Bir yarışmanın perde arkası ve finalistler...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Bir yarışmanın perde arkası ve finalistler...

06 Nisan 2015 - 15:51 - Güncelleme: 06 Nisan 2015 - 18:37

Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” derler! Hacettepe 2. Ulusal Piyano Yarışması finalinde de, böyle bir durum oldu. Yarışmayla ilgili rektörlük Basın ve Halka İlişkiler Bölümü'nden gönderilen bültende, finalistlere konçertolarda eşlik edecek olan Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası'nı Polonyalı şef Marek Derenowski'nin yöneteceği açıklanmıştı. Şef olarak pek adı geçmeyen bu kişinin aynı konserde dört büyük konçertoyu nasıl yöneteceğini merak ediyordum. Kendi araştırmamdan konuk kişinin piyanist olduğunu, Barok ve Erken Klasik dönemlerden bazı konçertolarda hem çalıp hem yönettiğini saptadım.

Hacettepe M Salonuna geldiğimde karşılaştığım orkestra üyelerine “Nasıl, bari Polonyalı şef iyi mi, rahat çıkardınız mı eserleri?” diye sorunca gördüm ki, üç-beş gün içinde pek çok şey değişmiş, orkestrayı Polonya'dan gelen şef değil, son dönemde giderek orkestralarımızca daha çok aranan şef Burak Tüzün yönetiyormuş!

Final konseri öncesi orada ayaküstü biraz soruşturunca durum ortaya çıktı. Hikâyeyi size, kimseyi rencide etmeden özetlemeye çalışacağım.

Hacettepe'de Senfoni Orkestrası'nın bir müzik yönetmeni, daimi şefi yok! Orkestrayı Konservatuvar Müdürlüğü'ne bağladılar! Yâni konserlerde orkestrayı kim yönetecek, ne çalınacak, hangi solist, şef gelecek, son karar verici Müdür ve yardımcılarından oluşan üç kişilik ekip.

Onlar da, konservatuvar içinde, iki yıl önceki ilk yarışmada da final konserini başarıyla yönetmiş yetkin bir şef bulunmasına karşın, başka bir üniversiteden tanınmış piyano hocasına sormuşlar, o da Polonyalı Marek Derenowski'yi tavsiye etmiş, arayıp konuşup anlaşmışlar. Araştırmışlar mı, kimdir, öteki referansları nedir diye, orasını bilmiyorum!

BU MAREK HANGİ MAREK?

Derenowski gelmiş, orkestrayla birkaç prova yapmaya çalışmış ama olmamış. Orkestra üyeleri “Bu şefle bu konçertolar çalınamaz” kararına varıp Konservatuvar Müdürlüğü'ne “Ne giriş verebiliyor, ne atakları” diye şikayette bulunup “âcil çare aranmasını” istemişler.

Bunları konser öncesi öğrenince “Yoksa bir karışıklık mı oldu?” diye düşündüm. Polonya'da Marek adı, bizdeki Mehmet gibi çok yaygındır. Yoksa, yıllardır Türkiye'de değişik orkestraları yöneten iyi şef Marek Pijarowski'yle karıştırdılar mı diye düşündüm.

Neyse tam çare aranırken, ülkemizde şef denilince hemen akla gelen isimden biri tesadüfen Ankara'ya gelmişken konservatuvara da uğramaz mı? Herhalde “İşte çare ayağımıza geldi” diye düşünüp Müdüriyet hemen kendisine teklifte bulunmuş. Ama bu büyük şef ağırdan almış, anıtsal piyanist İdil Biret'in başkanlığındaki jürinin finale bıraktığı dört piyanistin çalacağı dört eseri fazla bulup, üçe indirilmesini talep etmiş, ayrıca HÜSO'nun bu eserleri çalabilecek kapasitede olup olmadığı konusunda da kuşkularını ifade etmiş! Olmamış tabii!

