Bir Orkestra Şefimizin Sessizce Ölümü
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar
  • Instagram

Bir Orkestra Şefimizin Sessizce Ölümü

05 Kasım 2021 - 20:02 - Güncelleme: 06 Kasım 2021 - 16:03

Bazı yitikler sadece bir “insan”ın ölümü nedeniyle değil, eğer o insanın yeterince değeri bilinmemiş, olanak sağlanmamış, yolu açılmamış ise daha fazla iç acıtır. Siz o insanı şahsen tanımamış olsanız bile, eğer onu biliyorsanız, hakkında hep iyi şeyler duymuşsanız, ölüm haberi geldiğinde “Vah!” dersiniz.

İşte bir dönem orkestra şefliği alanında parlayan, ama Türkiye'nin mâlum koşullarında yurtdışında diplomalı mesleği mühendislik alanında çalışmayı yeğleyen Pertev Apaydın'ın ölüm haberi geldiğinde içtenlikle “Vah!” dedim, içim “cız” etti.

Evet, orkestra şefi Pertev Apaydın, 2 Kasım 2021 günü Brüksel'deki evinde, odasında çalışırken nicedir kontrol altında olan kalp rahatsızlığı nedeniyle gelen atakla âniden vefat etmiş. Kendisi ayrıca bir süredir hücrebozan hastalığı nedeniyle de tedavi görüyordu.

1929 yılının Ocak ayında İstanbul Kadıköy'de dünyaya gelen Pertev Apaydın, müzik eğitimine küçük yaşlarda aile içinde başlamış. Annesi piyanist-besteci Fulya Akaydın (1908-1975), teyzesi kemancı-besteci Enise Can (1896-1975) geleneksel müzik alanında üstad mertebesine ulaşmış isimlerdi.. İstanbul Radyosu'ndan canlı emisyonlarıyla tanıdığımız bu iki sanatçı, özellikle de annesi Pertev Apaydın'ın ilk öğretmenleri olmuştu.

Bakın teyzesi Enise Can, araştırmacı-kültür gazetecisi dostumuz Serhan Yedig'in binbir emekle kazandırdığı Müzik Söyleşileri1 arşivinde okunur hale getirdiği, 1952'de Kadın Gazetesi'nde yayımlanmış röportajında Sevim Nemlioğlu'nun duvardaki fotoğrafı göstererek “Çocuk kim?” sorusunu nasıl cevaplandırmış:

Yeğenim. Musiki hayatımızda bütün gaye ve ideallerimiz onun üzerinde toplanıyor. Pertev hakikî bir musikişinas olduğu gün, hayattaki en büyük emelimize kavuşmuş olacağız.”

Pertev Apaydın, önce Kadıköy'deki 35. Gazi İlkokulu'nu bitirdi. ( Babam, amcam ve benim de mezun olduğumuz Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu) Daha sonra, ortaokul ve liseyi o yıllarda halk arasında “Frerler Mektebi” diye bilinen Moda'daki Saint Joseph'de tamamladı. Mükemmel Fransızca bilgisini bu okulda kazanmış. Öğrenciliği döneminde Hulusi Öktem'den solfej dersleri almış, daha önce annesinin de hocalığını yapmış olan Cemal Reşit Rey ile armoni, kontrpuan ve füg çalışmış, Kadıköy Halkevi Korosu'na katılmış.

St. Joseph sonrası sınavını kazandığı İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi öğrenciliği ile müzik çalışmalarını birlikte sürdüren Pertev Apaydın'ın Cemal Reşit Rey'den orkestra şefliği dersleri de aldığı, Rey'in İstanbul Belediye Konservatuvarı bünyesinde kurmuş olduğu İstanbul Oda Orkestrası'nı yönettiği biliniyordu.

İTÜ'den 1954'te mezun olur olmaz Kürsü Başkanlığını Prof. Mustafa Santur'un yaptığı Yüksek Frekans Kürsüsü'ne asistan olarak kabul edildi. Müzik çalışmalarını ise şevkle sürdürüyordu.

