CSO tarihi yazılırken neden tüm belge ve kaynaklardan...
Reklam
  • Reklam
YILDIRAY ERDENER

YILDIRAY ERDENER

Etnomüzikoloji ve Halk Bilimi

CSO tarihi yazılırken neden tüm belge ve kaynaklardan yararlanılmadı?

24 Şubat 2018 - 13:34 - Güncelleme: 24 Şubat 2018 - 18:51

 

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının tarihi yazılırken neden

tüm yazılı belge ve insan kaynaklarından yararlanılmadı?

 

Dr. Yıldıray Erdener

Etnomüzikolog

Çok uzun yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümde elime ilk geçen kitaplardan biri Hüseyin Akbulut’un Yaşananlar, Tanıklıklar, Düşünceler Işığında Türkiye’nin Kültür ve Sanat Siyaseti kitabıydı. Kitabın içeriği beni ilgilendirmişti çünkü çokseslilik konusunda ben de bir-iki araştırma yazısı yazmıştım.

Akbulut’un kitabı bir öz yaşam öyküsü gibi görünsede, yazar kendi öz yaşamını değil 1977-2000 yılları arasında sanatçı ve yönetici olarak çalıştığı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Devlet Opera ve Bale’sindeki çoksesliliğin öyküsünü yazmış, daha sonra Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptığı (2000-2003) yıllarda kültürden yoksun birçok politikacının kültür ve sanat yaşamımızı ne denli olumsuz etkilediğini belgelerle anlatmıştı. Atatürk Cumhuriyeti’nin temel taşlarını değiştirmek isteyen, Çanakkale savaşından Atatürk’ün ismini bile silip yeni bir tarih yazmaya çalışan “Yeni Türkiye” politikacılarının kültür ve sanat siyasetini yalın bir dille ortaya koyan Akbulut’un kitabı hakkında bir tanıtım yazısı yazdım (2017 Sanattan Yansımalar):

http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/yildiray-erdener/bu-kitabi-okumanin-tam-vakti/1332/

Kültür, kültür politikaları, sanat ve müzik tarihi ile ilgilenenlerin aşağıdaki konulara ilgi duyacağını düşünüyorum. Örneğin; Derinlikli Tarihiyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, orkestranın 1926 ve 1991-1995 yılları arasında gerçekleştirdiği başarılı yurtdışı konserleri, Bu konserlerin Kültür Bakanı tarafından “turistik gezi” olarak nitelendirilmesi; Evrensel güzellikteki tınıların tadını çıkarmak için CSO’nun Hipodrom’da düzenlediği konserlere koşan 50,000-60,000 dinleyicisi olan Hipodrom Konserleri, Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivalinde Devlet Opera ve Balesi’nin Temsillerini (bir gecede) izleyen 10,000 yerli ve yabancı müziksever; Esenboğa Havaalanı yolu üzerinde bulunan 10,000 kişilik Türk-Metal Sendikası Salonu’ndaki Beethoven’in 9.cu Senfonisi’ni dinleyebilmek için tarlalardan, dağlardan, tepelerden akan insan seli (Doğan Hızlan, Hürriyet Gazetesi).

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana 85 yılda yalnızca 4 opera bale birimi açılmışken bir kerede 5 kentte daha (Antalya, Gaziantep, Samsun, Van ve Sivas) opera-bale müdürlüklerinin kurulması kararı, 58 Yılda dört birime verilen 1,276 sanatçı kadrosuna 775 daha yeni sanatçı kadrosunun eklenmesinin ilginç öyküsü ve Türkiye’nin Çoksesli Müzik Tarihi’nde yeralacak önemli daha birçok başlık…