SON ÇARE: BURAK TÜZÜN

Sonunda, kendi içlerindeki Moskova Çaykovski Konservatuvarı mezunu, diplomalı, profesyonel orkestra şefi Burak Tüzün'ü çağırmışlar. O da, kimilerinin yaptığı gibi işi sabote etme, ters gitme, taş koyma gibi eylemlere başvurmadan, “madem öyle, işte böyle” demeden, belli ki iki ayağını bir pabuca sokma pahasına, ciddi görev anlayışı içinde, bu daveti reddetmeyip koşup gelmiş, aynı konserde dört konçertoyu çalma işini kotarmış. Bir bakıma hem yarışmayı, hem Müdüriyet'i, hem Rektörlüğü karşılaşabilecekleri bazı “nahoş” durumlardan kurtarmış.

Burak Tüzün'ü en son, daha Mart'ın ilk haftasında, Ateş Pars'ın 1. Piyano Konçertosu'nun dünya prömiyerini İdil Biret ve Antalya Devlet Senfoni Orkestrası'yla hazırlayıp seslendirirken izlemiş, uyumlu ve saygılı tutumuna, disiplinli çalışmasına bir kez daha hayran olmuştum. Hacettepe'nin ilk ulusal piyano yarışmasının final konserinde de üç konçertoyu peşpeşe üç ayrı solistle seslendirmesine tanıklık etmiştim. Kimileri gibi çok artistik davranıp, salona ve dinleyiciye oynamak yerine, tüm dikkatini orkestraya, müziğin doğru ve iyi çalınmasına veren bir şef. Konçerto eşlikleri zordur, solistlerin sağı solu belli olmaz. Provada sergilediği tempoyu bakarsınız konserde bozuverir, koşar, ya da bir ağırlaşır, bir koşar! Eserin selametle tamamlanması için solisti gözetmek ve tempoyu ona göre ayarlamak zor iştir. Burak Tüzün de, HÜSO ile yaptığı seslendirmelerde, aynı konserde üç konçerto çıtasını, bu finalle dörde yükseltmiş oldu.

FİNALİSTLER NASIL ÇALDI?

Gelelim finalistlerimize ve konçertolara...

Öncelikle HÜSO'nun, Ayşe Akçay'ın başkemancılığında Burak Tüzün'ün sıklıkla yönetmekte olduğu Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'ndan gelen takviyelerle çalınacak eserlerin gerektirdiği kadro zenginliğine ulaştığını belirteyim. Dört finalistten üçünü, değişik yaş dönemlerinden itibaren tanıyorum. Yarışmada elde ettikleri derece sırasına göre yazıyorum:

Emrecan Yavuz (d.1990), rahmetli iyi piyano pedagogu Kamuran Gündemir'in iyi bir temel vermeye başladığı günlerden bu yana takip ettiğim , eğitimini halen Hannover ve Viyana'da sürdürüp tel-Aviv'de ünlü pedagog Aria Verdi'yle de çalışan bir piyanistimiz. Artık bileşik kelime olan adındaki “can” kısmını kaldırmış durumda. Niyesini sorduğumda Avrupa'da güçlük çıkardığını, sadece Emre'nin daha kolay ve anlaşılır olduğu gerekçesini söyledi. Emre orkestrayla çalma konusunda en deneyimli finalistti, çocukluğundan itibaren bizim devlet orkestralarıyla sahneye çıkıp konçertolar seslendirmişti. Finalde Beethoven 3 çalacağını, bana aylar önce İzmir'deki karşılaşmamızda söylemişti. Kendine çok güvenli gözüküyordu. Gelişkin tekniğiyle hiç zorlanmadan çok rahat çaldı, eserin özü ile kendi müzikal anlayışını birleştirdi.

*

Deniz İrem Gür (d.1994) daha önce hiç dinleme olanağı bulmadığım en genç piyanistti. HÜADK'da Öznur Orbay'la başladığı piyano eğitimini halen Viyana'da Prof. J. J. Von Arnim'le sürdüren Deniz, Grieg konçertoyu başından sonuna istikrarlı bir tempoda götürdü, yaşının ilerisinde olgun bir seslendirme ortaya koydu. Daha önce orkestrayla çalma deneyimi konusunda bir bilgim yok ama, şefi iyi izlemesi ve şefin de özenli yaklamışı sayesinde bütüncül bir icra ortaya çıktı. Müzikalitesini daha da geliştireceğine kuşkum yok.

