MET Turandot Operasında Zefirelli Farkı


Sevgili okurlarım, bu yazımda size ilk kez farklı bir ortamdan edindiğim izlenimleri aktarmak istiyorum.

Bu pandemi dönemi nedeniyle, tüm Dünya’da olduğu Metropolitan Operası da her gün, repertuvarında bulunan opera ve bale kayıtlarını internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlamaktadır. Ben de zaman buldukça bunları izlemeye çalışıyorum. Bu yayınlardan biri de 16 Temmuz 2020 akşamı izlemiş olduğum G. Puccini’nin, ölümü nedeniyle tamamlayamadığı, ancak öğrencileri tarafından tamamlanan ünlü Turandot operası temsil kaydıydı. Buraya kadar her şey olağan, ancak yapıma imzasını atan Franco Zefirelli olunca işin boyutu değişiyor.

Yönetmen Franco Zeffirelli'nin Puccini'nin 2010 yılında sahnelenmiş olan bu operasının nefes kesici özellikleri ile bence Met Operası repertuarının gözdesi sayılabilir. Her şeyden önce sahnenin tümünü kaplayan görsel zenginlik bizleri bir masal dünyasına götürüyor. Gerçekten muhteşem görsel zenginlik var yapımda. Bununla birlikte Zefirelli’nin elinin değdiği her eserde olduğu gibi, bunda da harika bir bütünlük ve sağlamlık var. Ekranda bu operayı izlerken, Turandot’u ilk kez İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 1975 yılında Maksim sahnesinde Aydın Gün’ün sahneye koyduğu ve Ferhan Onat’ın Turandot, Dino Mamprin’in Prens Càlaf ve Mustafa İktu’nun da Timur rolüyle sahneye çıktığı oyun aklıma geldi. Sahne zenginliği değil ama sanatçıların az da olsa, kostüm ve makyajlarla MET yapımı Turandot’a benzerliği beni ister istemez o günlere götürdü. Ne güzel günlerdi onlar.

Bu temsilde oyun gereği erkeklerin nefretinin ne kadar güçlü olduğu, prensesin bilmecelerinin çözümünü bulamayan tüm taliplerin kafalarının kesilmesinin anlatıldığı bu eserde, acımasız Çinli prenses Turandot’u mükemmel bir şekilde canlandıran 1959 Odessa doğumlu Rus soprano Maria Guleghina, rolünü o derece başarılı oynuyor ki, kuvvetlice alkışlamak gerekiyor.

Esrarengiz Prens Càlaf rolündeki 1963 Sicilya doğumlu İtalyan tenor Marcello Giordani, sonunda tüm bilmeceleri bilip prensesin sevgisini kazanıyor ve ünlü sololsu 'Nessun dorma'yı söyledikten sonra salon alkışlardan inliyor. Tabii ki bu alkışlar sanatçıdan çok parçaya ait.

Operanın en önemli karakterlerinden biri de, hatta oyundaki kilit karakter olan Liu’yu oynayan 1977 doğumlu Rus soprano Marina Poplavskaya da, hem oyunu hem de operanın en çok sevilen aryalarından olan ‘’Tu che di gel sei cinta’’ şarkısındaki başarısı ile yapıma çok büyük katkıları olan sanatçılarından birisi idi.

Bas Samuel Ramey’in Timur’u da beğendiğim iyi taraflarından biri oldu.

Bence Zefirelli’nin alkışlanacak başarılarından biri de, operanın önemli üç sevimli karakteri olan Ping (Joshua Hopkins), Pang (Tony Stevenson) ve Pong (Eduardo Valdes) den oluşan üçlünün, oyunun değişik bölümlerindeki, son derece başarılı mizansenlerle gösterdikleri üstün oyunları idi. Hiç bu kadar başarılı üçlü görmemiştim.

Metropolitan Operası'nın 1987 Turandot Franco Zeffirelli yapımının 2010’daki tekrarında, sanatçı ve figüranlarla sahnede 286 kişi olduğu açıklanan yapımın MET’in büyük gösterilerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Sahnede neler yoktu ki! Zeffirelli'nin antik Çin vizyonları arasında hareketli, parıldayan altın setler, asansörlerde yükselen saraylar ve hâtta sarayda, hiç anlam veremediğim sahte bir göl vardı. Figüranlar Turandot’u bu göl üzerindeki köprüden bir taht üzerinden elleri üzerinde geçirirken, ya bir aksilik olsaydı da ellerinden kaydırsalardı, korkunç bir şey olurdu diye korkmadım değil. Neyse ki korktuğum olmadı!

Zeffirelli aslında dekoratörlükten geldiği için bu oyunda neredeyse tüm fantazilerini uygulamış bu nedenle oyun daha karmaşık hale gelmiş. Küçük kel keşişler korosu, dans eden bir ejderha, saray köle kızları ve gerçekten büyük bir kılıçla bir figüran. 

Daha önceleri de Franco Zeffirelli'nin başka yapımlarını birçok kez görmüştüm, hep böyle büyük kadrolu, özenli kostümleri ve ışıltılı, muhteşem setleri ile bunu ancak Zefirelli yapabilir diyebiliriz. Chiang Ching'in koreografisi harikaydı. Orkestra şefi Andris Nelsons'du.

Evet, yukarıda da bahsettiğim gibi, ilk kez bir internet temsili, üstelik 10 yıllık eski bir yapımı değerlendiriyorum. Bunu da çok etkilendiğim ve izlerken İDOB’un 1975 Turandot’unu hep aklıma getirdiğim için sizlerle paylaştım.

Herkese pandemisiz ve sağlıklı günler diliyorum.

İsmail Hakkı Aksu

18 Temmuz 2020, Ordu