Sevil Berberi: Eski Öyküye Yeni Yorum
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Sevil Berberi: Eski Öyküye Yeni Yorum

01 Aralık 2019 - 14:23 - Güncelleme: 01 Aralık 2019 - 15:09

Sakal traşımı kendim olurum, saç için sadece senede bir kaç kez berbere uğrarım. Ama günümüzde Sevil Berberi olsaydı, inanın mutlaka bir kez ziyaret etmek, saç-sakal olmak isterdim. Ankara Devlet Opera ve Bale Sahnesi'ndeki Sevil Berberi'ne ise, sanırım 20 yıllık aradan sonra 30 Kasım 2019 gecesi uğradım! İtalyan'ın operaları yanında yemek tarifleriyle de ünlü bestecisi Gioacchino Rossini'nin (1792-1868) komik operası bir “yeni yapım” olarak karşımızdaydı. Burada “yeni” vurgusunu sadece 20 yıl sonra yeniden anlamında değil, anlayış yönüyle “yeni”yi temsil ettiği için yapıyorum.

Ayşe Dağıstanlı Parlar'ın (d.1985) reji ve yönlendirmesiyle, eski öykü, yeni bir görselliğe ve sahne aksiyonuna dönüşmüş durumda. Olmuş mu? Evet, olmuş.

Rejisörün düşündüğü sahne trafiği için, klasizmin süslemelerinden uzak oldukça yalın sahne tasarımını ve günümüzün el sanatlarından iri parçalı bir “kırk yama”yı anımsatan kostüm çizgileriyle, Gülden Sayıl iyi bir iş çıkarmış. Pastel görünümüyle hafif ve işlevsel sahne, şatafat yansıtan dekora alışkın izleyiciyi ilk anda şaşırtsa da, kısa sürede Fuat Gök'ün ışığının yardımıyla yumuşak bir biçimde hem oyunu, hem dinleyiciyi sarıp sarmalıyor. Kostümler ve aksesuarlarla günümüze yapılan bazı göndermeler de hissettim. Örneğin, Kont'un uşağı Fiorello'nun çizgileri Karayip Korsanı'nı anımsatıyordu. Aslında Cesare Sterbini'nin librettosundaki bazı bölümler, ta 1800'lerin başlarından günümüz Türkiye'sine gönderme olarak nitelendirilebilecek hoşluklar taşıyor. Örneğin “iftira” konusundaki bölüm. Oradaki metinle, Don Basilio, sanki günümüzdeki kimilerinin akıl hocası gibi!

Ayşe Dağıstanlı Parlar'ın reji başarısında, oyuncuları elverdiğince hareketli kılması, figürasyondaki elemanları yer yer birer yabancılaştırma efekti gibi kullanması, oyunculara yakıştırdığı küçük gülmece buluşlarıyla eserdeki komedi ögesini güçlendirmesinin önemli payı var.

Seçimini bir felsefeye de oturtuyor rejisör. Bakın kitapçıktaki yazısının bir bölümünde ne diyor:

Eser, bir bebek evini andıran dekor ile dış dünyadan uzaklaştırılarak, adeta bir porselen bebeğe dönüşmüş Rosina'nın, kendini soylu kimliğinden sıyırarak tanıtan Kont'a kavuşmasını konu almaktadır. Dışarıdan büyüleyici gibi gözüken içerisinde yaşananlar tezatlık oluşturur.

Trafedyalardaki baba figürünün yıkıma uğratılması ve mutlak monarşinin ortadan kalkması düşünceleri, aydınlanma döneminin aklını temsil eden Figaro'nun Rosina'yı özgürlüğüne kavuşturması, etrafına çevrilmiş olan tüm duvarların ortadan kalkması ile seyirciye aktarılır.

Tıpkı hayat içerisinde olduğu gibi; kısıtlamaların, çıkarların, çatışmaların ve oyunların karşısında özgürlük, aşk ve gerçekliğin ağırlık kazanması düşüncesi, eserin sahneye koyulmasında önemli bir rol oynamıştır.”

Daha önce şan öğrenci topluluğuna, gene Rossini'den Evlilik Senedi çalışmasını izlediğim rejisör, HÜ. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda kadrolu öğretim görevlisi. Müzik ve sahne yönetimi konusunda Türkiye ve yurtdışında aldığı iyi eğitimi artık şan öğrencilerine aktarıyor. Devlet Opera ve Balesi, umarım bundan sonra kendisinden daha çok yararlanma yoluna gider.

