Primadonna mı, Diva mı? Angela Gheorghiu
Reklam
  • Reklam
AYŞE ÖKTEM

AYŞE ÖKTEM

Ses Evreni

Primadonna mı, Diva mı? Angela Gheorghiu

02 Aralık 2020 - 16:11 - Güncelleme: 02 Aralık 2020 - 17:32

Primadonna mı, Diva mı?

Adını dinleyiciler koysun, ama kayıtsız bırakmayan bir ses:

Angela Gheorghiu


Angela Gheorghiu yaşamakta olduğumuz dönemin ışık saçan sopranolarından biri. Kariyerine 1990’lı yıllarda başladıktan sonra, kendinden çok çabuk söz ettirmeye başlamış, en önemli opera evlerinde sahneye çıkmış, sesi ve çekici, hatta çok güzel fiziğiyle sahnelerin en çok konuşulur yıldızlarından biri olmuştur.

Gerçek adı Angela Burlescu olan ve yaşamında ilk eşinin soyadını taşımayı seçen Angela Gheorghiu Romanya’nın doğusunda, küçük Adjud kasabasında, müzik sever, mütevazı bir ailede dünyaya gelmiş. Kısa zamanda sesinin güzelliğinin ve çevresine heyecan kattığının farkına varan Gheorghiu, on dört yaşında Bükreş Ulusal Müzik Akademisi’ne kaydolarak, sağlam bir eğitim almaya başlamış. Ardından üstün bir hoca olan Mia Barbu ile Konservatuarda çalışmalarını sürdürmüş.

Angela Gheorghiu’nun uluslararası kariyeri 1992 yılında Londra’da Zerlina (Don Giovanni) rolüyle başlamış. Bunu aynı yıl Mimì (La Bohème), Liù (Turandot), Nina (Massenet Chérubin ) Micaëla (Carmen ) ve Viyana’da Adina ( Aşk İksiri) izlemiş. Mimì karakteriyle Metropolitan Operası sahnesine ilk kez 1993 yılında çıkan Angela Gheorghiu’nun şöhretini pekiştirmesi 1994 yılında Londra Kraliyet Operasında seslendirdiği Violetta (La Traviata) rolüyle oldu denebilir. Bu rol için ünlü orkestra şefi Sir Georg Solti’nin huzurunda dinletiye giren genç soprano, büyük şefin beğenisini kazanınca, rol de onun olmuş. Bu konuda tüm kaynaklarda anlatılan bir anekdota göre Georg Solti onu ilk kez dinledikten sonra, “ Gözlerim yaşla doldu; dışarı çıkmak zorunda kaldım. Bu kız bir harika! Her şey söyleyebilir.” demiş. Beklentisi büyük olan La Traviata’nın bu temsili için BBC’nin programını değiştirdiği ve naklen yayınladığı biliniyor. Temsil daha sonra Decca tarafından piyasaya sürülmüş. Eleştirmenlerin, gazetelerin “ Bir yıldız doğdu” şeklinde ilan ettiği bu olaydan sonra, Angela’ya tüm kapılar açılmış; dünyanın akla gelebilen tüm opera evlerinde sahneye çıkmış.

1992 yılında La Bohème operası temsilleri sırasında tanıştığı tenor Roberto Alagna ile 1996 yılında hayatını birleştiren soprano, bu tarihten sonra eşiyle çok sayıda operada söylemiş; 1998 yılında EMI şirketiyle imzaladığı sözleşme ona CD /DVD olarak çok sayıda kayıt yapması imkânı tanımıştır. Genç yaşında sahne ve stüdyoda seslendirdiği yapıtların çeşitliliğine bakıldığında, yeteneği dışında, Bükreş’te aldığı formasyonun ne kadar sağlam olduğu konusunda fikir sahibi olabiliriz.

Çağdaş eserlere sempatiyle bakmayan soprano, yine de 2007 yılında Vladimir Cosma’nın (d.1940) Marius ve Fanny adlı operasından bölümler kaydetmiş, daha sonra Eylül 2007’de eşi Alagna ile birlikte, yapıtın prömiyerini gerçekleştirmişti. Bir söyleşide bunu nasıl kabul ettiği sorulduğunda, yakından tanıdığı Romanya doğumlu Fransız besteci Vladimir Cosma’nın bu opera projesini çekici bulduğunu; bestecinin başkarakter Fanny’nin sesini kendisine göre bestelediği için kabul ettiğini söylemiştir. Operanın erkek kahramanı Marius için ise daha başından Roberto Alagna düşünülmüştü. Besteci, ünlü çift ile birlikte çalıştıklarında, Gheorghiu’nun kendisine hayli karıştığını; ama her müdahalesinin sağlam hususlara dayandığını söylemiştir. Aslında ünlü sopranonun seslendireceği tüm eserlerde çok titiz davrandığı; hoşuna gitmeyen bir nokta olduğunda çekinmeden bunu dile getirdiği; ancak aynı zamanda söz götürmez bir opera yorumcusu olduğundan, rakiplerinin ona karakteriyle vurmaya çalıştıkları bilinir. Ünlü soprano korodan kostümlere her şeye çok dikkat ettiği gibi, rejisörlerle sahneye koyma konusunda anlaşamadığında, çekinmeden yapımdan çıktığı da çok olmuştur.

