BACH YAZILARI II: Bach ve Tarihsel Performans Pratiği Üzerine
Reklam
TUNA DAĞDELEN

TUNA DAĞDELEN

Modern Zamanlar, Klasik Fikirler

BACH YAZILARI II: Bach ve Tarihsel Performans Pratiği Üzerine

29 Aralık 2020 - 11:00 - Güncelleme: 29 Aralık 2020 - 14:15

Tarihsel performans pratiği (Historically Informed Performance Practice, İng.), geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında özellikle 80li yıllarla birlikte Avrupa ve Amerika müzik dünyasında giderek yükselen bir fenomen haline gelmiştir. Bir merkezden yayılmayan, bir kuruluş tarihi ya da bir kuruluş manifestosu olmayan bu akımın aslında, eski dönem müziğine ilginin artmasıyla ve ağırlıklı olarak 18. yüzyıl ve sonrası dönem müziğini icra eden ana akım klasik müzik icracılığına bir alternatif sunma ihtiyacıyla çıktığı söylenebilir. Her ne kadar merkezi karakteri olmayan bir akım olsa da, tarihsel performans pratiğini ana akım klasik müzik icracılığından ayıran iki temel unsurdan bahsetmek mümkün:

Bunlardan ilki, bir döneme ait müziği icra ederken o dönemin stiline sadık kalma düşüncesidir. Bu düşünce ilk bakışta hepimize çok doğal gelebilir, ancak eski dönem bestecilerinin eserlerini kağıda dökerken notaları yazmak dışında; müzikal cümleler, ses gürlükleri, nota bağları, tempolar vb. gibi çok önemli unsurları belirtmekte pek de cömert olmadıklarını hatırlamakta fayda var. Bu yüzden, 18. yüzyıl öncesi döneme ait bir eserin icrasının nasıl olması gerektiği, bestecisi bu konuda çok az bilgi verdiğinden ötürü, tartışmalı bir konudur. Tarihsel performans pratiğine göre bir eserin icrası; eserin yazıldığı döneme ait nota, konser kitapçığı, enstrüman öğrenme metodu, eleştiriler vb. gibi birincil ve ikincil kaynaklar dikkate alınarak o dönemin stiline dair detaylı bir anlayış geliştirilerek yapılmalıdır. Bu noktada müzikolog-icracı işbirliği devreye girmektedir ki, bu ana akım klasik müzik icracılığında nispeten daha az rastlanan bir durumdur. Müzikolog-icracı işbirliği, ya da iki karakterin tek bir kişide birleşmesi tarihsel performans pratiğinin belki ön plana çıkan en önemli unsurudur ve icra kavramına akademik bir boyut kazandırmayı hedefler.

Tarihsel performans pratiğinin ikinci ögesi de, bir eserin, yazıldığı döneme ait enstrümanlar ya da o döneme ait enstrümanlar model alınarak üretilen sazlar ile çalınması gerekliliğidir. Dönem enstrümanları, günümüzde senfoni orkestrasını oluşturan modern enstrümanların ataları olmalarına karşın, ses rengi ve akor sistemi farklılıklarından dolayı farklı tınısal özellikler gösterirler. Dönem enstrümanlarının, modern enstrümanlara tercih edilmesinin nedeni, tarihsel performans pratiği müzisyenlerinin, bu enstrümanların, icra edilen eserin yazıldığı dönemin tını dünyasını daha iyi ifade edeceğine inanmalarıdır.

Müzik icrasında dönem enstrümanlarına verilen önem ve stilin ön plana çıkarılması, tarihsel performans pratiği akımını tınısal olarak ana akım klasik müzik icracılığından ciddi biçimde ayırmaktadır. Bu tınısal farklılıkları daha iyi anlamak için, Bach’ın BWV 61 eser sayılı Nun komm der Heiden Heiland kantatının, ikisi de kendi paradigmaları -ana akım ve tarihsel performans- içerisinde iyi icralar olarak değerlendirilebilecek iki kayıt örneğine bakılabilir.

