanma diğer kentlerimiz için örnek alınacak modeldir.

Bu yazı 2895 defa okunmuştur .

Son Yazılar