Çoksesli Müzik ile Endüstrileşme Arasındaki İlişkiler
Reklam
  • Reklam
YILDIRAY ERDENER

YILDIRAY ERDENER

Etnomüzikoloji ve Halk Bilimi

Çoksesli Müzik ile Endüstrileşme Arasındaki İlişkiler

16 Ocak 2018 - 12:55 - Güncelleme: 01 Şubat 2018 - 00:21

Batı’daki çoksesliğin bir değil bir çok nedeninin olduğu biliniyor. Yüzyıllar içinde gelişen ve olgunlaşan değişik düşün akımları, din ve dünya görüşü, kökü ta eskilere giden müzik gelenekleri yanısıra toplumsal değişiklikler ve endüstrileşme çoksesliliğin gelişip değişmesine neden olmuştur (Erdener 1977). Bu yazının amacı endüstrileşme ve teknolojinin getirdiği toplumsal yapı değişikliklerinin çoksesliliğe nasıl yansıdığını irdelemektir.

Endüstrileşmenin nasıl çoksesli bir toplum yapısı oluşturduğunu tarıma dayalı feodal bir toplum olan Japonya’da görmekteyiz. Yüzyıllar boyu kendi içinde kapalı olan Japonya 1868’de kapılarını Batı’ya açar ve Batının her türlü güçlü yönünü ithal eder. 1868 yılı modernleşme ve kalkınma yılıdır. Bir yıl sonra (1869) ise Japonya’da ilk askeri bando kurulur ve çoksesli müzik okul müfredatına konur.

Osmanlı İmparatorluğunda ise askeri bandonun kurulması Japonya’dan kırkbir yıl önce olmuştur. II. Mahmud zamanında göreve getirilen Guiseppe Donizetti (1828) Musika-i Hümayun’u yapılandırır. Daha sonra Liszt, Elias Parish, Eugen L. Vivier, Henri Wieuxtemps ve diğerleri Osmanlı sarayına davet edilir. Aradan geçen neredeyse ikiyüz yıl sonra bugün otuzbeş milyonluk Tokyo Büyük Şehrinde yaklaşık 800 orkestra vardır. Tokyo’daki en büyük sekiz orkestradan Tokyo Filarmoni Orkestrasında yüzelli müzisyen yılda ikiyüz konser vermektedir.

(https://classicalvoiceamerica/org/2015/10/21/japanese-orchestras-21015)

İstanbul Büyük Şehir sınırları içinde ise ancak beş orkestra bulunmaktadır. Japonya’nın çoksesliğe geçişinde başka nedenler varsa da Meiji Restorasyonu ile başlayıp devam eden kalkınma en büyük etkenlerden biridir.(https://www.britannica.com/event/Meiji-Restoration).

 

TOPLUM YAPISI VE MÜZİK

Toplum yapısının karmaşıklığı ile müzik yapma, şarkı söyleme üslubu ve dans ederken atılan adımlar arasında olan ilişkiler eskiden beri müzik bilimcileri ilgilendirmiştir. Örneğin, Curt Sachs (1881-1959) halk oyunlarında melodi yapısı ile atılan adımların büyüklük küçüklüğü arasında sıkı bir bağ olduğunu iler sürer. Steven Feld, Sounds and Sentiment: Birds, Weeping, Poetics and Song in Kaluli Expression adlı kitabında Papua Yeni Gine halkının kültürel sistemini anlamak için Kaluli halkının iletişimde kullandıkları semboller ve kodlardan ve şarkılarında çıkardıkları tınılardan o toplumun yaşam biçimini anlamanın mümkün olduğunu, Kaluli halkının doğa ve doğaüstü duyarlılıklarını şarkılarına yansıttıklarını savunur (Feld 1984: 383-445).

