Buğra Çankır'ın otizmle imtihanı:
Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Buğra Çankır'ın otizmle imtihanı:

17 Eylül 2016 - 13:55

Buğra Çankır'ın otizmle imtihanı:

O artık lisans diplomalı bir piyano eşlik öğretmeni...

***

Toplumda farkındalığın giderek artmasına karşın yeterli düzeye gelemediği, entellektüel olacağını düşündüğünüz kimi aydınların bile israrla anlamak istemediği bir rahatsızlık türü "otizm". Yaşamın ilk üç yılında anlaşılan, semptomları çocuğa göre değişen ama temel belirtisi konuşmada ve toplumsal iletişimde güçlük olan bu rahatsızlıkla savaşıp, çocuğunu toplumda belirli bir düzeye getirebilme yolunda en büyük güçlüğü aileler çekiyor.

Müzik öğrenerek ve yaparak tedavi olan otistik çocuklarımız var. Bunlardan Buğra Çankır'ı (d.1994) geçtiğimiz Haziran başında Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın bir sınıfında piyanoda solo ve ardından eşlikçi olarak dinlediğimde gözyaşlarımı zor tuttum. Ailesiyle görüşüp durum ve gelişimini araştırdığımda, karşıma âdeta roman gibi, inanılmaz, olağanüstü bir öykü çıktı. Kimilerinin yüzünü ağartacak, kimilerinin ise yüzünü kızartmasını gerektirecek ayrıntılarla dolu bu öyküyü, kısaca siz değerli okurlarımla paylaşıyorum. Bakarsınız ilerde ayrıntılara da girerek daha geniş bir çalışma yapmaya vakit bulabilirim.

Öğretmen bir anne ile mühendis bir babanın oğlu olarak 1994'te dünyaya gelen Buğra'nın otistik olduğu, konuşmaması ve toplumsal iletişimde bulunmaması nedeniyle üç yaşına gelirken anlaşıldı. O andan itibaren de anne-babanın yoğun eğitim aldırtarak Buğra'yı geliştirmek için özel çabaları başladı. Buğra 4 yaşında kelimelerin anlamını bilmeden okumayı öğrendi. Ama ona esas ilaç müzik olacaktı.

Konuşma ve iletişimde güçlük yaşamasına rağmen, 2004'te yani 10 yaşındayken California Üniversitesi'nin hazırladığı "Absolute Pitch-Mutlak Duyuş" testini günümüze kadar dünya genelinde geçebilen 664 kişiden birisi oldu. En yüksek puanı üstelik en küçük yaşta almıştı. Bu testte 36 puan üzerinden 23.5 puanın üzeri Mutlak Kulak olarak kabul ediliyor. Buğra, hem piyano, hem de herhangi bir müzik âletine âit olmayan doğal seslerden 36 üzerinden 36 tam puan almıştı.

Bu durumda "bulunmaz Hind kumaşı" gibi sahip çıkılması gereken Buğra ve ailesi, tam tersi bir durumla karşılaştı. 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında girdiği ve yetenek sınavlarında hep 100 üzerinden 100 aldığı Çukurova ve Hacettepe Üniversitelerindeki Devlet Konservatuvarı İlköğretim Okullarının kapıları yüzlerine kapatıldı. Çünkü o bir "otistik çocuk"tu! Sıradan çocuklara göre pek çok konuda “engelli” görülen Buğra'nın, müzik öğrenimi için "üstün yetenekli" olması yetmemişti. Yöneticiler, kendi hazırladıkları kısır yönergelerdeki basmakalıp kavramları aşma cesareti gösteremişlerdi. 2006'da Adana'da oluşturulan özel bir komisyonun Buğra’nın müziksel yeteneğini “üstün ve özel” olarak değerlendirmesi, zaten "malûmu ilan" dan başka bir şey değildi ve işe yaramamıştı. Ailenin hükümet, milli eğitim ve YÖK nezdindeki girişimlerinden de, bürokrasinin labirentleri ve anlayışsızlık nedeniyle sonuç alınamıyordu.

2007 Mayısında, Buğra'nın müziksel yeteneğini "savant -dâhi" derecesinde gösteren Wisconsin Medical Society, web sitesinde, dünyada halen bilinen savantlar arasında Buğra'ya da yer verdi. Yani Buğra'yı "matematik, müzik veya görsel alanda yetenekli, çoğunlukla otistik hastaların yaşadığı sendrom sahibi bir üstün yetenekli" olarak kabul etti.

Sistemin duyarsızlığı karşısında aile kendi çabalarıyla savaşımı sürdürmeye karar verdi. Baba Kemal Çankır mühendis olarak İSDEMİR'de çalışıyordu. Tarih öğretmeni anne Necla Çankır, tüm eğitim sürecinde büyük özveriyle oğlunun yanında oldu. Yaşadıkları İskenderun'a bir Türkle evlenerek gelen Rusya'da konservatuvar bitirmiş Rus asıllı piyano öğretmeni Hilal Önal'dan (Viktoria Prepelitsa) Buğra'ya piyano dersi aldırmaya başladılar. Buğra, Hatay Bedii Sabuncu Güzel Sanatlar Lisesi'nde ayrıca başka bir öğretmenden yan flüt dersi de alıyordu ve kısa zamanda okulun en iyi icracısı haline gelmişti. İki hocanın da otistik bir öğrenciyle ilk deneyimiydi!. Böylece konservatuvarların “otizm konusunda yetişmiş elemanımız yok!” gerekçelerinin de pabucu dama atılmış oluyordu ama kimin umurunda?