ERSİN ANTEP'İN KİTABI

Alt başlığı Çoksesliliğin Belgesel Tarihi olduğu için Ersin Antep’in Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası kitabını da büyük bir ilgi ile okudum. Kitabı bitirdiğimde şaşırmıştım. Olumlu ya da olumsuz tüm belgeleri kullanması gereken deneyimli araştırmacı Antep, çoksesliliğin tarihini yazarken Akbulut’un adını bir kez bile anmamıştı. Bir yanlışlık olduğunu düşünerek kitabı ikinci kez taradım. CSO’da yöneticilik yaptığı yıllarda (1977-1995) Batı’da bile benzeri çok az görülen çalışmalara imza atan ve “konser etkinliklerine yeni boyutlar kazandıran” Akbulut’un ismi gerçekten de yoktu ama Orkestrada Gelmiş Geçmiş Görev Yapan İdari Personel’den kaloriferci Kemal Kırmızıkarlı, gece bekçisi Rıza Hazer, marangoz Alişan Bal, şoför Sadi Alkan, evrak dağıtımcısı Veli Aktaş ve daha birçok değerli personelin isimleri vardı (sayfa 277-278).

İsimleri olmayanlar listesine orkestra sanatçılarını da eklemek gerekiyordu. Çünkü sanatçılar olmazsa Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası da olamazdı. Antep, sanatçılardan kimilerinin isimlerini kitabın sayfalarına gelişi güzel serpiştirmişti. Oysa ki sanatçıların isimleri gelmiş geçmiş görev yapan idari personelin isimlerinden çok daha önemlidir çünkü orkestra sanatçıları ve yöneticileri olmazsa kaloriferci Kemal Kırmızıkarlı ve diğerleri de olmazdı. Sanatçıların isimleri de idari personelin isimleri gibi kitabın sonuna eklenmeliydi, Yazar, Orkestranın beyni sayılan ve sanatçıların oylarıyla göreve getirilen gelmiş geçmiş yönetim kurulu, müdür ve müdür yardımcılarının isimlerini de CSO’nun tarihinden silmişti.

Eklenmeyen o yönetim kadroları buz dağının su içinde kalan ve görünmeyen üçte ikilik bölümüne benzer. Bu bölüm olmazsa su üstünde görünen üçte birlik bölümü yani Orkestra, Şef ve Solistler eriyip kaybolur. Yönetim kadroları Orkestranın tüm işleyişini, günlük, haftalık, yıllık konserlerini, konser proğramlarını, yurtiçi ve yurtdışı turnelerini planlar, organize eder, en iyi yerli ve yabancı şef ve solistlerin Orkestraya gelmelerini sağlar. Aşağıda isimlerini gördüğünüz yıldız solistler işte bu yönetimlerin çalışmaları sonucu CSO’ya davet edilmiş ve konserler vermişlerdir:

Robert Cohen, Alexander Rudin, Julian Lloyd Webber, Pierre Fournier, Andre Navara, Arto Noras, Jiri Barta, Roman Jab- lonsky, Daniel Shafran gibi çellistler; Igor Oyştrak, Viktor Pikayzen, Konstantin Kulka, Edith Volckaort, Vaclav Hudecek, Minco Minçev, Pierre Amayol, Valeri Distrakh, Oleh Krysa, Liana İssakadze, Barbara Gorzinska gibi kemancılar; Alexander Jener, Güher-Süher Pekinel, Fazıl Say, Krzysof Jablonsky, Gregori Sokolov, James Tocco gibi piyanistler; viyolacı Buruno Giuranna; klarnetçi Karl Leister; obuacı Luthar Koch ve Ernardo Bitetti; David Russel ve Alirio Diaz gibi gitarcılar bu üstün sanatçıların bir bölümüdür.

Orkestranın verdiği başarılı konserleri kovanda yapılan bala benzetebiliriz. Yapılan bu bal kendiliğinden kovanda belirmez, ana arı ve işçi arıların çabaları ile ortaya çıkar. Müzik işçileri ve orkestra yönetimleri olmazsa kovan da olmaz, bal da yapılmaz.

