İzlenimcilik üzerine


Düşünce ve sanatın gelişimi açısından insanlık tarihi, geleceğe yönelmenin tarihidir. Müzik sanatında da aynı evrensel kural geçerli olmuştur: Müzik tarihi, geleceğin müziğine yönelmenin tarihidir. Çünkü insanın tanımında eskiyle yetinmek değil, yeniyi yaratmak vardır.

İlk çoksesliliğin ortaya çıktığı geç-ortaçağ dönemindeki eserlerden, çoksesliliğin ve biçim anlayışının kurallara bağlandığı Klasik Dönem’e kadar yaklaşık 800 yıllık bir süreç yaşanmıştır. Eserleriyle seslerin uyum kurallarını ve biçim anlayışını sarsmaya başlayan Beethoven’dan (1770-1827), izlenimci akımın öncüsü Debussy’ye (1862-1918) kadar geçen yaklaşık 90 yıllık süre içindeki değişimler ise armoni öğesi yönünden sınırlı kalmıştır. Ama Fransız besteci Debussy’nin 1894 yılında tamamladığı “Bir Kır Tanrısının Öğleden Sonrası” adlı eserinde, müziğin bütün öğelerinde değişim, hızlı ve kesindir. Bu eserin ilk seslendirilişi, hemen bütün müzik eleştirmenleri tarafından yeni müzik kavrayışının başlangıç tarihi sayılmıştır. Şu da var ki, müziğin temel öğelerinden yalnızca birindeki değişim, öteki öğelerde de değişimi gerektirir.

19. Yüzyılın sonlarında resim sanatı, hemen bütün sanat dallarına öncülük ediyordu. Ressam Monet’nin 1874 yılında aynı görüşteki arkadaşlarıyla birlikte açtığı sergideki tablolardan biri, “Impression” (İzlenim) adını taşıyordu. “İzlenimcilik” terimi, başlangıçta bu tür resimleri eleştirmek için kullanılmıştı. Ancak, eleştirilen ressamlar bu nitelemeyi benimseyince “izlenimcilik”, bir akımın adı oldu.

İzlenimcilik akımı, atölye çalışmasını reddediyor, açıkhava çalışmasını yeğliyordu. Renk değerleri ışık ve gölge oyunlarıyla veriliyor, yaratılan bu atmosferle izlenim sunulmuş oluyordu. Amaç, gerçekliğin bir anlık ve yinelenemeyecek olanı vurgulayan izlenimi yakalamaktı. Çünkü gerçek değişkendi. Değişmezlik ve süreklilik, yaşamın gelişimine karşıt olan, geri bir anlayış sayılıyordu. Her olgunun, yinelenmesi olanaksız, kayıp giden bir yıldıza benzetilmesi, “İzlenimcilik” akımını anlatan bir benzetmedir. İzlenimcilik, müzik sanatında da aynı özellikleri taşır: Bu akım doğrultusunda bestelenen müzik, melodiyi, biçimi, çoksesli yapıyı ve akorların işlev bağlarını atmıştır. Amaç, aralarında bağ bulunmayan akorların düşsel, parıltılı oyunuydu. Bu oyunsu stil, belki güçlü değildi, ama hoştu, incelikliydi. Kemiklerin sağlamlığından yoksundu, ama “kelebeklerin dokunulmayan güzelliği” vardı onda. Bundan böyle ritim ve ölçüm, belirsizliğe eğilim göstermiştir. Ses renkleri ise bir tutkudur. Uçucu yumuşak renkler, doğadaki renklerin suya yansıması gibidir.