Konserden sonra kendisine de ifade ettiğim bir eleştirim, seçtiği kıyafetle ilgili. Doğaldır ki, uluslararası arenada boy gösterilecekse çağın gerekliliklerini de dikkate almak gerek. Ama bizim “klasik” piyanistlerimizin giyim-kuşam konusunda rol modelleri Azize Mustafazade,Yuja Wang olmamalı. Ayakta çalan bir keman solistinin kullanabileceği uzun ama derin çift yırtmaçlı giysi yerine, oturduğunda kendisi kadar izleyiciyi de rahat ettirecek bir model seçmesi uygun olurdu.

Deniz İrem Gür'ün disiplinli çalışmasını devam ettirirse, ilerde uluslararası başarılara da imza edecek kapasiteye sahip bir kumaşı bulunduğunu düşünüyorum. Yolu ve bahtı açık olsun.

*

Harun Buğra Yüksel'i (d.1989), ilk kez Eskişehir'de bir piyano yarışmasında dinlediğimi anımsıyorum. O zaman Toros Can'ın öğrencisiydi. Sonra Belçika Kraliyet Konservatuvarı'nda Alexander Madzar'ın öğrencisi oldu. Mersin'deki piyano yarışmasında Cem Babacan'ın ardından ikincilik ödülünü kazanırken tekrar dinlediğimde kendisini çok gelişmiş, kazanımlarını arttırmış bulmuştum. Finalde Çaykovski 1. Konçertoyu seslendirdi. Müzikalitesi hârika. Tekniği de mükemmel, ama temposunu iyi ayarlama, enerjisini eserin tümünde eşit kullanma konusunda daha dikkatli olması gerek. Baştan itibaren eseri, gereğinden hızlı bir temoda alınca, sanırım enerjisi son bölümde hayli azaldı. Buna karşın süratini sürdürmeyi tercih edince son bölüm piyanistik bakımdan pek iyi olmadı. Jüri, zorunlu eser Muammer Sun/Harmandalı'nı en iyi çalanın Buğra olduğuna karar verdi. Artık İstanbul'da yaşayıp solistlik programını Bern'de Tomasz Herbut'la sürdüren Buğra'ya orkestrayla çalma konusunda daha fazla fırsat sağlanması lazım. Orkestralarımıza duyurulur.

*

Bayram Kenan Tatlıcı (d.1989) ADK'nda Binnur Ekber' den elde ettiği kazanımlarla Moskova Çaykovski Konservatuarı'nın sınavını kazanıp, Yuri Martinov'un öğrencisi olarak bitirererek sanatta yeterlilik programına da kabul edilmiş bir piyanistimiz. Güçlü fiziği ve büyük elleriyle onu hep tipik bir “Rahmaninov piyanisti” olarak görmüşümdür. Final için Rus klasik müziğinin önemli temsilcilerinden Prokofief'in 1. konçertosunu seçmişti. İyi bir tekniğe sahip olan Tatlıcı'nın, bu zor konçertoda, yer yer ilk kez orkestrayla çalıyor olmanın uyum sorununu yaşadığını düşünüyorum. Kendisine “Jüri Özel Ödülü” verildi. Kenan'ın önümüzdeki dönem eğitimine kazandığı bir bunsla Amerika'da devam edeceğini öğrendim. Gelişiminin ve başarılarının devam edeceğine kuşkum yok.

*

Bu izlenimlerim sadece final konseriyle ilgili. Ne yazık ki yoğunluktan piyanistlerin final öncesi ikinci elemedeki etkinliklerini izleyemedim. Ama jürinin sadece final performansı değil, önceki seslendirmeleri de karar aşamasında dikkate aldığını biliyorum.

Tüm emeği geçenler teşekkürü hak ediyor. Katılımcıları, deneyimlerini arttırıcı, onları daha çok ve iyi çalışmaya özendirici bir yarışma sürecine dahil oldukları için kutluyorum.

Bu da final anısı: Komite başkanı Prof. Demet Akkılıç, Şefik Kahramankaptan,Kons.Md.Yrd. Doç. Levent

Kuterdem, Kons. Md. Prof. Metin Munzur, Prof.Semra Kartal, şef Burak Tüzün, Prof. Muammer Sun, Sinemis Sun.

Reklam
Bu yazı 2741 defa okunmuştur .

Son Yazılar