KİTAPDAKI BAZI TEKNİK SORUNLAR

İnsan bilimlerde (tarih, sosyoloji, psikoloji, antroploloji, dilbilimi) yapılan araştırmalarda kullanılan dip notları sağlam bir araştırmanın göstergesidir. Kitapta dip notları konusunda bazı tutarsızlıklar göze çarpmaktadır. Kitabın 283-328 sayfaları arasında 517 not yer almaktadır. Yazarın büyük bir emek ve zaman harcayarak hazırladığı notların büyük bir kısmı birbirine karışmış, kullanılmaz ve yararlanılmaz bir duruma gelmiştir. Bilindiği gibi dip notları önemlidir çünkü okuyucu bu notlarda konu hakkında önemli bilgiler edinir, yazı içinde yapılan alıntıların hangi kitap ya da yazılardan alındığını öğrenir ve o konuda daha çok bilgi edinmek isterse adı geçen kitabı bulup okur. Dip notları olmayan ya da dip notlarına güvenilmeyen araştırma kitapları “tarihi roman”ları anımsatır. Bu tür romanların içeriği de tarihi olaylara dayanır ama gerçeklerle birebir örtüşmesi beklenmez.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası adlı kitapta kullanılmaz hale gelen dip notlarına bir kaç örnek vermek istiyorum. Kitabın 150.ci sayfasında Zeki Üngör ile Adnan Saygun arasındaki geçimsizlik anlatılmaktadır:

Saygun çalarken Üngör’ün el işaretlerini gören Atatürk’ün kendisini çağırması üzerine söylediği “Bu çocuk sanatkardır ama ahlaken zayıftır” sözüne duyduğu tepki etkili olmuştur. Zira Atatürk’ün yüksek sesle “Sanat başka ahlak başka, bu çocuk sanatkar” Dip not 332.

Geçimsizlik konusunda benim okuduklarımla örtüşmediği için yukarıdaki sözlerin alındığı kitabı alıp okumak istedim. Ama kitabın 311.ci sayfasındaki 332 nolu dip notta kitap ismi yerine şöyle bir cümle vardı:

1980 yılında İstanbul Pendik’te vefat etti.

Yine 150.ci sayfada: “Daha sonraki haftalarda Atatürk Saygun’un pentatonizm odaklı raporunu Yalova’da dinler” Dip not 333. Saygun’un bu konuda yazdığı raporu okumadığım için kitabın 311.ci sayfasındaki 333 numaralı nota baktım:

[Veli] Kanık’ın diğer yetiştirdiği değerli sanatçılar arasında Tahir Aymeriç, Rauf Öktem, Osman Fehmi Yener, İhsan Mazhar, Alanson gibi ustalar bulunuyor.

Bir-iki örnek daha vereyim. Kitabın 165.ci sayfasında:

Hindemith, ilk olarak 6 Nisan 1935 tarihinde Ankara’ya gelmiş ve 16 Mayısa kadar Türkiye’de kalmıştır. Dip not 350.

Kitabın 312.ci sayfasındaki 350 nolu not Hindemith hakkında bakın neler söylüyor:

1912 İstanbul doğumlu. Dedesinin yanında babası Süleyman Bey de Musika-ı Hümayun’da klarnet sanatçısı olarak görev yaptı, Basri Bey,…

Bu örnekler çoğaltılabilir. Okuyucuların metin içerisinde verilen dip notları ile 283-328.ci sayfaları arasında verilen bilgileri karşılaştırmalarını öneriyorum.

KAYNAKÇA’DA YARARLANILAN KİTAPLAR

Yararlandığı kitapların bir listesini düzgün bir biçimde Kaynakça bölümünde sıralayan Antep, karanlık ve tozlu arşivlerde unutulmuş birçok değerli belgeyi büyük bir ustalıkla gün ışığına çıkarmış ve çok eskiden basılmış olan birçok kitaptan da yararlanmıştır. Örneğin;79 yıl önce yani 1939 ve daha sonra yayımlanan kitaplara ulaşabilmiş ama bugün satılmakta olan Yaşananlar, Tanıklıklar, Düşünceler Işığında Türkiye’nin Kültür ve Sanat Siyaseti kitabına nedense ulaşamamıştır. İyi bir araştırmacı olduğu söylenen Antep’in bu kitabı görmemiş olması olası değildir. Eğer gerçekten de öyle ise kitap neden gözardı edilmiştir?