Eserde rol alan sanatçıların tamamı öncelikle “sahne” bakımından, işin tiyatrosunu ortaya koymada başarılıydı. Rosina'da Görkem Ezgi Yıldırım, bir kolaratur soprano olarak, iyi tekniğini, sesinin gürlüğünü ortaya koydu. Figaro'da bariton Cem Beran Sertkaya, role giden fiziğini birinci perdenin ortasından itibaren ısınan sesiyle destekleyerek, istenen tiplemeyi başarıyla canlandırdı. Kızın vasisi doktor Bartolo'da bariton Umut Kosman, tipleme ve ses olarak iyi iş çıkarırken, sahne arkasında da bir görev yaptı. Bilkent'te klasik gitar öğrencisi iken şana geçen Umut, birinci perdedeki serenat sahnelerinde sahne arkasında canlı olarak klasik gitarı da çaldı. Kont Almaviva'da tenor Barış Yanç, özellikle ikinci perde etkinliğiyle sahnelemenin başarısına önemli katkı koyarken, Don Basilio'da bas Mehmet Yılmaz, iştahlı etkinliğiyle opera sahnesini özlediğini gösterdi. Hizmetçi Berta'da mezzosoprano Zeliha Kökçek, daha uzun rolleri söylemeye hazır olduğunu, kendine özgü ses rengiyle ve soluğuyla gösterirken, yardımcı roller uşak Fiorello ve jandarma çavuşunda Noyan Coşgun ile Mert Özdemir bu yapımda yer almanın keyfini yaşadılar.

Erkekler korosunu Giampaolo Vessella hazırlamıştı, zaten daha çok figürasyon görevi vardı koronun. Böylece, geçen sezondan bu yana üstüste çalışma ve temsillerle hayli yorgun olan kadınlar korosu biraz olsun dinlenme şansı bulmuş olmalı.

Orkestrayı, AnkaraDOB'un müzik işleri yönetmeni şef Antonio Pirolli hazırlamıştı. Yönetimindeki orkestradan temiz bir uvertür seslendirmesi dinledik. Eser boyunca da orkestra iyi etkinliğini korudu.

***

Ve birkaç not:

Eser özgün haliyle 3 perdedir. Bu kez uygulamada birinci ve ikinci perdeler birleştirilerek 90 dakika süreli birinci perde oluşturulmuştu. Bu rejisörün mü tercihi, yoksa yönetimin mi isteğiydi bilmiyorum ama dinleyiciye 1.5 saatlik perdenin fiziksel sıkıntı yarattığı bir gerçekti. Bunun en belirgin örneği, arada alt kattaki kadınlar tuvaleti kuyruğunun tüm iniş merdivenini işgal ederek neredeyse fuayeye kadar uzanmasıydı! Koridorda birkaç kadın okurumdan şikayet ve "lutfen yazın" ricası aldığımı da belirtmeliyim.

***

Kitapçık zayıftı. İki yıl önce Samsun'daki yapımın kitapçığından alınan iki yazı vardı. Onlar da eski dönemlerden kalma yazılardı. Kitapçıkta besteci Rossini hakkında bir yazı yoktu örneğin.

Opera, sanatçıların göbek adlarını yazıp yazmamaya bir karar vermeli. Örneğin gecenin kast listesinde Veysel Barış Yanç, kitapçıktaki genel distribüsyonda ise Barış Yanç. Bir ilke kararı alınmalı. Açık mı yazılacak, yoksa sadece baş harfi mi konulacak, yoksa göbek adına hiç mi yer verilmeyecek? İlgili her basılı kağıtta, isimler aynı biçimde kullanılmalı, karışıklığa gerek yok.

***

Geçmiş yıllarda Ankara sahnesinde Sevil Berberi'ni en az üç kez izlediğimi hatırlıyorum. Rahmetli tenorumuz Ömer Yılmaz, basımız Ayhan Baran, bariton Eralp Kıyıcı ilk anda geçmişteki temsillerden anımsadığım isimler. Kitapçıkta ise Ankara Prömiyeri: 30 Kasım 2019 yazıyor.

Bu tarihe mutlaka “prömiyer” nitelendirmesi yapılmak isteniyorsa, bu olsa olsa “Sezon prömiyeri” olabilir. Şu prömiyer sözünün anlamını yitirmesine yol açan kullanımlardan vazgeçilmeli. Türkçesi “İlk gösterim ya da ilk seslendirme” olan bu sözcük belki kısa ve çekici olduğu için kullanılıyor. Ama Ankara Prömiyeri diyeceksek, bu eserin Ankara'da ilk seslendirildiği tarihi işaret etmeli.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

1 Aralık 2019, Ankara

Güncel temsil fotoğrafları: Şefik Kahramankaptan

Bu yazı 1045 defa okunmuştur .

Son Yazılar