Roberto Alagna-Angela Gheorghiu evliliği uzun ömürlü olmamış, ayrılıp barışmalardan sonra, çift 2009 yılında kesin olarak ayrılmıştı. Ünlü soprano bu ayrılıktan sonra da hareketli sahne ve kayıt yaşamını sürdürerek, ününe ün kattı. En önemli temsilleri arasında Londra’da La Rondine ve Pagliacci; Salzburg Festivali ve Chorégies d’Orange’da (Fransa) Romeo ve Jülyet; Metropolitan, Covent Garden ve Monte Carlo operalarında Faust sıralanabilir. Dünyanın hemen her köşesinde verdiği konserleri ise saymakla bitmez.

2000 yılında Angela Gheorghiu Benoit Jacquot’nun çevirdiği Tosca opera filminde söylemiş, film büyük övgüler almıştı. ABD’de yayınlanan Opera News dergisinde, tahayyül edilebilecek en cazibeli Tosca olarak, Gheorghiu’nun tutku ve güzelliğinin bu rol için ideal olduğuna; yorumunda Callas ile Tebaldi’nin buluştuğuna dair bir yazı çıkmıştı. Gheorghiu’nun unutulmazları arasına 2010 yılında başrolünü üstlendiği, Cilea’nın Adriana Lecouvreur operası da girmiştir. Sesi kadar, dramatik yeteneği de güçlü olan Angela Gheorghiu bir söyleşide kendisini bir aktris gibi hissettirdiği için sahnede müziğe uygun, konuşur tarzda seslendirmeyi çok sevdiğini söylemiş; Adriana Lecouvreur’deki dramatik performansıyla, oyun yeteneğini de tam anlamıyla göstermiştir. Adriana’nın operadaki ölüm sahnesindeki oyunu izleyenleri kalbinden vuracak derecede trajiktir. Adriana Lecouvreur, Tosca operasıyla birlikte, gerçekten de izlenmesi gereken kayıtlarıdır.

Temsil ve konserlerin çokluğu Gheorghiu’nun dünyadaki en sevilen opera yorumcularından olduğunu göz önüne sermektedir. Yorumlarında bestecilerin partisyonlarının en ince ayrıntısına titizlikle uyan ünlü soprano, opera tarihinin büyük ses sanatçılarının geleneğinden de uzaklaşmamakta, kendi kişisel ilhamıyla, partisyonlar arasında sentez yapmaktadır. Olağanüstü vokal tekniğiyle, derin müzikal bilgisiyle, çekiciliğiyle; duru ve koyu, bal gibi, duygulandıran sesiyle; kaprisleriyle, son dönemlerin önemli Puccini ve Verdi, ama aynı zamanda Donizetti ve Bellini gibi bel canto bestecilerin en iyi yorumcularından biri sayılan Angela Gheorghiu’yu günümüzün “diva”larından biri olarak tanımlamak mümkün. Çok sayıda ödülün sahibi olan soprano, aynı zamanda çok sayıda özel konsere ( Valencia Operasının açılışı vesilesiyle Kraliçe Sofia’nın huzurunda verilen konser; Kraliçe Elisabeth II’nin Jübilesi vesilesiyle Sarayda katıldığı konser [2002]; Nobel Barış Ödülü Konseri; Doha’da Katara Açık Hava Tiyatrosunun açılış konseri, vb. gibi.) katılmış, çok sayıda kişisel ödülün sahibi olmuştur.

Angela Gheorghiu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yeni binasının açılış konserinde Ankaralılar için söyleyecek. Hazırladığı programla, sıraladığımız özelliklerini yansıtacak gibi görünüyor. Programa Händel’in Rinaldo operasından, konserlerde sıklıkla seslendirilen Lascia ch’io pianga ile başlayarak; Cilea’nın yukarıda sözünü ettiğimiz Adriana Lecouvreur operasından Del sultano Amuratte …ecco, respiro appena resitatif ve aryasını; Carmen’nin ünlü Habanerası; Ernesto di Curtis’in Napoliten şarkısı Non ti scordar di me ve Augustin Lara’nın ünlü Granada’sını söyleyerek programını tamamlayacak. İstek parçası söyler mi, göreceğiz.

AYŞE ÖKTEM

2 Aralık 2020, Ankara

 

Bu yazı 7706 defa okunmuştur .

Son Yazılar