2019'un müstakbel ölülerine peşin ağıtlar...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

2019'un müstakbel ölülerine peşin ağıtlar...

12 Ocak 2019 - 13:05

Bol valsli, hafif yeni yıl konserlerinden sonra, 11 Ocak 2019 akşamı, CSO'dan Türk ve yabancı bestecilerin eserlerinden oluşan “damardan klasik” bir program dinledik. Programı CSO'nun şef yardımcısı Cemi'i Can Deliorman özenle hazırlamış, bu seslendirme için orkestraya bir hayli takviye sanatçı da davet edilmişti, çünkü orkestrasyonlar kapsamlıydı, geniş kadro gerektiriyordu.

Cemi'i, eserleri “ Ölüm ve insan” temasına uygun olarak seçmişti. Bazı dinleyicilere “ağır” gelse de, sık seslendirilmeyen, çoksesli müzik severler için hem Türk, hem Batı bestecilerinin “derin” yönlerini vurgulayan bir programdı. Bu konsere özenildiği el broşüründen de belliydi. Çünkü, çoğu kez ihmal edilen, sözlü eserlerin metinlerine de yer verilmiş, böylece isteyen dinleyicinin müziği metin üzerinden izlemesine de olanak sağlanmıştı.

Açılışta Ulvi Cemal Erkin'in (1906-1972) son eseri olan Senfonik Bölüm yer alıyordu. Bu mistik ve dünyevi duyguları birarada içinde barındıran etkileyici eseri, ben de ilk bale projem olan “Uçarcasına”nın müziklerini derlerken kullanmıştım ve koreograf Uğur Seyrek de beden diline ustaca aktarmıştı. Daha ilk ölçülerde, aynı etkileri üzerimde hissetmek beni eskilere götürüverdi. Başkemancı sandalyesinde Bilgehan Erten'in oturduğu CSO, eseri orkestrasyondaki tüm renkleri iyi vurgulayarak seslendirdi.

İkinci eser, Ahmet Adnan Saygun'un ( 1907-1991) Op.60 İnsan Üzerine Deyişler dizisinin ilkiydi. Bu dizideki tüm sözleri Saygun kendi ozan yönünü ortaya koyarak bizzat yazmıştı. Deyişlerin ilk bölümü Ağıt, adeta Saygun'un yaşamı boyunca gördüğü Kurtuluş Savaşımızdan Hiroşima'ya tüm savaş yitiklerinin ardından bir elegie olarak yazılmış gibiydi. Büyük bir Yunus Emre hayranı olan Saygun'un sözleri de, yer yer bu 13. yüzyıl halk ozanımızı anımsatır nitelikteydi.

ANKDOB solistlerinden mezzosoprano Ferda Yetişer, sahneye çıktığında gözleri çakmak çakmaktı. Belli ki bir soğukalgınlığının etkisi altındaydı. Ama deneyimli mezzo, insanın kendi kendine barbarlığının sonuçlarını irdeleyen Deyişler'i, aralarda dinleyicinin vurduğu alkış sırasında, boğazındaki tarazı gidererek tatmin edici biçimde söyledi. Orkestra eşlikteki tüm dikkatine karşın, birinci kemanlarda zamanlaması iyi yapılmamış bir tel çekme (pitzikato), kornolarda bir küçük entonasyon bozukluğu gibi, kadı kızında da görülebilecek hatalar dışında iyi bir eşlik çıkardı.

Konserin ikinci yarısı Avrupa bestecilerine ayrılmıştı. Avusturyalı Alman besteci Gustav Mahler'in ( 1860-1911) Ölü Çocuklar İçin Şarkılar'ı (Kindertotenlieder), bizde genellikle Ölü Çocuk Şarkıları diye çevriliyor. Sanki şarkıları ölü çocuklar söylüyormuş gibi... Bu nedenle tercihim eserin Türkçede “Ölü Çocuklar İçin Şarkılar” olarak adlandırılması. Eserin sözleri Alman şair Friedrich Rückert'e aittir. Dönemin salgınlı ortamında iki çocuğunu da yitiren şairin, bu çocukların anısına yazdığı dizelerdir bunlar. Mahler, şiirlerden beşini seçerek bestelemiş, bu arada kendi kızını da aynı ortamda yitirmiştir!

Eseri İSTDOB'un yetkin solistlerinden bariton Caner Akgün seslendirdi. Caner'i canlı olarak en 2017'de Luis Bacalov’un Tango ritmli dinsel müzik özelliğini taşıyan “Misa Tango”sundaki solosunda dinlemiştim. Kayıtlarını da bildiğim, zevkle dinlediğim, işini ciddiye alan bir bariton. Eseri seslendirirken, mimikleri ve duruşuyla sanki acılı şair baba Rückert'i tüm hisleriyle sahnede canlandırıyor gibiydi. Tizleri ve peslerinde dengeli, berrak bir seslendirme çıkardı.

Orkestra da, dinleyicinin büyük bölümünün farketmediği, başkemancının küçük bir giriş kazası dışında, genellikle iyi bir eşlik yaptı ve Mahler'in duygusallığını iyi yansıttı. Burada, keman öğrencisiyken Burak Tüzün'le başladığı şeflik çalışmalarında şef Deliorman'ın Avusturya ve sonrasında Amerika'daki kendini geliştirme çalışmaları sırasında Mahler üzerine özel araştırma yapmış olduğunu belirtmekte yarar var.

Kapanış eseri, Rus besteci Sergey Rahmaninof'un ( 1873-1943), Ölüler Adası'ydı. Bu eserin esin kaynağı da İsviçreli Alman ressam Arnold Böcklin'in aynı adı taşıyan tablosudur. Tabloda deniz ortasında küçük ve yüksek kayalık bir adaya, beyazlar içindeki Azrail'in son kurbanını tekneyle oradaki mezarlığa götürüşü temsil edilmektedir. Buradaki Azrail, Yunan mitolojisindeki Charon karakteridir.

Eseri, tabloyu gözümün önüne getirerek dinledim. Sakin denizin hışırtısı, ardından karaya çıkış, ölünün yüksek servilerin altındaki mezarlığa indirilişi ve toprağa verilişi... Bu programlı müzik, tahta ve bakır üflemelilerin iyi tınılarının yaylıların bütüncüllüğüne eklenmesiyle, iyi bir seslendirmeyle kulaklarımıza ulaştı.

Orkestradaki takviyelerden biri ADK öğrencisi olan obuacı Batuhan Civelek'ti. Ölüler Adası seslendirmesinde iki kardeş, ağabey Kaan ile küçük kardeş Batuhan yanyana oturmuşlardı, hemen yanlarında manevi abla diye nitelendirebileceğimiz koranglede Güzin Bilgen vardı. Civelek ailesinden baba Sedat Civelek ile klarnetçi amcaları Bülent Civelek son üç yıl içinde emekli olanlardan. Ama ardılları onları aratmıyor.

CSO'ya ve şef Cemi'i Can Deliorman'da 2019'un bu ilk, “yerli,millî ve evrensel, derinlikli ” konseri için teşekkürler.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

12 Ocak 2017

 

 

Reklam
Bu yazı 1226 defa okunmuştur .

Son Yazılar