Çok akıl, tek akıldan üstündür
Reklam
  • Reklam
HÜSEYİN AKBULUT

HÜSEYİN AKBULUT

Bakış Açısı

Çok akıl, tek akıldan üstündür

20 Ağustos 2014 - 13:48

Güncel öğeler içermesi nedeniyle de olmalı, “Selman Ada’dan Önemli Saptamalar” ile “Bakan CSO’ ya Orkestra Şefi Atayabilir mi?” başlıklı köşe yazıları çok paylaşıldı. Yazılar, eleştiri içeren birkaç soruya da yol açtı. Önce, kısaca onlara değinelim:

Andante”nin yönetmeni sevgili Serhan Bali, Selman Ada’nın el atacağını vurguladığı, benim de çok önemsediğim saptamaları, “Boş vaatler, TÜSAK ortadayken gündem yaratma çabaları” olarak değerlendirdi. Bununla da yetinmedi, önceki genel müdürden hiç söz edilmediğini vurgulayarak (yeri neyse), çok açıktır ki görev bilinciyle yergisini de ortaya koydu.

KATILAMADIĞIM MANTIK

Yeni Opera Binası”, “Anadolu’ya Yeni Opera Bale Müdürlükleri”, “Merkezi Yapılanma” konularına el atmak; neden boş şeyler, gündem yaratma çabaları olsun? Bunlar operamızın önde gelen, en önemli sorunlarıdır. Diğerleri her koşulda yürüyen doğal, günlük işlerdir.

Katılamadığım mantık şudur. “Sen bunları yapmaya çalışma, bunlar boş şeyler, TÜSAK’la yat, TÜSAK’la kalk” mı diyeceğiz. TÜSAK konusunda yazdığım yazı sayısı, bakana gönderdiğim mektup, söyleşi, köşe yazısı, makale ve bildiri olarak yaklaşık 20 dir. Düşüncemi merak edenlere, Sanattan Yansımalar Portalındaki “TÜSAK; AKP’nin ‘Yeni Türkiye’ Siyasetinin bir Parçasıdır” başlıklı makalemi okumalarını öneririm.

Öte yandan; operayı, orkestrayı kapatmak, yok etmek kolay mı? 3 gün, 3 ay, 1 yıl sonra Türkiye siyasetinin nereye varacağını biliyor muyuz? Mücadele devam eder. Şimdi yeni genel müdürün yöneticilik yeteneği ortaya çıkacak. Başarır yaparsa, diğerlerinde olduğu gibi Selman Ada’yı destekler alkışlarız, yapmazsa sorar eleştiririz. Öyle görülüyor ki, TÜSAK’ın kimlerin eliyle bu duruma getirildiğini de yazmak zorunda kalacağız.

CSO'YA ŞEF ATAMASI

Bakan CSO’ya Orkestra Şefi Atayabilir mi?” başlıklı yazıya ilgililerden çok destek geldi. Bu yazıdaki öncelikli amaç da, ötekilerde olduğu gibi, ilgili bakanın ve bakanlık yetkililerinin bilgilendirilmesi, aydınlatılması ve uyarılmasıdır. Oralardan geliyorum, deneyimlerimle biliyorum, çıkarlar için bakanlar hep aldatılırlar.

Kimsenin üzülmesini istemem. Ancak, öncelikle önemsenecek, örselenmeyecek unsur sanat kurumlarımızdır. Yazıya karşı öfkelenenlerin; “Yazılanlar gerçek dışıdır, böyle olmadı, orkestra şefini tabii ki bakan tayin eder, çağdaş dünyada böyledir, orkestralar ne bilir, en iyisini bakan bilir” demeleri gerekir. İlgilileri duyarlılığa çağırmak hakkımızdır.

Konu hakkında sevgili Erol Erdinç aradı. Yazıdaki temel düşünceyi paylaşarak, “Bakan tarafından orkestra şefliğine atanırken Ertuğrul Günay’ı uyardığını, CSO Şefini kültür bakanlarının atayamayacağını söylediğini, bunun üzerine Güzel Sanatlar Genel Müdürü olarak 6940 sayılı yasanın ilgili maddesinde belirtilen kurulu topladığını, orkestrayı temsil eden üç sanatçının kışkırtıldıklarını ve direndiklerini, sonunda bakanla karşı karşıya gelmemek için imza attıklarını, kendisinin ise genel müdür olarak kararı imzalamadığını” söyledi.

