“Buzdolabı”ndaki 2015’ten, “sisli” 2016’ya...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

“Buzdolabı”ndaki 2015’ten, “sisli” 2016’ya...

10 Aralık 2015 - 12:45 - Güncelleme: 10 Aralık 2015 - 13:00

Geride bırakmakta olduğumuz 2015’de devlet sanat kurumlarının etkinlikleri kör-topal da olsa devam etti. Ne olacak sorusunun yanıtı “buzdolabı”nda durmaya devam etti. Her ne kadar, Güzel Sanatlar Genel Müdürü devlet orkestraları yöneticilerine, “Artık TÜSAK diye bir konu yok, unutun onu” demiş olsa da, geleceğe dönük beklenti ve kuşkular hep seçimi bekledi. Seçim birdi, iki oldu.

Seçime girerken, AK Parti’nin bildirgesinde kültür-sanat konusunda yer alan vaadlerden önemlileri şöyleydi:

  • Önümüzdeki dönemde kültür ve sanat alanının, idari örgütlenmesini yeniden ele alacağız.

  • Genel bütçeden kültür ve sanata ayrılan payı artıracağız.

  • Kültürün esas olarak sivil toplum inisiyatifinden beslendiğinin ve yeniden üretildiğinin bilincinde olarak, sivil toplumun kültür ve sanat faaliyetlerine aktif olarak katılabileceği mekanizmaları artıracağız...

  • Kültürel etkinliklerimizin miktar ve kalitesini artıracağız.

  • Tiyatro, sinema, opera, bale ve müzik alanlarında yerli üretimi evrensel standartlarda teşvik etmeyi sürdüreceğiz.

  • Bir yandan bu alanlara canlılık kazandırmak için kurumsal düzenlemeler yaparken, diğer yandan da destek ve teşviklerle sivil katkıyı artıracağız.

  • Yerel yönetimlerimizin kültür sanat alanındaki hareket kabiliyetlerini geliştirecek ve mevcut kültür merkezlerinin yerel yönetimlere devredilmesini sağlayacağız.

  • Belediye, STK ve özel girişimcilerin kurduğu tiyatroların artırılmasını destekleyeceğiz.”

Bu vaadlerin yeni hükümetin programına yansıması ise, bazı cümlelerin seçilip konulmasıyla, şöyle oldu:

  • Tiyatro, sinema, opera, bale ve müzik alanlarında yerli üretimi evrensel standartlarda teşvik etmeyi sürdüreceğiz. Bir yandan bu alanlara canlılık kazandırmak için kurumsal düzenlemeler yaparken, diğer yandan da destek ve teşviklerle sivil katkıyı artıracağız. İhtiyaç duyulan şehirlerde belediye, STK ve özel girişimcilerin kurduğu tiyatro ve sinemalara destek vereceğiz.”

Hem bildirge, hem hükümet programındaki vaadlerin çoğu yuvarlak, oran-miktar belirtilmeyen türden. Merak edilenlere yönelik somut cevaplar içermiyor. Görüleceği üzere “idari örgütlenme” konusu programa yansımamış durumda.

Şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na getirilen “ilahiyat” öğrenimli Mahir Ünal’ın tüm bu konulara nasıl yaklaşacağı, kendi tercih ve yaklaşımının yanı sıra, kendisine “yukardan” bu alana ilişkin hangi “talimat”ların verileceği önem kazanmaktadır. Yargı kararları ile ilgili tutumunun ne olacağı da önemlidir.

Örneğin 7 Haziran sürecinde üst düzey yetkililer tarafından orkestra yöneticilerine “Unutun, o artık yok” denilen TÜSAK Tasarı Taslağı yeniden çekmeceden çıkartılıp gündeme getirilecek mi? Yoksa yaşananlardan ders çıkarılarak devlet sanat kurumları yasalarında gerçekçi değişikliklerle bir reform hareketine girişmek mümkün olabilecek mi?

Beyannamedeki “idarî örgütlenme”den ve programdaki “kurumsal düzenlemeler”den kasıt nedir?Opera, bale ve müzik alanında, “yerli üretimin evrensel standartlarda teşvik”ten ne anlamak gerekir?

Kültür merkezleri yerel yönetimlere devredilecekse, çürümeye terkedilmiş İstanbul AKM de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne mi devredilecektir? Âkibeti ne olacaktır?

Ankara’da başlatılmasının üzerinden tam 23 yıl geçmiş bulunan CSO Konser Salonu binasının tamamlanması için gerekli para, tek kalemde temin edilerek 2016 yılı içinde bugüne kadar yaşatılan ayıba bir son verilecek midir?

Program olmasa da beyanname bir takım ipuçlarını taşıyor. Yeni düzenlemeler kapıdadır ve “teşvik” yâni “özendirme” kavramını AK Parti’nin daha çok “piyasacı” bir anlayışla ele aldığını biliyoruz.

Önemli olan “yeni düzenlemeler”in kaldırmaya, yok etmeye değil, devletin sanat kurumlarını ve varlıklarını yaşatmaya, verimli çalışmaya yönelik olabilmesidir.

Eğer doğru bir uygulama yapılabilirse, hükümet programında yer alan şu cümle, çok önemlidir:

İlk, orta ve yükseköğretimde sanat ve estetik duygusunu geliştirici müfredatın oluşturularak uygulanmasını sağlayacağız.”

Sanat” kavramı “zanaat”le, “estetik” kavramı da “kitch”le karıştırılmadan evrensel bir yaklaşım sergilenebilirse, ilköğretimden itibaren sanat tarihi, sanat dallarına ilişkin temel kavramlar hakkında çocuklarımızın bilgi edinmeleri ve en azından “sanata düşman olmayacak” biçimde yetişmeleri sağlanabilir.

Hükümet programında, “Şubat 2016’da 30 bin öğretmenin atamasını yapacağız” denilmektedir. Bunlardan ne kadarı müzik ve resim öğretmeni olacaktır? Hem bu alanlardaki öğretmenlerin işsizlik sorunu, hem de çocukların giderek ders saatleri kısıtlanmış olsa da sanat alanında bir miktar bilgi edinebilmeleri açısından sorunun yanıtı önemlidir. Hep yapıldığı gibi “göstermelik” bir sayıyla yetinilmesi, yukardaki müfredat vaadiyle pratikteki çelişkiyi gözler önüne serecektir.

Devlet sanat kurumlarında “sözleşmeli” çalışanların âdeta “ırgat” statüsünde çalıştırıldıkları biliniyor. Onların da hükümetin vaadlerinden yararlandırılıp, kadrolu statüye alınması da önemli bir “iyiniyet” beklentesidir.

Merakla beklenen bir konu da, tepeden “Ali Baba’nın Çiftliği” gibi yönetildiğine dair çok fazla örnek bulunan Devlet Opera ve Balesi’ndeki mevcut duruma, “vicdanî” ve “ahlakî” bir çözüm bulunup bulunmayacağıdır!

İşte 2016’ya girerken kültür-sanat alanındaki “manzara-î umumiye”... Bazı tahminlerde bulunulabilmekle birlikte, durum hâla “gri” ve “sisli”... Bakalım günümüz siyasetçilerinin moda deyimiyle “açık” ve “net” hâle dönüşebilecek mi?

*Bu yazı Andante dergisi'nin Aralık 2015 sayısında yazarın "Başkentten Yansımalar" sayfasında yayımlanmıştır.

** Turhan Selçuk'un karikatürü 2010 yılı öncesine aittir.

 

Reklam
Bu yazı 1793 defa okunmuştur .

Son Yazılar