AKİS'in2 26 Mart 1955 tarihli sayısında, “Musiki” bölümünde Pertev Apaydın ile ilgili şu satırlara rastlanıyordu:

İstanbul'u ziyaret edip aynı zamanda orkestrayı idare edecek olan Fransız Radyoları Musiki Müdürü Henri Barraud'un Numence senfonisini orkestraya prova ettirdi. Henri Barraud İskanbul'a gelip de orkestranın senfoniye hazır bulunduğunu görünce son derece memnun oldu. Pertev'e karşı hisleri takdir ve minnettarlıktan başka bir şey değildi. Son olarak Pertev Apaydın geçen yıl bir pazar sabahı konserinde Çaykovski'nin altıncı senfonisini idare etti. İdaresi dinleyiciler üzerinde büyü tesiri yaptı. Münekkidler, en ateşli methiyelerini esirgemediler. Bir müşahidin anlattığına göre “bütün Taksim heyecandan ağlıyordu.

Cumartesi günü Pertev Apaydın Riyaseticumhur Filarmoni Orkestrasını ilk defa idare etti. Aynı zamanda bu idare ettiği ilk tam konserdi. Birkaç rikkatli hanımdan başka ağlayan olmadı. Fakat bütün salon onu alkışladı. Uzun uzun hararetle alkışladı.”

Bu çok ses getiren Çaykovski 6. Senfoni (Patetik) yönetiminden sonra Pertev Apaydın'ın ayağının İstanbul Oda Orkestrası'ndan kesildiği görülüyor. Nedenine gelince, iki “rivayet” vardır:

Birincisi, Cemal Reşit Rey'in bu yetenekli gencin hızlı çıkışından rahatsız olduğu, kıskandığı ve orkestradan ayağını kesip onun yerine Demirhan Altuğ'u tercih ettiği yönündedir.

İkincisi ise annesi Fulya Akaydın'ın Cemal Reşit'e giderek, “Ben oğlumun mühendislik yapmasını istiyorum, müzisyen olmasını istemiyorum” diyerek ricada bulunduğudur.

Ama bu dönemde İstanbul Oda Orkestrası'nın kapısı kapanırken Pertev Apaydın'ın önünde CSO kapısı açılmıştır. AKİS dergisinde bu durum şöyle belirtiliyordu:

Pertev Apaydın'ın Riyaseticumhur Orkestrasını idaresi, orkestranın genç şeflere imkan vermeme politikasında bir değişiklik olduğunu gösteriyordu. Bunun gerçekten böyle olmasını dileriz. Şimdiye kadar orkestrayı idare etmek için müracaatta bulunan konservatuvar mezunu, uzun yıllar şeflik tahsil etmiş gençlere “orkestra tecrübe tahtası değildir” gibisinden garip cevaplar verilmiştir.”3

Şef Apaydın'ın Ankara'daki başarılı yönetiminden sonra, AKİS dergisi genç müzisyeni kapak yapma kararı aldı. “Kapaktaki Sanatkâr “ 4olarak sunulan Apaydın'la yapılmış bir konuşmadan alıntılara da yazıda yer veriliyordu:

Yurt içinde ve dışında sözüne güvendiğim kimseler, bana muvaffak olduğumu söylediler. Farklı şahısların ve görüşlerin ekseriyetle bu noktada birleşmeleri acaba tesadüf eseri mi? Bilmem, belki de farkında olmadan herkesi aldatıyorum. Yalnız bildiğim birşey, kendimi aldatmadığımdır."

Amatör viyolonistler, piyanistler, hatta bestekârlar az değildir. Fakat, amatör bir orkestra şefi?! Bu nasıl olabilir? Bir şef kendini nasıl yetiştirebilir? Amatör bir musikişinas nasıl şeflik yapma durumuna varabilir? Bir orkestra şefinin muhakkak "mektepten" mi olması lâzımdır? "Alaylı" bir şef de muvaffak" olabilir mi? Bu sorulara karşılık bakın Apaydın ne demişti:

"Amatör şef hiç mi duymadık? Danimarka Kralı var meselâ. Hem, bir partisyonu incelemek, analizini ve sentezini yapmak, sağlam kompozisyon ve musiki bilgisi olan herkesin başaracağı bir iştir.

"Başlangıçta orkestra şefliği yapmak aklımdan geçmiyordu. Kompozisyon çalışmıştım. Orkestra için bir eser yazma sırası gelince, orkestrasyon bilgimden başka işin pratik tarafını da göz önünde tutmak gerekti. Amatör bir musikişinas, hele kompozisyon çalışan biri, müşterek musiki yapma ihtiyacını duyar. Bu, bir partisyonu gerçekleştirmek, onun ihtiva ettiği idealin tahakkukuna katılmak arzusudur. Maalesef bizde oda musikisi yapacak iyi amatör yok denecek kadar azdır. Profesyoneller ise ilgilenmiyorlar bile bu işle. Halbuki, Cemal Reşit Rey ile şeflik de çalışmış, çok faydalanmış, çok şey öğrenmiştim. İdare edebileceğim bir orkestra da vardı. İstanbul Orkestrası . Böylece küçük çapta, oda musikisi çapında tatmin edemediğim bir arzuyu, büyük çapta, orkestra idaresi yoluyla tatmin ediyorum. Orkestra idare ederken, meselâ bir kuartette viyola çalarken duyacağım zevki alıyorum!”

