Marimbadan kemana genç virtüozler...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Marimbadan kemana genç virtüozler...

28 Mayıs 2016 - 16:19

 

İlkokul yıllarından itibaren izlediğiniz, gelişimlerine tanıklık ettiğiniz müzik öğrencilerini sahnede yetkin virtüozler olarak dinlemek bambaşka, çok güzel bir duygu. Bu insanı mutlu eden, güçlendiren, çalışma şevkini arttıran duyguyu bu kez 27 Mayıs 2016 akşamı, CSO'nun sezon kapanış konserinde yaşadım.

CSO, her yıl gençlik haftasında genç virtüozlere solistlik olanağı yaratıyor. Bu yılın solistleri çellist Cansın Kara, kontrabascı Emre Erşahin, vurma çalgıcı Elman Mecid ve kemancı Emre Engin'di. İlk ikisinin çaldığı konser Salı gününe konulduğu için izleyemiştim ama bizim Ahmet Say o konsere hızır gibi yetişip, neler olup bittiğini SANATTAN YANSIMALAR okuruna renkli söylemiyle yansıttı.

MARİMBA DEYİP GEÇMEYİN...

Salona girdiğimizde marimbanın şef kürsüsünün hemen yanına yerleştirilmiş olduğunu, giriş kapısına doğru ise bir vibrafonun beklediğini gördük. Elman, kendisini katıldığı çeşitli yarışmalardan jüri üyeliği yaptığı için tanıyan Fransız besteci Emmanuel Sejourne'nin son on yıldır marimba dağarının en sevilen eserleri arasına giren yaylı çalgılar eşlikli konçertosunu seslendirecekti. Orkestrayı, Donizetti Ödülleri'nde “yılın orkestra şefi” seçilen Orhun Orhon (d.1977) yönetiyordu. Besteci güç marimba partilerinin arkasına, yumuşacık, duygulu bir eşlik yazmıştı.

Elman'ı dört yıl kadar piyano eğitimi aldıktan sonra babası BSO Vurma Çalgılar Grup Şefi Aydın Mecid'le çalışmaya başladığı günlerden itibaren izliyorum. Fiziği geliştikçe, her tür vurma çalgıyla ilişkisi de gelişti ama özellikle marimbada hayli öne çıktı. Pek çok yarışmada ya birinci oldu ya da dereceye girdi. Şimdi artık 20 yaşında ve Hamburg Müzik Akademisi'nde Prof. Cornelia Monske'nin öğrencisi. Sejourne'un konçertosunu seslendirirken, tekniğinin ne denli sağlamlaştığını, şef ve orkestra ilişkisini nasıl dikkatle gözettiğini ve marimbadan nasıl saydam tınılar elde ettiğini izler ve dinlerken, Elman'la kıvanmamak mümkün değildi.

Salondan büyük alkış alan Elman, fazla nazlanmadan bu kez önceden yerleştirilmiş vibrafonun başına geçti ve yumuşacık, hafif yankılı tınılarla bir parçayı seslendirmeye başladı. Bu, çok geniş bir yelpazede müzik yazan İngiliz perküsyonist Mark Glentworth'un “Blues for Gilbert” başlıklı caz parçasıydı. Büyük keyifle dinledik ve Elman'ı alkışlarla kulise yolladık.

ÜÇ HECE: AN-KA-RA

Sırada, şef Orhun Orhon'un CSO'nun bu konser için sipariş ettiğini açıkladığı Mehmet Can Özer'in (d.1981) “Üç Hece” başlıklı orkestra eseri vardı. Orhun ile Mehmet Can'ın aynı yıllarda Bilkent'te birlikte bulunduklarını ve öğrencilik dönemlerinde sıkı dayanışma içinde olduklarını hatırlatmakta yarar var.

Orhun, eserin Ankara'da yaşanmış üç patlamaya ve Başkent'in gri havasına atfen yazıldığını anlatarak seslendirmeye geçti. Aslında eserin “Üç Hece” olan adı, Mehmet Can'ın doğup büyüdüğü, öğrenimini gördüğü “An-Ka-Ra”yı anlatıyordu. Eseri dinleyince bu üç heceyi üç sözcükle de ifade etmenin mümkün olduğunu düşündüm : Gerginlik, Çılgınlık, Patlama...

