İnsancıl ağıta CSO ve DÇK'ndan iyi seslendirme...
Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

İnsancıl ağıta CSO ve DÇK'ndan iyi seslendirme...

15 Şubat 2019 - 23:59 - Güncelleme: 16 Şubat 2019 - 00:24

Türkiye'de en fazla seslendirilen “requiem”ler W. A. Mozart ve G. Verdi'nin yazdıklarıdır. Nedir requiem? Latince dinsel sözler üzerine bestelenen ağıtlardır, cenaze müzikleridir. Özel merakım nedeniyle ülkemizde seslendirilmemiş olanların CD'lerini toplarım ya da internette bulabildiklerimi ara sıra dinlerim. Bunlar içinde favori requiem'im Fransız besteci Gabriel Faure'ye (1854-1924) ait olanıydı.

CSO'nun yıllık programında görür görmez, takvimime özel işareti ta yaz aylarında koymuştum.

15 Şubat 2019 gecesi eseri Rengim Gökmen yönetimindeki CSO ve Devlet Çoksesli Korosu'ndan dinledim. Bu eserin Ankara'da ilk seslendirilişiydi ve Devlet Çoksesli Korosu için de bir ilkti.

Korolu büyük eser hazırlamak iki ayaklı bir iştir. En önemlisi koronun eseri öğrenmesi ve hazırlamasıdır. Böylece eser, koronun repertuarına katılmış olur, bir dahaki seslendirmelerde daha kısa çalışmayla hazır hale gelinir. Faure eseri için “Maneviyatla ilgili aklıma gelen herşeyi esere işledim. Requiem'imde ebedî istirahate (ölüme) dâir çok insancıl bir inanç egemen” derken acaba neyi kastetmiştir?

Bana göre eserin “püf” noktası da buradaki “insancıl” nitelendirmesinin ardında gizlidir. Faure, eserinde hem org, hem de arp kullanmış, orgla maneviyatı simgelerken,dünyevî ezgiselliklerle de bu tür müziklerin “ağır” havasını dağıtmıştır.

Orkestrada kemanlar tek grup halinde şefin solunda, viyolalar karşısında, viyolonsel sağında, üflemeliler de viyolaların arkasında olmak üzere konuçlanmıştı, Böylece orkestral ses dengeleri yerli yerine oturtulmuştu. Koro ise arkada geleneksel yayılımıyla sahnedeydi.

Bir bölümde soprano Nurdan Küçükekmekçi, iki bölümde de bariton Arda Aktar'ın soloları vardı. İkisi de eserin ve bölümlerin ruhuna uygun mükemmel söylediler. Koroyu da şefleri Burak Onur Erdem iyi hazırlamıştı. Şef Rengim Gökmen yönetiminde bütüncül, tatmin edici bir seslendirme oldu. Solistler, koro ve orkestra kutlanmaya değer bir etkinlik çıkardı.

Konserin ilk bölümünde ise uluslararası piyanistimiz Devlet Sanatçısı ve CSO'nun solistlerinden Gülsin Onay, Norveçli besteci Edvard Grieg'in (1843-1907) tanınmış ve sevilen La minör Piyano Konçertosu'nu seslendirdi. Bu eseri dinlerken hep gözümün önüne Grieg'in Bergen'deki evinin bahçesindeki küçük beste kulübesinde çalışıyorkenki hayâli gelir. Romantik piyano konçertoları dağarında Çaykovski'ninkine yakın bir yer edinmiş olan bu konçerto, Gülsin Onay'ın da vazgeçilmezlerinden biridir. Konçertonun parlaklığını, bazı bölümlerdeki duru lirizmine yakışır bir seslendirme çıkaran Onay, dinleyicinin yoğun alkışları karşısında tam üç kez bis parçası çaldı, ardından da fuayedeki masada, yeni yayınlanan CD'sini imzaladı, Bu CD'de de Grieg Konçerto'nun, Emil Tabakov yönetimindeki BSO eşliğinde yapılmış canlı kaydı da yer alıyor. Onay'ın eşi Tony Scholl, konser sonunda Gülsin hanım'ın imzalı CD'sini bana ulaştırdı, kendisine teşekkür ediyorum.

***

Kulisin hemen ağzında solistleri kutladıktan sonra yukarda korocu arkadaşları ve şefi de kutlamak istedim. Önceki yıllarda bu eserin Türkiye prömiyerini de İstanbul'da yapmış olan Rengim Gökmen bazı çevrelerden gelen “Niye Sevgililer Günü'nde neşeli bir şeyler değil de requiem?” türünden eleştirilerden rahatsız olmuştu. Görüşlerini anlatırken, sözünü kestim, “Terlisiniz, giyinince iki satır yazıp gönderirseniz, ben gidip yazıyı yazıncaya kadar gelmiş olur” dedim.

Gökmen'in bu konudaki görüşünü aynen paylaşmak boynumun borcu:

Bazı çevrelerden sevgililer gününe uygun bir program olmadığı yönünde eleştiriler duydum bugünkü CSO konserimizle ilgili olarak. Aslında burada bir unutkanlık veya düşüncesizlik yok. Tamamen bilinçli yapılmış bir seçim. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası yönetimi olarak da, ben de sevgililer gününün kutlanması gereken, özellikle sanat kurumlarımızın gündemine alınması veya başka ortamlarda kutlanması gereken bir gün olduğunu düşünmüyoruz. Özellikle benim kişisel fikrim bunun sonradan uydurma ticari bir girişim olduğu yönünde. Alışverişin hareketlendirilmesi için piyasa koşullarının dayatması. Bu nedenle özel bir program yapılması son derece gereksiz diye düşünüyorum. Ancak illaki bugüne yönelik bir sevgililer günü konseri yapılması gerekseydi en uygun eserin bir Requiem olabileceği sugötürmez bir gerçek. Abelard ve Heloise, Leyla ve Mecnun, Romeo ve Jülyet için en güzel anma herhalde bir ağıt olurdu.”

***

Devlet Çoksesli Korosu eseri repertuarına almışken, önümüzdeki sezon İzmir, Antalya, Çukurova Devlet senfonilerde de programa alınması kazanç olur.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

15 Şubat 2019, Ankara

 

Bu yazı 1410 defa okunmuştur .

Son Yazılar