Buğra piyano öğrenimini İngiltere'deki Kraliyet Müzik Okulları müfredatı üzerinden sürdürdü. İngiltere'den gelen heyetler önünde her yıl sınav verdi ve 7 yılda, sıradan öğrencilerin 15 yılda tamamladığı programı bitirdi. Amerika ve Avrupa'daki konservatuvarların en üst düzey olanlarının istediği "Grade 8" derecesini de elde etti. Ayrıca Autism Higher Education Foundation aracılığıyla Boston Konservatuvarından internette skype üzerinden bir yıl eğitim aldı.

Grade 8 sertifikası, Avrupa, Amerika, Japonya gibi gelişkin kıta ve ülkelerde müzik lisesi diplomasına denk kabul ediliyor ve buralardaki konservatuvarlara sınavsız doğrudan kayıt yaptırma olanağı sağlıyordu. Ama ailenin maaşı, Buğra'nın Türkiye'deki özel eğitimine ancak yetiyordu.

Buğra'nın 2006 ve 2008 yıllarında Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezi yararına düzenlenen konsere davet edilen dünya çapında 12 otizmli müzisyenden en küçüğü olarak İngiltere’de West Road Concert Hall ‘de ve The Savoy Theatre’de sahneye çıkıp büyük beğeni kazanması onun için olumlu bir referans oldu.

Çukurova ve Hacettepe Üniversitelerindeki konservatuvarların, içlerindeki bazı iyiniyetli hocaların büyük çabasına karşın yüzgeri ettiği Buğra Çankır'a, İskenderun'daki Mustafa Kemal Üniversitesi Devlet Konservatuarı lisans eğitimi için kapılarını açtı. Artık Buğra, Ukraynalı piyano öğretmeni Valentina Keremet'in sınıfında lisans öğrencisiydi. Zamanla diğer ders öğretmenleri de Buğra'nın farklılığına alıştılar, ona kolaylık sağlamanın yolu, içtenlikle eğitimi sürdürmekti. İlk iki yılın sonunda, Buğra'nın öğretmen ve arkadaşlarıyla iletişimi de artmış, okul orkestrasında piyanonun başına geçip grupla birlikte çalmaya , öğretmen ve rkadaşlarına eşlik yapmaya başlamıştı. Solfej, dikte, armoni gibi derslerde Buğra sınıfdaşlarına fark attı. Dört yılın sonunda havaya attığı ise mezuniyet kepiydi.

Buğra'yı üç ay önce Afyon'da Marsyas Müzik Festivali çerçevesinde yer alan konserinde dinlerken, koca sınıfta yaklaşık 10 kişiydik. Konservatuvar müdürü Uğur Türkmen, uluslararası flüt pedagogu Gülşen Tatü, uluslararası kemancımız Cihat Aşkın, flüt pedagogları Ayla Bozkurt ve Aycan Sancar, SCAMV yönetim kurulu üyesi Ömer Bozkurt, birkaç öğretmen ve Buğra'nın anne-babası. Önce Bach çaldı, sonra klarnetçi Dr. Şehnaz Gündüz'e Mozart ve bazı parçalarda eşlik etti. Özellikle eşlikte uyumlu ve başarılıydı. Eşlikteki mutluluğu yüz ifadesine de yansıyordu. İskenderun'daki konservatuvarda hocalık yapan Şehnaz Gündüz'ün, Buğra'nın eşlikteki becerisini görüp onu bu alanda geliştirmeye çalıştığını, kendisi ve öğrencileri için eşlikçilik yaptırdığını öğrendim. Sahnede aralarındaki iletişim de gayet olumluydu. Konser tamamlandığında gözlerim dolmuştu ama Gülşen Tatü çoktan gözyaşlarını akıtarak Buğra'yı kutlamaya koşmuştu bile.

Ve şimdi sıkı durun: Buğra, bu öğretim yılından itibaren konservatuvarda eşlik öğretmeni olarak göreve başlıyor. Bunda, yeteneğini görüp sahip çıkan hocaların, yöneticilerin, üniversitenin konuya olumlu yaklaşıp destekleyen rektörü Prof. Dr. Turkay Dereli'nin ve otistik anne-babası olarak yılmadan çocuklarının gelişimi için uğraşan ailenin payı büyük. Buğra sosyal ortamdan kopmayarak gelişimini devam ettirecek, müzikle iç içe yaşayacak, her şeyden önemlisi gerçekten bir iş yapacak. Zaman içinde kendi ayakları üzerinde duracak.

Tüm olumlu katkı sahiplerine bravo. Bundan önceki süreçte taş koyan, "dertsiz başıma dert almayayım" diyenlere bilmem ne diyeyim?

 

 

Bu yazı 10053 defa okunmuştur .

Son Yazılar