Mehmet Can Özer, halen Yaşar Üniversitesi Müzik Bölümü'nde doçent ünvanıyla ders veriyor, üniversite ve bölümün kurduğu ses kayıt ve araştırma stüdyosunda araştırmalarını sürdürüyor. Özer'in, elektronik müzik alanında da Avrupa'da önde gelen bestecilerden biri olduğunu da belirtmeliyim.

Yeni yazı tekniklerini kullanan besteci, kendi ifadesiyle “cefakâr ve hüzünlü” şehrin son dönemini bazen tınısıllağı bazen irkilticiliği ve korkuyu ön plana çıkararak anlatmıştı. Eserin icrasının kolay olmadığını söylemeliyim. Ama deneyimli CSO ve bu tür yazıları çözmekte hep başarılı olan Orhun Orhon, çağdaş müzik dağarına yeni bir eseri ilkseslendirmesini yaparak kazandırmış oldu.

İNCELİKLİ BİR YORUM

Konserin son solisti, 25 yaşındaki Emre Engin'di. Onu ilk kez, henüz Bursa'dayken Cihat Aşkın'ın CAKA projesi nde çocuk kemancılar topluluğu olarak çalarlarken izlediğimi anımsıyorum. Yeteneğini geliştirmesi, ona önce Londra, şimdi de New York kapılarını açtı. Pek çok yarışmada derece aldı, önemli festivallere katıldı, büyük ustalarla çalıştı. Şimdi lisansüstü çalışmalarını Manhattan Müzik Okulu'nda günümüzün efsanevi kemancı ve hocalarından biri olan Pincas Zukerman ile sürdürüyor.

Tüm usta kemancıların dağarlarındaki olmazsa olmaz Mendelssohn'un Keman Konçertosu'nu hiçbir nüansı kaçırmadan, eserdeki lirizmi tam olarak ortaya çıkartan incelikli bir yorumla seslendiren Emre, salondan tahmin edilebileceği üzere büyük bir alkış aldı. Dinleyiciye mutluluğunu ifade ederek bis olarak Bach'tan “Sarabande” ile veda etti. Emre'yi son olarak geçen yıl ADK'nın Keman Yarışması'nda birinciliği elde ederken dinlemiştim. Bu kez çok daha gelişkin bir havada bulmamda mutlaka elindeki yeni sazın da etkisi vardı. Bu, kendisine New York'ta elinde geniş bir değerli saz koleksiyonu bulunduran “Florian Leonhard Fine Violins” tarafından tahsis edilen 1720'de Guarneri ailesince Cremona'da yapılmış bir “del Gesu”ydu. Emre'nin hocası Pincas Zukerman'ın da bir “del Gesu”yla çaldığını belirtelim.

Konserden sonra Emre'yi kutlayanlar arasında Devlet Sanatçımız, tüm genç kemancıların idolu Suna Kan da vardı. Bizi mutlu eden, Suna Kan'ı izleyen dönemde, uzun süre beklenen istikrarı gösteremeyen umut bağlanan kemancılardan sonra Cihat Aşkın'la sağlanan sıçrama ve şimdi 20'li yaşlarda ya da daha küçük nice kemancımızın uluslararası alanda kendini göstermesi. Alican Süner, Hasan Gökçe Yorgun, Berfin Aksu, Elvin Hoca, Kerem Tuncer, Doğa Altınok ve daha niceleri...

Hoşuma giden bir tabloyu da eklemeden geçmeyeyim. CSO'nun timpanisti Dinçer Özer, çocukların vurmalı çalgılarla eğitimi için çaba gösteriyor, çalışmalarını da Yenimahalle Belediyesi ile sürdürüyor. Kutlamalardan sonra salondan geçip arka kapıya yönelirken sahneden vibrafon sesi geliyordu. Dinçer vibraon çalıyor ve bazı çocuklarla aileleri dinliyordu. Meğer, Yenimalle'deki öğrencilerini, Melvan'ın marimbasını dinlesinler diye davet etmişti Dinçer Özer...

Bu konserin önemli bir yanı da, CSO'nun viyolonsel grubu üyelerinden Şinasi Çilden'in “resmi” olarak son kez çalmasıydı. Orkestrası onu sıcak bir törenle uğurladı. Ama Çilden, böyle iki satırla geçiştirmeyi değil, ayrı bir yazıyı hak ediyor. Önümüzdeki günlerde ayrıca yazacağım.

Reklam
Bu yazı 3535 defa okunmuştur .

Son Yazılar