Kaynakçada kullanılan kitaplardan Mahmut R. Gazimihal’in Türk Askeri Muzikaları Tarihi kitabı (İstanbul 1955, Maarif Basımevi) bende de olduğu ve yazar bu kitaptan alıntılar yaptığı için Gazimihal’in verdiği bilgileri inceledim. Antep’in kitabının 23.üncü sayfasında şöyle bir bilgi verilmiş:

Abdülhamid orkestrada piyano olmasını istemiş fakat orkestra şefi yaşlı Guatelli Paşa bu isteğe itiraz edince padişah tarafından saray orkestrasından uzaklaştırılmıştır. Bu tarihten sonra Aranda orkestrayı basit bir şekilde piyano başında yönetmiştir. Dip not 20

20 nolu notun olduğu 284.cü sayfada bu bilgilerin Gazimihal’in Türk Askeri Muzikaları Tarihi kitabının 56.cı sayfasından alındığı yazılıyor. Ancak 56.cı sayfada verilen bu bilgilerin en küçük bir kırıntısı bile yok. Kitabın başka baskısı olabilir mi diye baktım ama aynı baskı.

Yine Antep kitabının 24 ve 29.cu sayfalarında Gazimihal’in kitabının 54 ve 125.ci sayfalarından aldığını söylediği bazı bilgiler vermiş ve bu bilgiler 24 ve 33 nolu dip notlarıyla gösterilmiş. Antep’in kitabında verilen bilgileri Gazimihal’in kitabının 54 ve 125.ci sayfalarında yok.

Yazar bu bilgileri acaba hangi kaynaklardan almış, verdiği bu bilgiler asıl kaynaktaki bilgiler ile gerçekten örtüşüyor mu? Kaynakçadaki 15-16 kitap 19. ve 20.ci yüzyıllarda sarayda ve daha sonraki dönemlerde adı geçen müzisyenler, bandolar, mehter takımları hakkında bilgiler içeriyor. Acaba o kitaplardan alınan bilgiler gerçekten de o kitaplardan mı alınmış? Alıntılar bir değişikliğe uğramış mı? Tüm bu eksik ve çarpık bilgilerin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Çoksesliliğin Belgesel Tarihi kitabında yer alması bir talihsizliktir. Ama Antep, kitaptaki çarpıklıkların farkında bile olmadığı için sonsözünde “Tarih yukarıda okuduğunuzdan ibaret” (sayfa 251) diyerek çok da iddialı bir saptamada bulunuyor, ama kuşkusuz ki tarih Ersin Antep’in -sandığı gibi- yazdığından ibaret değildir.

DİSİPLİNLERARASI YAKLAŞIM

Çok olumlu bir yaklaşımla Ersin Antep, kitabını tarih, müzikoloji ve “sözlü tarih” yöntemlerini birleştirerek yazmaya çalışmıştır. Bilindiği gibi “müzikoloji” müziğin gelişiminin evrelerini inceleyen bir bilim dalı ya da tarihsel süreç içinde müziğin toplumsal ve kültürel bağlamda evrelerini analitik ve eleştirisel bir biçimde inceleyen bilgi dalı olarak da tanımlanabilir. (Daha çok bilgi için “Tarihsel süreç içinde Etnomüzikoloji Sanattan Yansımalar Kasım 2017

http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/yildiray-erdener/coksesli-muzik-ile-endustrilesme-arasindaki-iliskiler/1586/ )

Yazarın da yaptığı gibi müzikologlar tarihsel bir yaklaşımla arşivdeki belgeler ve o döneme ait yayımlanmış tüm kitap ve yazılardan yararlanmaya çalışırlar. Sözlü tarih ise insan unsurunu bilgi kaynağı olarak ele alır ve yazılı belgelere ek olarak yaşayan bireylerin belleğe dayalı anlatılarını kayıt eder.

Antep, yazılı arşiv ve diğer belgelere ek olarak Orkestranın yaşayan sanatçı ve yöneticilerinin belleğine dayalı anlatılarını hiç önemsememiş, onların fikir ve görüşlerini almamıştır. Bunun yerine Orkestrayı dışarıdan tanıyan Erson Günay, Tuğrul Özer, Muammer Sun, Selçuk Mülayim, Turgut Özakman gibi çok değerli insanların destek ve görüşlerini aldığını söylemiştir (sayfa 11).