Alan Lomax ve yardımcıları ise “cantometrics” adını verdikleri bir teknikle 233 kültürden derlenen müzikleri karşılaştırır, yaşam biçimi ile müzik yapma biçimleri arasında gözlenebilen organik bir bağ olduğunu ileri sürerler. Lomax ve yardımcıları bilimsel bir yaklaşımla kültürel kalıplar ve müzik tınısı arasındaki ilişkileri istatistiksel bir yöntemle karşılaştırmak için derledikleri on ezgiyi otuz-yedi değişken (parametre) ile inceler ve toplum yapısının karmaşıklığı ile müzik yapma ve şarkı söyleme biçimleri arasında kimi ilişkilerin olduğunu ileri sürerler. Ezgide kullanılan büyük ya da küçük aralıkların, eşlik eden çalgı sayısının ve ezgiyi süsleme derecesi gibi 37 değişkenin (parametre) yaşam biçimi ve müzik yapma ile çok sıkı ilişkiler içinde olduğu savunulur.

Örneğin, evlilik öncesi cinsel ilişkilerin kesinlikle yasaklandığı toplumlarda karışık korolara rastlanmamakta, söylenen ezgiler genellikle yüksek perdeden başlayıp sıkıştırılmış bir ses üslubu ile söylenmekte ve ezgilerin sözlerinde daha çok önde söylenen e, i, ö, ü gibi sesli harfler yeğlenmektedir. Cinsel yasakların ve kadın-erkek ilişkilerinin daha yumuşak olduğu toplumlarda ise doğal olarak karışık koroların yanısıra ezginin sözlerinde a, ı, o, u gibi arkada gırtlakta söylenen sesli harflere sıkça raslanmakta, şarkılar genellikle kalın perdeden, yumuşak ve açık bir üslupla sıkıştırılmadan ve zorlanmadan seslendirilmektedir (Lomax 1971).

Kuşkusuz ki üretim araçları, aile yapısı, yaşam biçimleri, kadın-erkek ilişkileri, kullanılan çalgılar, toprakla olan ilişkiler, müzik yapma biçimlerini etkiler.

TOPRAĞA BAĞIMLILIK VE

DİĞER DEĞİŞKENLERİN MÜZİĞE YANSIMASI

Tarımla geçimini sağlayan toplumlarda toprak, Aşık Veysel’in de dediği gibi “sadık bir yar”dır. Bu toplumlarda toprak, aile biçimini, insan ilişkilerini, iş bölümünü, toplumsal örgütlenmeyi, üretim-tüketimi, ve bu arada müzik yapma ve şarkı söyleme biçimlerini büyük ölçüde değiştirir Bu toplumlarda ataerkil aile tipi neredeyse bir zorunluluktur, çünkü tarımsal ekonomilerde toprağı işlemek için gerekli enerji hayvanların yanısıra insan gücü ile de sağlanır. Bu nedenle bir kaç kuşak aynı çatı altında bir otoritenin (ata) gözetimi ve denetimi altında birlikte çalışır, üretir ve birlikte tüketirler. Böyle bir üretim tarzında müzikte de olduğu gibi her zaman tek bir kişinin sesi çıkar (tekseslilik).

Tarımsal ekonomiye dayalı toplumlarda karmaşık olmayan bir iş bölümü vardır; tarlada hep birlikte tohum ekerken bir aile üyesinin tarlaya geç gelmesi çalışanları fazla etkilemez ve işlerini yapmalarını engellemez. Endüstri toplumundaki iş bölümü ve sorumluk ise tarladakine benzemez; fabrikaya geç giden işçi seri montaj üretim bandını çalışamaz hale getirir; bir işçinin doğru parçayı, doğru yere, doğru zamanda koyabilmesi ondan önceki işçinin işini yapmasına bağlıdır. Bir orkestrada da keman grubunun doğru zamanda çalmaya başlaması ondan önceki çalgı grubunun doğru zamanda, doğru notaları seslendirmesine ve doğru zamanda bitirmesine bağlıdır. Endüstri toplumundaki fabrika ve orkestradaki ritim saatin tik-takları gibi düzenlidir, aksamaz. Bu düzenli ritim şarkı ve türkülerinde de görülür. Anadolu’daki uzun havalar ve aksak ritimlerin toprağı işlemek ve üretimle gerçek ilgisinin ne olduğu iyi bir araştırma konusu olabilir.