Ana Akım İcra örneği: Münih Bach Orkestrası ve Korosu, Karl Richter

https://www.youtube.com/watch?v=FRmCBpCTb4c&ab_channel=HarpsichordA6

Tarihsel Performans Pratiği örneği: Collegium Vocale Gent, Philippe Herreweghe

https://www.youtube.com/watch?v=9axZooLKAHQ&ab_channel=AlbertoSosa

Tarihsel performans pratiği akımının kökleri, Fransız enstrüman yapımcısı Arnold Dolmestch’in 19. yüzyılın sonunda, eski dönemlere ait enstrümanları inceleyip, aktif müzik hayatında kullanılmayan bu enstrümanları yeniden üretme çabasına dayansa da, akımın güç kazanması 1970leri bulmuştur. Thomas Kelly, Early Music: A Very Short Introduction adlı kitabında bu durumun, 1960 ve 1970lerin “karşı kültürü” (counterculture) ile paralellik gösterdiğinin altını çizmektedir. Kelly’e göre karşı kültür klasik müzikte, ana akım icracılığa hakim olan elitist ve muhafazakar anlayışa, eski müzik repertuarında aranan bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Klasik müzik içinde de daha katılımcı bir üslubun benimsenmesi ve müziğin daha fazla günlük hayatın içinde yer alması gerektiği düşüncesi bu karşı çıkışın temel özellikleridir. Tarihsel performans pratiğinin önde gelen isimlerinden Nikolaus Harnoncourt’un görüşleri bu durumu doğrular niteliktedir: “Müziğe tarihsel bir anlayışın geliştirilmesi aslında gerçek anlamda yaşayan bir çağdaş müziğin olmamasının semptomudur.”

Tarihsel performans pratiğinin gelişimi ve yayılmasının müzik dünyasına yeni bir soluk getirdiği kesin olsa da, bu durum akıma yönelik birçok eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Bunlardan belki de en önemlisi ünlü müzikolog Richard Taruskin’den gelmiştir. John Butt’a göre, Taruskin’in 1995’te yazdığı Text and Act (Metin ve Eylem) kitabındaki eleştirilerini üçe başlıkta ele almak mümkündür. (Butt, s.14) Bunlardan ilki, hiçbir tarihsel performans pratiğinin tam anlamıyla tarihi bir karakter taşıyamayacağı üzerinedir. 19. yüzyıl öncesine ait bir ses kaydı bulmamız olanaksız olduğundan, o dönem icralarının tam olarak nasıl tınladığını bilmemiz mümkün değildir. Bu konuda yazılı kaynaklardan edinilebilecek bilgi de yetersizdir, dolayısıyla tarihsel performans pratiği aslında tarihi bugünün zevklerine uygun olarak yeniden kurgulama çabasından ibarettir. Bu eleştiriyle, Hobsbawm’ın modern toplumları betimlerken kullandığı “geleneğin icadı” kavramı arasında paralellik kurulabilir. Taruskin’in ikinci eleştirisi, geçmişi yeniden kurgulama bağlamında, tarihsel performans pratiğinin aslında ironik olarak modernist bir düşünce sistemi içermesini hedef alır, yani tarihsel performans pratiği modernizme yine modernist bir üslupta karşı çıkıştır. Taruskin’in üçüncü ve kitaba da ismini veren tartışmanın kaynağı olan eleştirisi de tarihsel performans pratiğinde icra-müzikoloji kavramlarının iç içe geçmesinin aslında bir eylem (act) olan icranın, metinselliğe (text) indirgenmesinin ve bunların neticesinde müziğin akademize edilmesinin, icranın en önemli unsuru olan insani boyutun önüne geçeceği üzerinedir.

Tarihsel performans pratiği üzerine benzer eleştiriler, başka müzikolog ve müzisyenlerden de gelmiştir. Bernard Sherman, Inside Early Music kitabının girişinde, tarihsel performans pratiği müzisyenlerinin bazen yapmacıklığa (mannerism) varan icralar gerçekleştirdiğinden bahseder. (Sherman, s.5) Bu konuda Daniel Leech-Wilkinson’un 1984’te yaptığı çalışma da dikkate değerdir; Leech-Wilkinson farklı tarihsel dönemlere ait eserleri icra eden farklı tarihsel performans pratiği icracıları üzerine yaptığı araştırmada bu toplulukların icra ettikleri eserler farklı dönemlere ait olsa da toplulukların benzer üslupları benimsediğini göstermiştir. (Butt, s.15) Daha farklı açıdan bir eleştiri geliştiren Robert Morgan ise, müzik icrasında bir tarihsellik ihtiyacının, günümüz klasik müzik icrasının yaşayan bir gelenek olma özelliğini kaybettiğini gösterdiğini ve tarihsel performans pratiğinin eski dönem müziğini bir müzeye kapatma eğilimi olarak ortaya çıktığını iddia etmiştir. (Sherman, s.15) Morgan’ın bu düşüncesi Harnoncourt’un yukarıda bahsi geçen sözündeki argümanın, aslında tarihsel performans pratiğine karşı da ileri sürülebileceği şeklinde değerlendirilebilir.

