Trio Nero ve Quintet Bakü'lü Açılış
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Trio Nero ve Quintet Bakü'lü Açılış

06 Şubat 2020 - 14:17

 

Deneme olarak başlatılan kimi etkinlikler, kısa sürede her yıl beklenen ve yarar sağlayan duruma gelebiliyor. Bilkent Müzik Günleri, bu yıl 5. kez düzenlenirken, artık hem müzisyenler, hem de dinleyici tarafından beklenen bir etkinlik durumunda. Genel Müzik Direktörlüğünü Bilkent MSSF'nin önceki dekanı Prof. Kağan Korad'ın yaptığı bu etkinliğin ilk yılındaki temel amacı, Bilkent mezunu- mensubu müzisyenlerin, okullarıyla ve birbirleriyle olan bağlılıklarını güçlendirmek, onlara oda müziği alanında sahne ve dinleyiciyle buluşma olanağı sağlamaktı. Çünkü özellikle de mezunlar, dünyanın ve Türkiye'nin değişik kent ve orkestralarında çalışıyor ya da akademisyen olarak görev yapıyorlardı. Konulan kural, başvuracak gruplarda en az bir Bilkentlinin yer almasıydı. Böylece Bilkent Senfoni'nin müzisyenleri ve öğretmenleri de kendi içlerinde grup oluşturup oda müziği sevgilerini ortaya koyabiliyorlar.

Etkinlik BSO'nun değil, MSSF'nin bir sanat organizasyonu şeklinde düzenleniyor. Bu yılki beşincisinin açılış konseri 5 Şubat 2020 gecesi Bilkent Konser Salonu'nda yer aldı. Bu etkinlik sayesinde her yıl yeni oda müziği grupları ortaya çıkıyor, bunların bir kısmı devamlılık da kazanıyor. Açılış konserinde yer alan bir Trio ve bir Quintet, bu etkinliğe katılmak için kurulup başvuruda bulunmuş ve kabul edilmişlerdi.

TRİO NERO

İlki, Onur Türkeş (flüt), Poyraz Baltacıgil (viyolonsel) ve Başar Can Kıvrak'tan (piyano) oluşan Nero Trio'ydu. Samsun, İstanbul ve İzmir'de yaşayan üç değerli müzisyen, Ankara'da Bilkent sahnesinde dinleyici önüne çıkmadan önce İstanbul ve Ankara'da üç prova yapmışlar, üçü de alanlarındaki yetkinlikleri sayesinde iki eseri pırıl pırıl ortaya çıkarmışlardı.

Önce Carl Maria von Weber'in(1786 -1826) Sol minör Trio' sunu, ardından Nikolai Kapustin'in (d.1937) Op. 86 Trio'sunu seslendirdiler. Weber'in Alman romantizmini cıvıltılı ezgilerle ortaya koyan dört bölümlük eserinin ardından Kapustin'in Op. 86 Trio'sunu dinledik. Rus piyanist ve bestecinin eserine bir kod adı vermek gerekirse, buna “Kaynaştırma” diyebiliriz. Çünkü besteci 1950'li yıllarda bir caz piyanisti olarak tanınması ve standart caz dağarı içinde yer alacak besteler yapması, ayrıca klasik müzik alanındaki verimini, bu eserinde ustaca kaynaştırmıştı. 1998'de bestelediği ve özellikle birinci ile üçüncü bölümlerinin daha caz ağırlıklı algılandığı, ikinci bölümü ise klasik bir andante olan eseri Nero Trio mükemmel seslendirerek büyük alkış aldı.

Konser sonrası Bilkent'ten Gülnara Aziz'in sınıfından yetişip ardından Moskova Çaykovski Konservaturunu başarıyla bitiren, Başar Can'la konuşurken gözleri ışıldayarak “ 1.5 yıl sonra Bilkent sahnesinde yeniden çaldım” deyişi kulaklarımda. O şimdi İzmir Yaşar Üniversitesi'nin öğretim kadrosunda ama solistik etkinliklerini hızlıca sürdürüyor. Bilkent'in öğretim kadrosunda yer almayı çok istemişti ama tercihler Rusya'dan mezun olanlardan değil, Ruslardan yana yapılmıştı diye hatırlıyorum.