Bu kapak konusu çalışmasında AKİS, sözünü şöyle bağlıyordu:

Pertev Apaydın kendine hiç çekinmeden "amatör" diyen ve bundan da gurur duyan bir musikişinastır. Bu bakımdan, sanatkârlar arasında nesli maalesef tükenmiş gibi görünen bir tipi temsil ediyor. Münakaşa kabul etmeyen bir husus, Pertev Apaydın'ın ne kendini, ne de başkalarını aldattığıdır.

Pertev Apaydın gibi samimi, yetkili, geniş külturün ve herhalde büyük sanatkârların hamurundan olan bir musikişinastan, çorak musiki hayatımızın azami derecede istifade etmesi beklenir.”

Ama, bu temenninin pek de yerine gelmediği görülüyordu. 1957'den sonra Apaydın'ın şeflik serüveninin kesintiye uğradığı ortadaydı. Bu arada Londra'daki Imperial College of Technology'de, “transistorların küçük sinyallerdeki davranışları” konusunda çalışıyor ve Londra Üniversitesi'nden Phd (doktora) ünvanını alıyordu. Bu süreçte, İstanbul'da klasik müzik yayını yapan İTÜ Radyosu'nun FM'e dönüştürülme çalışmasına da katkıda bulundu. Serhan Yedig, 1980-82 arasında gönüllü program yapımcısı olduğu İTÜ Radyosu'nda sıkça kendisinden söz edildiğini duymuştu, “ 1954’te mezuniyete hazırlanan Pertev Apaydın’a özel bir diploma ödevi verilmiş. Türkiye’nin ilk Frekans Modülasyonlu (FM) vericisini hazırlamış. FM vericisinin en kritik parçası olan çıkış katını yapmıştı Pertev Bey. İsmi radyodaki genç mühendisler arasında efsane gibi anılırdı” diyordu.

Yedig, son yıllarda Ayşegül Sarıca kitabını hazırlarken Pertev Apaydın'la birkaç kez telefonla görüşmüş ve bazı anılarını not almıştı. Bunlardan biri çok ilginçti: 1950'li yıllarda efsanevi Fransız piyanist Alfred Cortot  resital vermek üzere İstanbul'a geldiğinde, Ravel Gaspard de la Nuit 5 çalacakmış. “Bu eseri çalmadan önce bunun şiirinin okunmasını istiyorum, ki anlamlı olsun” demiş. Arayıp tarayıp sonunda Fransızca şiiri okuması için Pertev Apaydın'a başvurmuşlar. Sahneye çıkıp Cortot'nun resitalinden önce şiiri okumuş.

Bu olayı Pertev Apaydın, İdil Biret'in Ravel CD'sinin kitapçık çalışması sırasında Şefik Büyükyüksel'e gönderdiği e-postada şöyle anlatmış:

"O 1949 yılı pazar sabahı, bilet alıp Saray sinemasına girer girmez, kim oluğunu şimdi hatırlamadığım birisi beni yakalayıp "hemen sahnenin arkasına git, harıl harıl arıyorlar seni" dedi. Meğerse Cortot, birine illaki Ravel'in Gaspard de la Nuit 'sine temel aldığı Aloisius Bertrand'ın 3 şiirini okutun demiş. Cemal Beyin aklına ben gelmişim. Haydii, birkaç kere sessiz okuduktan sonra, çalınışından hemen önce sahneye çıkıp, ciddi ciddi okudum. Hemen ardından da Cortot, Ondine'i çalmaya başladı."

Henüz 20 yaşındaki Pertev Apaydın, “Ondine, le Gibet, Scarbo” bölümlerinden oluşan şiirin tümünü okumuş sahnede. Cortot, durumdan o kadar memnun kalmış ki, elinde tesadüfen bulunan, Jean Lépine'nin yazdığı "La vie de Claude Debussy" kitabının boş bir yerine şu sözleri yazıvermiş: "Avec mes remerciements pour la précieuse aide donnée à l'inteligence de l'oeuvre de Ravel /Ravel'in çalışmalarının zekasına verilen değerli yardım için teşekkürlerimle".

