Ivo Pogolerich küllerinden yeniden doğarken...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Ivo Pogolerich küllerinden yeniden doğarken...

28 Şubat 2016 - 01:07

Radyo- 3'ün ağırlıklı olarak anonslarla klasik müzik dinlettiği dönemde iki piyanistin adını sıklıkla duyardık. Nikita Magaloff (1912 - 1992) ve Ivo Pogolerich (d.1958). Özellikle de Chopin kayıtlarını dinletirlerdi. Pek içerlerdim bu duruma. İdil Biret gibi Chopin'in tüm yapıtlarını kaydetmiş anıtsal piyanistimiz başta olmak üzere iyi Chopin yorumcusu piyanistlerimiz yerine bu iki yabancı piyanistin sürekli dinletiliyor olması tuhaf gelirdi.

Ivo Pogolerich, 1980'lerden itibaren birkaç kez İstanbul'u konser için ziyaret etmişti. 27 Şubat gecesi ise bu hüzünlü piyanisti Ankara'da dinledik. Altus Kültür-Sanat'ın, tanınmış dünya piyanistlerini davet ettiği Ankara Piyano Festivali çerçevesinde CSO sahnesine çıkan Ivo Pogolerich'in ünlü olması “elendiği” bir yarışma sayesinde. 1980'de katıldığı Chopin Piyano Yarışması'nda jüri 3. turda Pogolerich'i eleyince, piyano âleminin dev ismi Martha Argerich “Bu dâhi nasıl elenir?” diye isyân edip jüriden istifa etmiş. Bu skandalla birlikte Tanrı kendisine “yürü ya kulum” demiş! Dünya sahnelerinin kapıları ardına kadar açılırken, Pogolerich kendisini Deutche Gramafon sanatçısı olarak buluvermiş.

Sanatçı aslında küllerinden yeniden doğmaya çalışıyor. Pogolerich'in tüm eski kayıtlarını koleksiyonunda bulunduran bizim Ahmet Makal'ın bugün konserden önce paylaştığı şu görüş durumu özetliyor:

1980'li yılların sonunda İstanbul Festivali kapsamında izlemiştim. Aradan geçen yıllar sanatçı için güzel şeyler getirmedi. Eşini kaybetmesi, ruhsal ve fiziksel sıkıntılar, sanat yaşamına uzun bir ara vermesi, sonra tekrar piyanoya ve konserlere dönüş... Sanatçının dönüşünden sonraki konser ve resitalleri ise bu ölçekteki bir sanatçı için yapılan en olumsuz değerlendirme ve eleştirilere konu oldu. Şimdi yaklaşık 30 yıl sonra onu tekrar izlemeyi beklerken; hem heyecanlanıyor, hem de korkuyorum. Ümit edelim ki çok güzel bir programa sahip bu resitalde, eski günlerine lâyık bir İvo Pogorelich dinleyelim. Haydi İvo !”

Peki , “eski günlerine lâyık bir Ivo” dinledik mi? Bu soruya “olumlu” yanıt vermek kolay değil. Belli ki, sahnelere dönmüş olmakla birlikte Ivo, 1996'da yaşadığı büyük travmayı henüz tam olarak atlatabilmiş değil, beyninde o dosya sürekli açık olarak duruyor.

Nedir bu travma? Ivo, annesi Sırp, babası Hırvat, Belgrad'da doğmuş olmasına karşın, vatandaşlık aidiyeti olarak annesini değil, babasını tercih etmiş ve Hırvatistan vatandaşı olmuş bir sanatçı. Daha 17 yaşındayken Moskova Çaykovski Konservatuvarı'nda hocası olan, kendisinden 21 yaş büyük Aliza Kezeradze'ye ((1937–1996) âşık olan Ivo, bir çocuk annesi hocasının eşinden boşanmasıyla birlikte kendisiyle evlenmiş. Acaba hocasını annesi yerine mi koydu? Bu, psikiyatristlerin bilebileceği bir durum.

16 yıllık evlilik sonunda, eşinin karaciğer kanserinden ölümü, Ivo'nun geçirdiği büyük travma. Pekâla sinemaya konu olacak bir öykü. İşte Pogolerich'in yüzündeki hüzünlü ifâdenin ardında bu tür yaşanmışlıklar var.

Ivo Pogolerich, Ankara'da CSO'nun sahnesine yanında günümüzün genç ama önemli piyanisti Cem Babacan'la birlikte çıktı. Aralarında Rusça konuşmuş olabilirler çünkü ikisi de aynı okulun mezunu! Babacan resital boyunca Ivo'nun piyanonun yanına yere attığı notaların piyanoya yerleşmesi ve sayfaların tam zamanında çevrilmesinde yardımcı oldu.

Ivo, Beethoven'in Op. 54 Fa Majör 22. No'lu sonatıyla başladı programına. Birbirine bağlı iki bölümden oluşan sonata daha duyarlı bir yorum bekliyorduk Pogolerich'den. Niye? Çünkü, hocasının ona “temeli Viyana'ya dayanan, Beethoven ve Liszt gibi büyük müzisyenlerin 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarına savrulan ruhunu ve ekolünü aktardığı” özellikle belirtiliyor. Pogolerich, Beethoven seslendirmesinde, aslında genelde olduğu gibi hayli gergin göründü. Sürekli dişlerini sıkarak, eserdeki karşıtlıkları fazlasıyla abartan, agresiv bir yorum getirdi. Ardından Schumann'ın Toccata'sında aynı tarzı sürdürdü. Debussy'nin Piyano Süiti'nde ise daha dengeliydi ve özellikle 2. bölüm Sarabande'da agresivliği üzerinden atarak, yumuşacık tuşesi ve üstün ajilitesiyle pianissimoları bize huşu içinde dinletti. Resitale ara verildiğinde, CSO'nun tam kuyruk Steinway piyanosu akort yenilemeye muhtaç hale gelmişti.

Konserin ikinci yarısında Granados'un 4, 5 ve 9. Danslarında, eski kayıtlarına yakın bir Pogolerich vardı. Son eser Ramnaniov'un Op.16, Altı Müzikli An başlıklı, Rus piyanistlerin gözdesi olan eserde Pogolerich, sanki eski günlerine tam olarak dönmüş gibiydi. Bizim Hüseyin Sermet, Toros Can ve Fazıl Say gibi, kayıtlarıyla Fransızların “Altın Diyapazon” ödülünün sahibi olan Ivo Pogolerich'i küllerinden yeniden doğma çabası içinde izlemek bizler için bir şanstı.

Reklam
Bu yazı 1922 defa okunmuştur .

Son Yazılar