Toprağa bağımlı toplumlarda bir tarlada beş kişi ya da on kişi aynı işi yapar. Müzik yaparken de o kişiler teksesle aynı ezgiyi söylerler. Türküyü söylerken on kişiden beşinin susması fazla bir şey değiştirmez ama fabrika modeline benzeyen orkestradaki on kişilik birinci kemanlardan beşinin susması anında farkedilir. Fabrikada olduğu gibi orkesrada da küçük birimler vardır; birinci kemanlar, vurma çalgılar gibi. Orkestrada bir grubun görevini doğru yapmaması -seri montaj üretim bandında olduğu gibi- diğer gruptaki müzik işçilerinin görevlerini yapamamalarına neden olur. Orkestradaki iş bölümü ile fabrikadaki iş bölümü birbirine çok benzer.

TARIM VE ENDÜSTRI TOPLUMLARINDA

ZAMAN KAVRAMI VE MÜZİK

Tarımla uğraşan insanlar ne zaman ekip ne zaman biçeceklerini çok iyi bilirler. Fakat bu işlerin illa da belirli bir gün ya da saatte yapılması gerekmez. Bahar mevsiminde buğday iki gün sonra da ekilebilir, iki saat sonra da. Tarım yapan insanlar için dakika, saniye gibi küçük zaman birimleri önemli değildir. Alvin Toffler’e göre tarımla uğraşan insanlar fabrikadaki makinelerin ritmine göre değil, bölgede yapılan tarımın ritmine göre hareket ederler. Kullandıkları zaman biriminin uzunluk ya da kısalığı tarlada veya bahçede yapılması gereken işe bağlıdır. Örneğin; bir çiftçi yapacağı işin ne kadar süreceğini “bir ineği sağmak için geçen zaman birimi” olarak ifade edebilir.

Madagaskar’da pilavın pişmesi ya da çekirge kızartmak için geçen zaman birimi… ya da küçük abdest için gereken süre herkesçe bilinen ve kabul edilen zaman birimleridir (Toffler 1980: 103).

Fabrika işçileri ise ne zaman işe başlayacaklarını çekirge ya da patates kızartmak için geçen zaman birimi ile ölçemez, üretime tam zamanında başlamaları bir zorunluluktur. Bu nedenle endüstri toplumundaki insanlar sinirli bir şekilde saatlerine bakıp tam zamanında iş yerlerinde olurlar. Orkestrada çalışan müzik işçisi orkestranın ritmine uymak zorundadır. Çalmaya birkaç saniye geç başlaması orkestranın ritmini aksatır ve ortaya istenmeyen sonuçlar çıkabilir.

Endüstri toplumlarında zaman kavramı oldukça önemli olup geçmişi, şimdiki ve gelecek zamanı içine alan düz bir çizgi gibi düşünülür. “Amerikalılar zamanı geleceğe doğru akan ve gelişen bir yol ya da bir şerit gibi düşünürler" (Hall 1959:19). Çizgisel zaman kavramı modeli Batı’da her alanda görülür. Kentlerde ve kentler arasındaki yollar genellikle düz bir çizgi gibidir. Köylerde araziler arasındaki sınırlar da birer düz çizgidir. Konser salonlarındaki koltuklar aynı ilkeye göre düzenlenmiştir, “line dance” dedikleri halk oyununda da insanlar düz bir çizgiyi koruyarak oynarlar.

Toprağa bağımlı geleneksel toplumlarda yaşayan insanlarda zaman, geleceğe akan bir yol değil geçmişe dönük bir daire gibidir. Üretim için her yıl belirli zamanlarda aynı işler yinelenir (Toelken 1975: 265-286). Bu toplumlarda halk oyunları da dönen daire ilkesini anımsatır. Halk oyunlarının çoğu halka ya da yarım ay şeklindedir. Kilim ve halılardaki desenlerde düz çizgilerden çok bolca yinelenen kırık çizgilere ve yarım halkalara rastlanır. Müzikte de benzeri özellikler görülür, müzik yapmanın esası yineleme ilkesine dayanır; aynı ezgi değişik sözlerle üç, beş bazan on kez yinelenebilir. Aynı durum Batı toplumlarında endüstri aşamasından önceki dönemlerde ki halk şarkılarında örneğin “ballad”larda görülür.