Orkestralara önemli görev düşüyor. Doğru iletişimle bakanları bu yanlışlardan koruyabilirler.

OPERADA MERKEZİ YAPILANMA SORUNU

Gelelim asıl konuya, operada iç özerkliği yok eden merkezi yönetim yapılanması tehlikesine:

Önce çok kısa bir analiz yapalım: Bizim operamız; tiyatronun aksine, kendi içinde özerk bir yapılanma olarak kurumsallaşmıştır. Diğer kentlerimizdeki opera bale müdürlüklerinin de genel müdürlükteki gibi “sanat kurulu”, “teknik kurulu” ve “disiplin kurulu” vardır. Opera ve bale müdürlüklerindeki tüm sanatsal, teknik ve idari işleyiş, opera ve bale müdürleri tarafından, genel müdüre karşı sorumlu olarak bu kurullar eliyle yürütülür.

1309 sayılı yasayla oluşturulan bu yapılanma doğru bir yapılanmadır. Çünkü müzik, drama, oyun, dans, tasarım, plastik sanatlar gibi nerdeyse tüm sanat dallarının bileşiminden oluşan opera; orkestrası, korosu, solistleri, balesi ve bir fabrika görünümündeki tasarım üniteleriyle dev bir yapıdır, deyim yerindeyse kalın bir partisyondur. Bu yapı nedeniyle diğer kentlerimizdeki opera ve bale kurumlarını, merkezi bir işleyişle genel müdüre bağlamak rasyonel bir anlayış değildir. Dünyada da böyle bir yapının örneği yoktur.

Öte yandan, kuruluş yasasında genel müdürlük operası olarak ifade edilen opera, aslında Ankara operasıdır. Genel müdürlüğün “sanat kurulu”, “teknik kurulu” ve “disiplin kurulu” da Ankara operasının kurullarıdır. Genel müdürlük, Ankara operasından arındırılıp bir üst kurum olarak yapılandırılacaksa (ki anlayış doğrudur), yeniden genel müdüre bağlı sanat, teknik ve disiplin kurulları kurmak anlamlı değildir. Kurulursa, bu kurullar ya işlevsiz kalırlar, ya da onlara iş bulmak için bugün olduğu gibi diğer müdürlüklerin yasal yetkilerine el konulur. Genel müdür de, yasada özerk olarak yapılanan diğer tüm opera ve bale müdürlüklerinin müdürü durumuna getirilir.

Başkanlık, tek adamlık Yeni Türkiye”'nin hastalığı değilse, idarenin, yaşanan olumsuzluklar ve sorunlar nedeniyle, müdürlükler arasında süregelen çelişkili kişisel değerlendirmeleri giderme ve kurum içinde ortak standartlar yaratma düşüncesi anlaşılabilir doğru bir düşüncedir. Genel müdürlük bunu başka donanımlarla sağlayabilir. Ancak tüm bunlar, operada bir YÖK sistemi oluşturarak, her müdürlüğün kendi yapısı ve işleyişi içinde gelişim ruhunu, kurumun iç özerkliğini ortadan kaldırmamalıdır.

Şimdi yeni bir durum da ortaya çıktı. Ankara 8. İdare Mahkemesinin, İstanbul Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı Necat Pınazoğlu’nun başvurusu üzerine verdiği iptal kararı, bu kurulların oluşumundaki sorunları da ortaya çıkardı. Yönergeyle, yönetmelikle, kararnameyle getirilen düzenlemeler, 1309 sayılı kuruluş kanunu hükümlerini ortadan kaldıramaz. Sonunda genel müdürlük ve Ankara müdürlüğünün icraatına karşı yapılacak hukuksal başvurular, sıkıntılı sonuçlar doğurabilir.

Çok akıl, tek akıldan üstündür. Ben derim ki, 8.İdare Mahkemesinin kararını fırsat bilerek, çıkmaz yol olarak gördüğüm bu merkeziyetçi yönetim anlayışından dönelim. Müzikçiler olarak, çoğulculuğu, çok sesliliği savunuyor, bunu bir yaşam biçimi olarak görmüyor muyuz?


 

Bu yazı 3190 defa okunmuştur .

Son Yazılar