Sahnesiz, Danssız Bir Maskeli Balo...
Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar
  • Instagram

Sahnesiz, Danssız Bir Maskeli Balo...

05 Şubat 2022 - 16:12 - Güncelleme: 05 Şubat 2022 - 16:44

Opera kısaca tüm sanatların bileşimi olarak tanımlanır. Müzik, tiyatro, görsel sanatlar hepsi bir aradadır ve bu bileşim ortaya hem seyirlik, hem de müziksel bir sentez çıkarır. Ne yazık ki 2020'den bu yana, salgın koşulları bu tanımı zedeledi. Opera müdürlükleri, dinleyici ile iletişimi sürdürebilmek ve sanatçıları zinde tutabilmek için, duo konserlerden oda müziği konserlerine, kısaltılmış konser versiyonlarına değişik sunum arayışları içinde... Covid virusu ise, hükmünü tüm toplumda olduğu gibi, sanat kurumlarının içinde de icra etmeyi sürdürüyor. Bazı haftalar yapılan iptallerin nedeni bu.

Ankara Operası da bu koşullarda elinden geleni yapıyor. Cavalleria Rusticana- I Pagliacci'nin birarada ilk gösterimini yapabildiler, sonra ikiz kardeşleri ayırıp tek tek sergilemeyi planladılar ama hep iptal etmek zorunda kaldılar.

Giuseppe Verdi'nin Maskeli Balo operasını nicedir hazırlıyorlardı, ama koşullar el vermeyince konser versiyonu olarak ilk seslendirmeyi 3 Şubat 2022 Perşembe akşamı, CSO Ada Ankara'nın 2000 kişilik Ana Salon'unda yaptılar.

ZAVALLI VERDİ'NİN ÇEKTİKLERİ

Operanın bestecisi Giuseppe Verdi (1813-1901), Avrupa'nın ve İtalya'nın siyasal durumu nedeniyle bazı projelerini sonuçlandırmakta hayli güçlük çekmiştir. Maskeli Balo (Un ballo in maschera) hukuksal anlamda getirilmeye çalışılan sansüre karşı davalar açmış, daha sonra sırf yapıtın sahnelenmesini sağlayabilmek için konuyu Avrupa'dan Atlantik ötesine Amerika'ya taşımak zorunda kalmıştır. Napoli'de davayı kazanarak operaevine tazminat ödemekten kurtulsa da, konunun mekanını değiştirerek yapıtının ilkgösterimini 17 Şubat 1859'da Teatro Apollo'da yaptırabilmiştir. Fransız oyun yazarı Eugene Scribe'ın Gustav III adlı oyunundan konusu alınarak, librettosu Antonio Somma tarafından yazılan yapıt, bir yöneticinin en yakın dostu ve yardımcısının eşiyle karşılıklı platonik ilişkisinin, fiziksel hiç birliktelik olmamasına karşılık bu sanıyla yakın dostu tarafından maskeli baloda öldürülmesini anlatır. İşin içine İtalyan devletlerinin sansür idarelerinin girmesine, başlangıçta İsveç Kralı 3. Gustav'ın bir komplo suikaste uğrayıp öldürülmesini anlatması yol açmıştır. Verdi de, konuyu 17 yüzyıl kolonileşme döneminde Amerika'nın Boston kentine taşıyarak sansür engelini aşabilmiştir. Bir trajedi olmasına karşın, yapıtın librettisti bir takım ironileri, tatlı dalga geçmeleri belirli bölümlere yedirerek yapıta parlaklık kazandıracak ögeleri ustaca yerleştirmiş, Verdi de bunlara müzikal renk kazandırmıştır.

1947'DEN 2022'YE

Yapıtın “Bir Maskeli Balo” adı altında Türkiye'de ilk sahnelenişi 9 Şubat 1947'de yapılmıştır. Metni Türkçeleştiren Hasan Ferid Alnar'ın orkestra şefliğinde Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi'nce Carl Ebert rejisörlüğünde hazırlanan yapıtta Belkıs Aran, Aydın Gün, Rengim Gökmen'in annesi Muazzez Gökmen, Orhan Günek, Ruhi Su gibi dönemin önemli isimleri rol almıştır.