TARLADAN FABRİKAYA:

BİRİNCİ VE İKİNCİ ENDÜSTRİ DEVRİMİ VE MÜZİK

Batıda endüstri devriminden önce üretimin gerçekleştirildiği yer tarla iken Birinci (1820-1840) ve İkinci (1870-1914) Endüstri (Teknoloji) Devrimi ile üretim, ağırlıklı olarak tarladan fabrikaya kaydı. Endüstrileşme sürecinde yeni enerji kaynakları bulunmuş, demir-çelik, tekstil fabrikaları yaygınlaşmıştır. Üretilen malların zamanında istenilen yerlere ulaşması için demiryolları ve karayolları ağı kurulmuş, iletişim araçları gelişmiş, toplum içinde ticari, kültürel ve toplumsal kurumların biçim ve sayıları değişmiştir. Endüstri ve Teknoloji devrimleri süresinde köylerden kentlere akın sonucu yoğun bir kentleşme süreci başlamıştır. Daha önce soylular ve köylüler diye iki katmandan oluşan toplum yeni bir işçi sınıfı, güçlü bir orta sınıf ve üretim araçlarına sahip sınıflar olarak ortaya çıktı.

Soylular ve köylülerden oluşan tarım toplumunun değişmesiyle insanların dünya görüşleri, değer yargıları, güzellik ve müzik anlayışları da değişmiştir. Tarım toplumunun daha çok teksesli sade ezgileri yerlerini karmaşık müzik biçimlerine (form) bıraktı. Ernst Fisher’e göre feodal dönemde tek temalı sonat formu orta sınıfın sesini toplumda daha çok duyurması ile iki temalı olmuştur. Birinci Endüstri Devrimi ile tek temalı sonat formunun yerini sınıf çatışmaları ve yarış ilkesini müziğe yansıtan gerilimli ve karşıt özelliklere sahip temalara bırakması hemen hemen aynı tarihlere rastlar (Fisher 1974: 271-272). Feodal dönemde köylü sınıfının sesi ne toplumda ne de müzikte duyulurdu ve tek temalı müzik türleri bu toplumlardaki politik gücü, yani soyluları simgelerdi.

Toprağa bağımlı toplumlarda el sanatlarındaki üretim müşterilerin siparişi ile yapılırdı, bu durum müzikte de geçerliydi, besteciler aristokratların verdikleri siparişleri yerine getirir ve çoğu kez bestelerini onlara adarlardı. Bu besteler genellikle küçük dinleyici grupları için seslendirilen oda müziği türünde yapıtlardı. Endüstri Devrimi sonucu küçük el sanatlarındaki kişilere yönelik üretim, yerini fabrikaların seri üretimine bırakınca müzikte de besteciler bir Baron ve büyük bir odayı dolduran dinleyici grubu yerine daha çok büyük salonları dolduran dinleyicelere uygun yapıtlar bestelemeye başladı. Barok orkestralarındaki cılız ses çıkaran çalgılar büyük konser salonlarında iyi duyulmayınca çalgılar geliştirildi ve orkestradaki çalgı gruplarındaki sanatçıların sayısı da giderek artırıldı. Fabrikalarda büyük kitlelere yönelen seri üretim ilkesi böylece müzikte de uygulandı ve besteciler oda müziği türü yerine daha çok büyük konser salonlarını dolduran dinleyiciler için senfonik müzikler bestelemeye başladı.