Bu gibi eksikliklerin yanısıra gece bekçisi Rıza Hazer ve diğer idari personelin bile isimlerinin olduğu Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Çoksesliliğin Belgesel Tarihi adlı kitapta Akbulut’un isminin bir kez bile anılmaması uzun yıllar önce tanıdığım Akbulut’un kitabını acaba tarafsız bir gözle değerlendiremedim mi sorusunu akıllara getirmiştir. Akbulut’un görev yaptığı yıllarda basında çıkan yazıların neredeyse tümünün övgü yazısı olduğu görülmektedir. Bu yazılardan bir-iki kısa bölümü aşağıya alıyorum.

Ahmet Say Cumhuriyet’in 22 Kasım 2001 tarihli sayısında şöyle diyor:

Sayın Akbulut’u Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın keman sanatçısı olduğu uzun yıllardan beri izlerim…bu dönemde konser etkinliklerine yeni boyutlar kazandırmıştır: Elli bin [50,000] Ankaralı’nın izlediği “Hipodrom Konserleri’ni, beş bin [5,000] kişilik spor salonlarındaki özel konserleri, CSO’nun 700 koltuklu salonunda yapılan haftalık konserlere gelen üç bin [3,000] müzikseveri geri göndermemek için konser salonu fuayesine “sinevizyon” yerleştirmeyi icat eden odur.

Akbulut’un atandığı Müsteşar Yardımcılığı görevinde üretip yaşama geçirdiği “proje”ler ise bizim için sürpriz değildir. Çünkü Akbulut bir “uç örnek”tir

O dönemin tanıklarından Şefik Kahramankaptan ise 15 Nisan 2000 tarihli Milliyet Sanat Dergisi'ndeki yazısında Akbulut ile ilgili olarak şunları söylüyor:

CSO yöneticiliğinden itibaren çoksesli müzik ve çağdaş sanatların geniş kitlelerce benimsenmesi yönünde çalışan, kitlesel hipodrom konserlerinin fikir babalarından biri olan Akbulut, opera-bale sanatlarının yurt düzeyinde yaygınlaştırılması için de büyük çaba gösterdi.

 Yurt içinde beş yılda toplam 320 turne ile halkın ayağına gidilirken, 51 dış turneyle de ülkenin tanıtımına çok önemli katkıda bulunuluyordu. Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin kurumsallaştırılarak yılda 70 bin izleyiciyi ağırlaması ve uluslararası hale getirilmesi de bu döneme rastladı.

Akbulut’a yabancı devlet ve bazı sanat kurumları da Devlet nişanları vermişlerdir (Akbulut sayfa 8). Yurtiçinde verilen ödüllerden en ilginç olanı ise Kültür Bakanlığı’nın yılda bir kez verdiği ve devletin bir numaralı ödülü sayılan “Kültür Sanat Büyük Ödülü”dür. Bu ödül ilk kez kişiye değil Akbulut’un üstün başarılarından ötürü Opera ve Bale kurumuna verilmiştir (Akbulut sayfa 233).

Övgüye değer “Senfonik Akşamlar”--

Ersin Antep, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının ana sponsoru olan “Doğuş Holding A.Ş’ye, desteklerinden dolayı teşekkür ediyor ve “Doğuş Grubunun desteğiyle başlayan tadilat projesi”nden ve daha sonra 2009 yılında başlatılan “Kampüste Senfonik Akşamlar” projesi sayesinde Orkestrayı uzun yıllar gidemediği Anadolu illerine götürdüğünü, Doğu Anadolu’da beş ilde toplam 5,500 kişinin izlediği konserleri bir başarı olarak gösterirken Ankara’daki 50,000 kişilik konserlerden hiç mi hiç söz etmemiştir.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Çoksesliliğin Belgesel Tarihini yazarak Orkestra tarihine katkıda bulunduğunu düşünen yazar ne yazık ki gelecekte müzik tarihi yazacak olanlara yanıltıcı ve eksik bilgiler vermiştir. Konumuzla ilgili olduğu için Atatürk’ün tarih yazma konusunda yol gösterici sözlerini okuyup yazıyı burada noktalıyorum:

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır (1931).

 


 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 2804 defa okunmuştur .

Son Yazılar