Günümüzün salgın koşullarında hazırlanan konser versiyonunda, koro CSO Ana Salon'un sahnenin arkasındaki D Blok'a yerleştirilmiş, orkestra sahneye konuşlandırılmış, orkestranın önüne de yanyana solistler ve yardımcı rollerdekiler dizilmişlerdi. Koroyu ADK'dan Çiğdem Aytepe hazırlamıştı, orkestrayı ise genel müzik direktörü, Alman şef Raoul Grüneis yönetiyordu.

Rol sahiplerinin giysilerini Aydan Çınar tasarımlamış, ışıkları Fuat Gök ayarlamıştı. Listede adı “sahne düzeni” olarak verilen rejisör Ayşe Dağıstanlı Parlak'ın sahne tasarımlı bir sahnede uygulayacağı rejiyi görmek isterdik ama konser olunca herhalde ona görev olarak solistleri orkestranın önüne sıralamak düşmüştü.

Konser, üç perde yerine üç bölüm olarak sunuldu. Türkçe altyazı yumurta biçimindeki salonun beton alnına yansıtılıyordu. Konser 9 ve 19 Şubat 2022 günleri de tekrarlanacağı için baş ve yardımcı rollerde yer alanların listesini açıklandığı gibi vermek isterim:

Vali Riccardo (tenor): Faik Mansuroğlu (Murat Karahan, Şenol Talınlı, Efe Kışlalı, Arda Doğan)

Aşık Amelia (soprano): Tuğba Mankal (Seda Aracı Ayazlı, Mehlika Karadeniz Bilgin, Feryal Türkoğlu)

Kâtip Kont Renato (bariton) Çetin Kıranbay ( Kamil Kaplan, Gürhan Gürgen, Cem Beran Sertkaya)

Falcı Ulrika (mezzo soprano) : Ferda Yetişer ( Ezgi Karakaya, Hatice Zeliha Kökçek)

Yardımcı Oscar (soprano) : Görkem Ezgi Yıldırım (Beste Şahin, Ezgi Biçici)

Bürokrat Silvano (bas bariton): Erdem Baydar (Can Kocaay)

Suikastçi Samuel ( bas bariton) : Emin Özdemir (Mert Özdemir)

Suikastçi Tom (bas) : Vedat Dalgakıran (Süleyman Erdem Kapusuz)

Hakim (tenor): Ali Can Akyıldız ( Serkan Sarıkaya)

Amelia'nın uşağı (tenor) : Sait Dinçer Keser

SESLENDİRMEYE SALONUN OLUMLU KATKISI

Seslendirmeye gelince, önce orkestradan başlayalım. Şef Raul Grüneis'in yapıt için orkestrayı iyi hazırladığı, ortaya çıkan müzikal sonuçtan anlaşılıyordu. Bu yapıtta başkemancı sandalyesinde Erkin Onay'ın oturduğu Ankara Opera Orkestrası'nın gençleşmesine karşın eskilerle yenilerin iyi kaynaştığını, kalitesini bu 2.5 saatlik seslendirmede ortaya koyduğunu gördük. İyi sonuçta, CSO Ana Salon'un doğal akustik ortamının hayli olumlu katkısı vardı. Operaevi'nin salonunda çukurda olan, pandemi döneminde ise sahneüstünde daha küçük kadrolarla yer alan bu yapıtta 54 kişi olarak konuşlanan orkestra, Ana Salon'da kulaklara daha parlak bir tınıyla ve bütüncül olarak ulaştı. Özellikle Verdi yapıtlarında önemli yer tutan bakır üflemeliler açısından salonun akustik katkısı hayli önemliydi.

