Cumhuriyet kültürü taklit değil, özümüze dönüştür
Reklam
  • Reklam
HÜSEYİN AKBULUT

HÜSEYİN AKBULUT

Bakış Açısı

Cumhuriyet kültürü taklit değil, özümüze dönüştür

28 Ekim 2019 - 19:08 - Güncelleme: 28 Ekim 2019 - 19:14

Cumhuriyet kültürü öykünme bir kültür değil,

özümüze, kendimize dönüş kültürüdür…

Cumhuriyet kültürüne karşıt bir siyasetin yürütüldüğü yakıcı, zor bir süreçten geçiyoruz. Cumhuriyetin yarattığı ve üzerinde yükseldiği tüm çağdaş ve evrensel değerler karalanarak, örselenerek, yok edilerek bu siyasette büyük yol alınmıştır.

Devrim karşıtı bu siyaset aslında bugünün meselesi ve sonucu değildir. Türkiye’de toplumsal değişime karşı olan hareketler baştan beri vardır. Üstelik bu güçler toplumda derinlemesine kök salmışlardır. Tarihe mal olmuş bu yöndeki siyaset, o günden buyana tüm yoğunluğuyla sürdürülmektedir.

Bu karşıtlığı ortaya koyanlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü salt savaşı kazanan bir asker olarak görmekte, kurduğu çağdaş cumhuriyeti ve onun kültür devrimini ise reddetmektedirler.

Karşıt siyaset için ortaya konan sözde gerekçeler de bellidir. Bu kültürü “bizim olmayan bir kültür”, “öykünme bir kültür”, “batı taklidi kültür” olarak nitelemek; böylece bilimi, çağdaşlaşmayı, laikliği, bilimsel ve karma eğitimi, yeni harfleri, çağdaş sanatı, kadın erkek eşitliğini esas alan bu kültürü tümden yadsımaktır.

Küresel, emperyalist dünyanın; akıl ve bilime dayalı, aydınlanmacı, çağdaşlaşmacı, tam bağımsızlıkçı, antiemperyalist ideoloji ile kurulan cumhuriyet kültürüne ve bu kültür üzerinde yükselen çağdaş cumhuriyete karşıt siyaseti anlaşılır bir durumdur. Çünkü Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu gibi sorunlu bölgede ve dünya enerji kaynaklarıyla zengin coğrafyanın tam da kavşak noktasında bu ideolojiyle kurulan bir devlet istenmez.

Sürekli bir biçimde denetim altında tutulacak bir yapı oluşturulmalı, bunun için etnik ve mezhep temelli bir devlet, geri bırakılmış aydınlanmamış bir toplum, muhtaç bir ülke yaratılmalıdır! Ortadoğu’ya ve Dünya’ya yeni düzen(!) getirecek projeler ancak bu yolla başarılmış olacaktır!

Hazin olan ise bu siyasete içeriden omuz verilmesidir!

Öte yandan çoğu yerde, aydın cumhuriyetçi kesimde bile bu kültür “batıcılık”, “batılılaşma” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım da doğru bir tanım değildir. Ben Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hiçbir yerde bu tanımı kullandığına tanık olmadım. Doğrusu, O’nun söyleyişiyle “muasır medeniyet”, “kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma” anlayışı, “çağdaşlaşma” tanımı ve siyasetidir.

Bu anlayış, uygarlığın gelişimine kayıtsız kalmayı değil, ondan feyiz almayı, ona katılarak yükselmeyi tarif etmektedir.

Cumhuriyet karşıtı çağdışı siyasette kutsanan ise etnikçilik, mezhepçilik, gelenekçilik, dincilik, Osmanlıcılık, Arap kültürü, ortaçağ kültürüdür.

Amaçlı değilse, sözde gerekçedeki yanlışlar da burada başlıyor.

Bizim kültür tarihimiz Osmanlı’yla, İslam’la, Arap harfleriyle başlayan bir tarih değildir. Uzun bir tarihi yürüyüşümüz vardır ve yürüyüş aşamalarında etkilendiğimiz çok sayıda kültür vardır.

Bizler bu yürüyüş aşamalarında birçok dinler , alfabeler , diller, lehçeler değiştirmişiz, hatta dilimizi unutmuşuz. O tarihi süreçte “Türk; tanrısıyla Arapça, sevgilisiyle Farsça, ailesiyle Türkçe konuşur” özdeyişi bu kültürü çok güzel ifade ediyor.

Cumhuriyetin kuruluşuyla yoğun çalışmalar içerisinde ulusal kültürümüz yeniden inşa edilirken çıkış noktası, bu gerçeklikler nedeniyle sürekli bir biçimde kültürümüzün yitirilen, “özünü arayış”, “özüne dönüş”, “kendine dönüş” ve “öz korunarak çağdaşlaşma” arayışı ve siyaseti olmuştur.

Biliyoruz ki bu kültür siyaseti salt kurucunun fikirleriyle de değil, O’nun öncülüğü ve liderliğinde tarih, bilim, kültür ve sanat insanlarının katılımlarıyla ve önemli tartışma ve kongrelerle, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarıyla ortaya konmuş ve kurumsallaştırılmıştır.

Amaç ise ülkeyi ve toplumu çağdışına mahkûm eden prangaları söküp atarak Türk toplumunu çağa taşımak, uygar bir toplum inşa etmek, Türkiye’yi insanlık âleminin medeni bir üyesi yapmaktır.

Atatürk; “medeniyet öyle bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar, yok eder” diyor.

Öte yandan, cumhuriyetin kültür değerlerini karalayan, yadsıyan siyasetteki diğer asıl tehlike ise, tutucu, gerici kültürün kuşatması altındaki aydınlatılmamış geniş halk kesimlerinin, sürdürülen bu tür söylemler ve siyasetlerle cumhuriyete karşıt hale getirilmesi tehlikesidir.

İşin dramatik yanı, bu siyasetin, cumhuriyet devrimi ve kültürü sayesinde işbaşına gelebilmiş siyasal iktidarlar eliyle yapılabiliyor olmasıdır.

Sonuç olarak cumhuriyet kültürü, iddia edildiği gibi bir yerlerden alınan öykünme bir kültür, bir taklit kültür değil, tam da tersine “özümüze dönüş”, “kendimize dönüş” özümüzden yola çıkarak her alanda “çağdaşlaşma” kültürüdür.

Cumhuriyetin “tarih kültürünün”, “dil kültürünün”, “yazı kültürünün”, “din-inanç kültürünün”, “bilim” ile “sanat kültürünün” yaşatılması, gündemde tutulması, geliştirilmesi ve gerçek anlamlarıyla geniş halk kitlelerine yansıtılması zorunluluktur.

Bizi çağa taşıyan bu kültür yaşatılmazsa ortada uygar yaşantımız da, yaşamımızın üzerinde yükseldiği çağdaş cumhuriyet de kalmayacaktır.

Cumhuriyetçilere, cumhuriyet kurumlarına büyük görev düşüyor.

Cumhuriyetin 96. yılı kutlu olsun…

HÜSEYİN AKBULUT

28 Ekim 2019, Ankara

Bu yazı 885 defa okunmuştur .

Son Yazılar