Tarihsel performans pratiğinin halen müzik dünyasında birçok tartışmaya sebebiyet verdiği söylenebilir. Bernard Sherman, tarihsel performans pratiği savunucuları ve ana akım icracılar arasındaki çekişmeyi bir alan mücadelesi olarak tanımlamıştır ve her iki gruptan da diğer grup hakkında yapılan değersizleştirici yorumları grup psikolojisinin bir sonucu olarak görmüştür. Tarihsel performans pratiği ve ana akım icra arasındaki alan mücadelesi, her iki alanın da sınırları belli olduğu sürece çok göz önünde görülmeyebilir. Burada alan kavramıyla icra edilen repertuar kast edilmektedir. Tarihsel performans pratiği, ağırlıklı olarak eski müzik icrası etrafında gelişen bir akım olduğundan ve bu dönem eserleri standart klasik repertuarın pek içinde yer almadığından, bu akıma mensup müzisyenlerin eski müzik icralarının ana akım icracılarını çok da rahatsız etmedikleri düşünülebilir. Bu alan mücadelesinin yoğun olarak yaşandığı yer ise, her iki grubun repertuarında da ortak olan, bir nevi alanların kesişim kümesinde yer alan eserlerdir. Tarihsel performans pratiğinin erken döneminde, bu tartışma ağırlıklı olarak Johann Sebastian Bach başta olmak üzere erken 18. yüzyıl repertuarı icrasının nasıl olması gerektiği etrafında şekillense de, tarihsel performans pratiği akımının gelişmesi ve bu akım müzisyenlerinin standart repertuarın parçaları sayılan Mozart, Beethoven, Brahms ve Berlioz gibi bestecileri de kendi anlayışlarıyla icra etmeleriyle birlikte tartışma daha geniş bir alana yayılmıştır.

Örnek: Beethoven- Missa Solemnis (Orchestre Révolutionnaire et Romantique & Monteverdi Korosu; Sir John Eliot Gardiner)

https://www.youtube.com/watch?v=UEL9Dt4AF2Y&ab_channel=MartialVidz

Örnek: Mozart- Senfoniler no.39, 40, 41 (Concentus Musicus Wien; Nikolaus Harnoncourt)

https://www.youtube.com/watch?v=xhFu8wC5Big&ab_channel=Oedipus

Tarihsel performans pratiği akımının daha geç dönem repertuara da el atmasıyla, icra tartışmasının odağı daha geç döneme kaymış ve Bach’ın müziğinin nasıl icra edilmesi gerektiği tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Bugün, Bach müziği icrasında, tarihsel performans pratiği neredeyse hakim paradigma haline gelmiştir. Solo ya da düet performanslar halen bir istisna oluşturabilse de, günümüzde Bach’ın müziği icra edilirken artık beklenti icranın tarihsel performans pratiği normlarına uygun olmasıdır. Bu durumun, Bach ve diğer çağdaşı bestecilerin eserlerinin icrasına yeni bir soluk ve dinamizm getirdiği açıktır. Ancak, tarihsel performans pratiğinin bir paradigma haline gelmesinin beğeni zevklerimizi ana akım icraya karşı yapılandırabileceği ve akımın kendisinin de ilk zamanlarda karşı çıktığı elitist bir sisteme dönüşebileceği ihtimalini göz önünde bulundurmakta fayda var. Diğer türlü, Otto Klemperer’in 1962 tarihinde kayda aldığı Bach’ın Aziz Matta Pasyonu gibi geçtiğimiz yüzyılın önemli ana akım yorumlarına ön yargılı yaklaşma ihtimalimiz doğar ki, bu büyük bir haksızlık olur.

Örnek: Bach- Aziz Matta Pasyonu (Philharmonia Orkestrası, New Philharmonia Korosu, Otto Klemperer)

https://www.youtube.com/watch?v=mc3bS2E7GME&ab_channel=ClassicalMusic%2F%2FReferenceRecording

Tuna Dağdelen

29 Aralık 2020, Ankara

Kaynaklar:
Butt, J., “Playing with History: The Historical Approach to Musical Performance”, Cambridge University Press, UK, 2002.
Henderson, J., “Would Bach be hip with HIPP?”, University of California Davis Prized Writing, 2015-2016
https://prizedwriting.ucdavis.edu/sites/prizedwriting.ucdavis.edu/files/users/mtrujil3/112PW%20Henderson.pdf
Kelly, T.F., “Early Music: A Very Short Introduction”, Oxford University Press, UK, 2011.
Sherman, B., “Inside Early Music: Conversations with Performers”, Oxford University Press, UK, 1997.
Taruskin, R. “Text and Act: Essays on Music and Performance”, Oxford University Press, UK, 1995.
https://en.wikipedia.org/wiki/Historically_informed_performance

Reklam
Bu yazı 4879 defa okunmuştur .

Son Yazılar