Sadece koro yeni salonun “en pahalı” bilet satılan A Blok'unda biraz az duyuldu. Çünkü sahne arkası balkonundaydı ve ses karşıya, yukarıya daha iyi giderken, sahneye daha yakın olan A Blok'a yeterince inmiyordu. Erkekler korosunun, suikastçi Samuel ve Tom karakterleriyle birlikte söyledikleri bölümlerde, sahnedeki seslerin daha baskın duyulmasıyla bir bütünlük oluşurken, koronun kendi başına söylediği yerlerde bu yerleştikleri yerden kaynaklanan zafiyet A Blok'ta oturanlar tarafından hissedildi.

GECENİN YILDIZI MANSUROĞLU

Opera alanında, eğitimleri sırasında enellikle hocaları tarafından ses tanımları yapılıp çalıştırılan şarkıcıların tamamı acaba kendi gerçek, doğal ses renklerinde mi söyler? Buna “hayır” yanıtını vermek için pek çok örnek vardır. Örneğin günümüzün helden tenoru, Avrupa sahnelerinde özellikle Wagner operalarının aranan isimlerinden Ünüşan Kuloğlu profesyonel şarkıcılık yaşamına bariton olarak başlamış, katıldığı ustalık sınıflarındaki yabancı şancıların uyarılarıyla tenor repertuarına dönmüş ve yıldızı da böyle parlamıştır.

Şimdi benzer bir örneği Faik Mansuroğlu'nda (d.1990) yaşıyoruz. Mersin Operası'nda bariton söyleyen Mansuroğlu'nu, tenor repertuarına yöneltenin de, uluslararası tenorumuz Murat Karahan olduğunu biliyorum. Mansuroğlu'nu bariton olarak konserlerde dinleyip beğenmiştim, tenor olarak bir operanın bütününde ve ilk kez dinledim. Operamızda başrol sürükleyecek tenor ses sıkıntısı yaşandığı bir dönemde, Mansuroğlu Riccardo rolünde Avrupa ve Amerika sahnelerinde rahatlıkla söyleyecek kapasitede bir icrayı ortaya koydu. Pandemi döneminde Karahan'ın da ilgisiyle tenor repertuarı çalışan Mansuroğlu'nun çalıştığı roller arasında Turiddu ( Cavalleria Rusticana), Cavaradossi (Tosca), Pinkerton ( Madam Butterfly) ve Florestan (Fidelio) şimdiden hazırmış.

Amelia'da genç soprano Tuğba Mankal, yeni covid atlatmış olmasına rağmen iyi bir etkinlik gösterdi. Ankara Operası'nın Müdiresi Feryal Türkoğlu'nu, kendisi de kast listesinde yer almasına karşın, ilkseslendirmelerde ve sonraki temsil-konserler için gençlerin önünü açtığı için kutlamak gerek.

Valinin genç kâhyası Oscar'da başarılı soprano Görkem Ezgi Yıldırım, 1. ve 3. bölümdeki partilerinde, yapıttaki ironinin ortaya konulmasına katkıda bulunan partilerinde her zamanki temiz icrasıyla sahnedeydi.

Vali'nin kâtibi Kont Renato'da, yakın zamanda covid atlatan deneyimli bariton Çetin Kıranbay, özellikle 3. bölümdeki partilerinde rolünün hakkını verdi. Falcı Ulrica'da ise deneyimli mezzo soprano Ferda Yetişer, giysi-kostüm ve saç tasarımının da katkısıyla partilerini başarıyla icra etti.

Yadırgadığım tek durum, solistlerin partilerini önlerindeki notaları kullanarak söylemeleri oldu. Bildiğim kadarıyla bu yapıt pandemi öncesi planlanmış ve rol dağılımı da, o zaman yapılmıştı. Herkesin rolünü ezberden söylemesi gerekirdi. Konser versiyonu değil de sahneleme olsaydı, solistler sahneye ellerinde notayla mı çıkacaktı?

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

5 Şubat 2022, Ankara

Bu yazı 2565 defa okunmuştur .

Son Yazılar