O yıllarda önemli solistlerin bir kısmı İTÜ'nün Maçka'daki salonunda konserlerini veriyorlar ve İTÜ Radyosuna da mutlaka uğruyorlar, radyonun anı defterine bir şeyler yazıyorlarmış. . Cortot ile Walter Gieseking bir ay arayla istanbul'a gelmişler, defterin karşılıklı sayfalarına yazmışlar. Gieseking, Cortot için “Büyük üstaddır, her zaman saygıyla takip ederim” diye yazmış. Pertev Apaydın, başlattığı bu anı defterini okuldayken gözü gibi sakladığını, sonra yurtdışına giderken radyoda bıraktığını ve kaybolduğunu anlatmış.6

Apaydın, yurtdışındayken 1967'de bir kez CSO'ya gelip konser yönetmişti. Yaşamını Brüksel'de mühendis olarak çalışarak sürdürüyordu. Annesi Fulya Hanımı da yanına almıştı. Apaydın, bir bakıma Türkiye'deki ortama küsmüş gibiydi.

1979'da Brüksel'de anıtsal piyanistimiz İdil Biret ve eşi Şefik Büyükyüksel ile karşılaşması ise bu küskünlükten sıyrılıp yeniden şeflik yapmaya başlamasına yol açacaktı. İdil Biret ve eşi, Apaydın'ı çalışıp yeniden sahneye çıkmak için ikna etmeyi başarmıştı.7 Nitekim 6 Ekim 1979'da Pertev Apaydın, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın, ertesi hafta da CSO'nun şef kürsüsünde yerini alarak dinleyiciyle yeniden buluşacaktı. İdil Biret'e Ravel'in sol majör konçertosunda eşlik sunarken, kimbilir hangi duygular içindeydi.

Yeniden sahneye dönüşü Ankara ve İstanbul konserleriyle 1994'e kadar sürdü. O yıl mühendislik işinden de emekliye ayrıldı.

Birkaç yıl sonra şef Hikmet Şimşek, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası'nın kuruluş çalışmaları sırasında kendisini ısrarla arayarak, “Bursa'da orkestra kuruyoruz, gel, başına geç” diye davet etti ama aldığı cevap olumsuzdu. Apaydın, Türkiye'nin geleceğinden pek umutlu görünmüyordu. 90'lı yılların sonunda, Amerikalıların Türkiye'de seçimle İslamcı bir hükümeti başa getirmek istediği yönünde bir öngörüsü vardı. Nitekim haklı da çıkacaktı.

Bir kalp spazmı geçirince, ardından hücrebozan hastalığı da kendini gösterince sağlığını ön plana çıkarmıştı. Bu arada eşi Sevim Hanımı yitirmesi de onu derinden sarsmıştı.

Bu duruma rağmen annesi ve çocukluğunda "pamuk anne" dediği teyzesinin elinde bulunan bazı kayıtlarını internet ortamında yayımlamaya başlamıştı ama sağlığı çalışmayı sürdürmeye elvermedi.

Ve Pertev Apaydın, Türkiye'deki gelişmeleri karamsarlıkla izleyerek 92 yaşında, 2 Kasım 2021 günü sessizce vefat etti. Naaşı ailesi tarafından 6 Kasım 2021 günü Brüksel'den İstanbul'a getirilecek ve 8 Kasım 2021 günü, Zincirlikuyu'daki Can Aile Mezarlığı'nda çok sevdiği İstanbul'un toprağına verilecek.

Hem mühendislik alanında, hem şeflik alanında yeteneğini kanıtlamış, önemli bir kişiliği yitirdik.

Işıklarda uyusun...

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

5 Kasım 2021, Ankara

2 Gazeteci Metin Toker'in kurduğu, bir döneme damgasını vurmuş Haftalık Aktüalite Mecmuası.

3 26 Mart 1955, AKİS

4 24 Mart 1956, AKİS

5 Maurice Ravel, Gaspard de la Nuit / şiir Aloysius Bertrand

6 Serhan Yedig'le görüşme, 5 Kasım 2021

7 Şefik Büyükyüksel'le görüşme, 3 Kasım 2021

Bu yazı 2774 defa okunmuştur .

Son Yazılar