ENDÜSTRİ DEVRİMİYLE DEĞİŞEN KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİ VE MÜZİK

Tarım toplumlarında üretim, yaygın olan ataerkil aile yapısı içinde birlikte gerçekleştirilirdi. Üretim tarladan fabrikaya kayınca kadının eksikliği duyulmuş ve tarlada olduğu gibi fabrikada da üretime katkıda bulunması istenmişti. Daha önce tarlada babası veya erkek kardeşiyle yanyana çalışan kadın şimdi yabancı erkeklerle yanyana çalışıyordu. Kadın sadece iş yerinde değil sinemada, konserde ve diğer alanlarda da erkeklerle yanyana oturmuş ve toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Kadının evden çıkıp toplu mekanlarda görülmesi erkek-kadın ilişkilerini yumuşatmış, kadını dört duvar arasında tutmaya çalışan sert kurallar yumuşamış ve yeni bir dünya görüşü ve değerler sistemi oluşmuş, pencereden bakan kınalı ya da kınasız ele türküler yakılmamıştır. Müzik yapmak isteyen insanlar fabrikada olduğu gibi orkestra ya da koroda da yanyana müzik yapmışlardır.

TÜRKİYE’DE ENDÜSTRİLEŞME VE ÇOKSESLİLİK

Türkiye’de pop, rock, jazz ve her tür çoksesli müziğe öykünmeler çağdaş endüstri ve teknolojiyi yakalama çabalarının yoğun olduğu büyük kentlerde rastlanır. Bu kentlerde toplumsal örgütlenme kırsal kesimlere göre kimi ayrıcalıklar gösterir. Köyde iç dünyalarını saz eşliğinde türkülerle dışa vuran insanlar kentlilerin yaşam biçimine, kültürüne ve dinledikleri müziklere ayak uydurmakta zorlanmışlardır. Ne kentli ne de köylü olan bu insanlar bir kimlik bunalımına girmişlerdir. Kentlerdeki gecekondularda yaşamanın zorluklarını, uğradıkları haksızlıkları, yaşadıkları acıları köyden getirdikleri geleneksel müzik kalıplarına sığdıramaz olmuşlar, bunalım ve çaresizliklerini yeni müzik biçimleriyle dile getirilmişlerdir. Arabesk şarkılar kentleşmeye çalışan insanların içinde bulundukları şartlara başkaldırma, kimi ise kadere boyun eğen insanların acılarla dolu bir ağıtı gibidir.

SONUÇ

Çokseslilik için endüstrileşmenin tek etken olmadığı biliniyor. Endüstrileşme toplumdaki insan ilişkilerini, aile yapısını, yerleşme biçimlerini, inanç ve değerler sistemini, üretim ve tüketimi, kadın erkek ilişkilerini aynı zamanda çoksesli müzik yapma ve dinleme alışkanlıklarını büyük ölçüde etkiler. Bu değişim sonucu ortaya çıkan yeni ve güçlü sınıflar seslerini toplumsal yaşamın her kesiminde olduğu gibi müzikte de duyurur ve tek kişinin sesinin duyulduğu toplum düzeni yerini çoksesli demokratik ve laik çoksesli bir düzene bırakır. Türkiye Japonya gibi belirli bir endüstri aşamasına ulaşır ve bunun sonucunda gerekli toplumsal, kültürel ve ideolojik değişiklikler yapılırsa, oluşan bu çoksesli toplum düzeninde yaygın çoksesli müzik yapılır.

Dr. Yıldıray Erdener

Etnomüzikolog

**

Yararlanılan Kaynaklar

Erdener, Yıldıray. Halk Türküleri Koro için Çoksesli Hale Getirilmeli midir?

I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi, 1977.

 

Feld, Steve. Sounds and Sentiment: Birds, Weeping, Poetics and Song in Kaluli

Expression. Philadelphia: University of Philadelphia, 1982.

 

Fisher, Ernst. Sanatın Gerekliliği. İstanbul: Konuk Yayınevi, 1974.

 

Hall, Edward. The Silent Language. New York: Anchor Press, 1959.

 

Lomax, Alan. Folk Song Style and Culture. Clinton Massachusetts:

The Colonial Press, 1971.

 

Toelken, Barre. Folklore, Worldview and Communication. Folklore and

Communication. Editörler: Dan Ben-Amos ve K. S. Goldstein.

The Hague: Mouton, 1976.

 

Toffler, Alvin. The Third Wave. New York: Bantam Books, 1980.

Bu yazı 1634 defa okunmuştur .

Son Yazılar