Ankara Devlet Konservatuvarı'nda başladığı flüt eğitimini Trossingen'de usta öğreticimiz Gülşen Tatü ile çalışan, Münih'de lisans, berlin'de master diplomasını alan Onur Türkeş, konserde iyi tınısı ve güçlü ajilitesiyle dikkati çekti. O şimdi Samsun DOB Orkestrası'nın kadrolu üyesi. Trioları bu yılki Bilkent Müzik Günleri için oluştu, buldukları ismin öyküsü de ilginç. İstanbul'da ilk provaları için buluşma yerine ayrı ayrı yerlerden gelirlerken üçünün de elinde birer kahve kartonu varmış ve üzerinde Nero yazıyormuş! Yunancada “Su” anlamına gelen bu sözcüğü üçlülerine ad olarak seçmişler.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın grup şef yardımcılığını yapan Mimar Sinanlı ve Almanya masterli Poyraz Baltacıgil Trio'nun en genç müzisyeniydi. Daha önce bir konçerto icrasını dinlemiştim, oda müziğinde ilk kez kendisine tanıklık ettim. İyi hazırlandığı ve bu birliktelikten zevk aldığı yüzülden okunuyordu. Arkadaşlarıyla iyi paslaştı ve uyumun sağlanmasında hiç sorun yaşamadı. Elindeki 350 yıllık eski sazın hakkını verdi.

QUİNTET BAKÜ

Konserin ikinci yarısında karşımızda Quintet Bakü vardı. Adından anlaşılacağı üzere, ağırlıklı olarak Azerbaycan Türklerinden oluşan toplulukta sadece çellist Katryna Klymenko Ukrayna kökenliydi. Birinci keman Hüseynali Hüseynaliyev'in Bilkent mezunu oluşu sayesinde bir araya gelen toplulukta, ikinci kemanda Süleyman Babakişizade, viyolada Üzeyir Mahmudbeyli, piyanoda Tofik Şıhıyev yer alıyordu. Kendilerine eser olan Dimitri Şostakoviç'in ( 1906-1975) 15 tane yaylı dörtlüsünün yanında tek piyanolu beşli olarak parıldayan, özellikle “scherzo” bölümü çok bilinip tanınan Op. 57 Sol minör quinteti seçmişlerdi.Şostakoviç, bu eserini 1940'da, ilk yaylı dördülünün ardından yazmış, bir daha da piyanolu beşli yazmamıştı. Belki de bu esere rakip olmasın diye, kimbilir? Çünkü oda müziği dağarında pırlanta gibi parıldayan bu eser, Şostakoviç'in tüm bestecilik yöntemleri ve tarzının bir özeti gibidir.

Sovyetlerin dağılmasından sonra (1991), sayıları ülkemizde hızla artan ve hemen her konservatuvar ve müzik okulunda bulunan Azerbaycanlı müzisyenler, Rus çalgı ekolünün uzantısı olarak genellikle iyi icracılardır. Bu seslendirme de vasatın üzerinde yapıldı. Özellikle viyolacı Üzeyir Mahmudbeyli'nin birinci ve ikinci kemanla ayrı ayrı birlikte çaldığı bölümlerdeki dikkati, elde ettiği tını övgüye değerdi. Pianissimolarında da başarılı bu sanatçı, ikinci kemancı Babakişizade gibi Bakü'de öğretmenlik yapıyor. Bol ödüllü piyanist Tofik Şıhıyev ile çellist Katrina Klimenko da Gaziantep'te eğitmenlik yapıyorlar. Birinci kemancı Hüseynali Hüseynaliyev ise AGSMÜ'de Bilkent'teki eski hocası Toğrul Ganiyev ile master çalışmasını sürdürüyor. Hüseynaliyev'i BSO'nun keman gruplarında bazı haftalar takviye sanatçı olarak görüyoruz.

***

Başlangıcından beri hemen her konserini izlediğim Bilkent Müzik Günleri'nde, bu açılış konserinde sahnenin tümüyle kullanılmadığı dikkatimi çekti. Sahne, ahşap bir paravanla bölünmüştü. Paravanın arkasından arpin yüksek kısmı görünüyordu. Demek ki arkada orkestra çalgılarından bazıları duruyordu. Menteşe aralarından görünen mavilikler de çalgıcı sandalyelerine aitti. Timpaniyi de bakır renginden seçer gibi oldum. Bakalım bu durum sonraki BMG konserlerinde de devam edecek mi?

***

Konserin dinleyicileri arasında Bilkent Üniversitesi'nin diğer bölümlerinden “ders” kapsamında not almak için öğrenciler de bulunuyor. Bölüm aralarında alkışlıyorlar. Geçmiş yıllarda drum böyleydi. Bu öğrencilerden, BMG sayesinde oda müziğine sevgi duyup eleğin üzerinde kalarak sonra sürekli dinleyici olanlar da çıkıyor. Bu konserde de sıklıkla ara alkışlar oldu ve özellikle Şostakoviç piyanolu beşlinin keyfini biraz kaçırdı. Yıllardır tüm orkestra yöneticilerine tavsiyem, bir görevlinin konser öncesi sahneye çıkıp dinleyiciye nasıl dinlemeleri ve nerede alkışlamaları gerektiğini açıklamalarıdır. Yoksa el broşürüne alkış resmi yapmakla iş çözülmüyor.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

6 Şubat 2020, Ankara

Bu yazı 734 defa okunmuştur .

Son Yazılar