CSO'dan bir Cumhurbaşkanı nasıl geçti?
Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

CSO'dan bir Cumhurbaşkanı nasıl geçti?

17 Kasım 2017 - 14:29

Hemen başlıktaki sorunun yanıtını vereyim: Mütevazi ve sevecen bir biçimde, vücut dili, konuşmasıyla sempati kazanarak ve alkışlar arasında...

Kim mi bu Cumhurbaşkanı?

Mustafa Akıncı, KKTC'nin Cumhurbaşkanı...

Akıncı'yı 60'lı yılların sonlarından, ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencisi olduğu yıllardan anımsarım.

Gazetecilik sürecimde Kuzey Kıbrıs'ın Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı olduğu dönemde yollarımız kesişti. Siyasette de yalpa yapmadan, açık ve şeffaf bir yol izlediğini gözlemledim. Sonra Lefkoşe Belediye Başkanı seçildi, şimdi ise KKTC'nin sevilen Cumhurbaşkanı.

Akıncı, CSO salonuna 16 Kasım akşamı, gelişimini adım adım izlediği, gözü gibi baktığı K-CSO'nun bizim CSO ile ortak konserini dinlemek üzere eşiyle birlikte geldi.

KKTC 34. yılında, K-CSO ise henüz iki yaşında. Yasası 21 Nisan 2014'te çıktı, Ocak 2015'te ilk atamalar yapıldı. İki CSO arasında gönül bağları güçlü. Çünkü K-CSO'nun kurucu koordinatörü, kendisi de Kıbrıslı olan Ankara'dan giderek bu göreve başlayan kornocu Mustafa Kofalı. Başkemancı gene Kıbrıslı, konservatuvar ve CSO'daki ilk yıllarında müthiş bir yetenek olarak dikkatimizi çeken Nihat Ağdaç. Şef ise İzmir Operası'nda yıllarca koro ve orkestra şefliği yapan, besteci Ali Hoca.

K-CSO, bugüne kadar Mersin Uluslararası Festivali'ne katıldı, AntalyaDSO ve BursaBDSO ile birer ortak konser yaptı, bu kez adaş-gönüldaş CSO'nun konuğuydu.

Konser öncesi CSO Müdürü Altan Kalmukoğlu bir hoşgeldiniz konuşması yaparak, Kofalı'yı da sahne önüne davet etti. Kofalı kısaca kuruluş sonrası aldıkları desteği anlatarak Akıncı'ya teşekkür etti, Kalmukoğlu ile konserde orkestrayı yönetecek olan şef Cem'i Can Deliorman'a, birer çerçeveli Kıbrıs Türk elişi “Lefkara” sundu. Sonra da bir konuşma yapmak üzere Akıncı'yı sahneye davet etti.

Hiç afur-tafur yapmadan gayet doğal bir yürüyüşle sahneye gelen Akıncı, önce öğrencilik yıllarından itibaren ilgisini anımsatarak “Burada olmak benim için nostalji. Mustafa Kemal Atatürk'ün başkentinde olmak ise her zaman bir mutluluk” dedi. Akıncı'ya göre, toplumların gelişimi daha çok ekonomiyle ölçülüyor ama esas mihenk, kültür ve sanatta ulaşılan noktaydı. Kendisinin Lefkoşe Belediye Başkanı'yken rakkamlarla ölçülebilen pek çok iş yaptığını, ama kendisince en önemli işin Lefkoşe Belediye Tiyatrosu'nu kurması olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı seçildiğinde de selefinin bu konuda aldığı kararı hemen uyguladığını ve kısa sürede orkestranın gelişimiyle büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Akıncı'nın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Neydi Akıncı'nın sözünü ettiği gelişim? K-CSO sınavla kaliteli müzisyenler aldı, son yaptığı sınavla beş üflemeli müzisyen alarak toplam sayısını 23'e yükseltti. Kuzey Kıbrıs'ta değişik mekânları kullanarak verdikleri konserleri büyük ilgi görüyor, Lefkoşe ile sınırlı kalmayıp Gazi Mağusa'ya kadar uzanıyorlar. Ben de K-CSO'nun K. Kıbrıs'ta verdiği konserlerden biri izleme şansı bulmuş ve ulaştığı düzey nedeniyle kıvanmıştım.

Dönelim Akıncı'nın söylediklerine. Alkışlarla karşılanan bir itirafta bulundu. Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden resmî konuklara en değerli armağan olarak K-CSO'nun ses ve görüntü kayıtlarını sunuyormuş. Yani yükte hafif, ama sanatsal ve manevî değeri yüksek bir armağan.

 

Gelelim konsere. K-CSO'nun sanatçıları, CSO'nunkiler arasına serpiştirilmişti. 1. Kemanlarda iç rahlelerde K-CSO'nun dört birinci kemanı oturuyordu. Nihat Ağdaç, başkemancı Jülide Ablasının yanındaydı. İkinci kemanlarda Simge İster, Miray Çakır, Erhan Aytaç ve Halit Sarp grubun içindeydi.

Viyolada deneyimli Tüzel Ergün ön rahlede, Sinem Sadrazam ikinci rahledeydi. Viyolonselde ilk eserde Gürhan Nuray, ikinci eserde Püren Eda Özer, solocu sandalyesinde oturdular. Fagotta Eylül Kayahan, flütte Pamir Kolat ile Meltem Özarı König, klarnette Ömer Berk Taraklı, Oya Behar Berrak, kornoda Ezgi Gizem Kıdır, trompette Mehmet Acemoğlu orkestraya son iki sınavda katılanlardan.

Giriş eseri olarak, K-CSO'nun şefi, besteci Ali Hoca'nın Kıbrıs halk müziklerinden esinli Kıbrıs Süiti çalındı. Başkemancı Jülide Yalçın, bol keman sololu eserde işbaşındaydı.

İkinci eser, Ulvi Cemal Erkin'in güzelim Piyano Konçertosu'ydu. Solistik çalışmalarını Berlin merkezli serbest piyanist olarak sürdüren Emre Elivar, bu konçertoyu yeni hazırlamıştı, önce Gürer Aykal yönetimindeki AntalyaDSO eşliğinde çaldı, ikinci kez de CSO'larla piyano başına oturdu. Elivar başarılı bir icra çıkardı.

Konserin ikinci yarısında ise iki Elgar eseri vardı. Canlı, neşeli Üç Bavyera Dansı'ndan sonra, İngiliz bestecinin konser uvertürü olarak yazdığı ama tek bölümlü ve uzunluğu itibariyle uvertür ölçülerini bir hayli aşan “Güneyde” başlıklı eseri seslendirdi. Bu eseri, içindeki viyola sololar nedeniyle anımsarım çünkü Londra'da duayen viyolacımız Ruşen Güneş'in iyi bir kaydı vardır. Bu kez soloları Barış Uluçınar güzel bir tonla başarılı biçimde icra etti.

Şef Cem'i Can Deliorman, CSO'ya şef yardımcısı olarak atandıktan sonra, sezon programı içinde ilk resmî konserini vermiş oldu. Deliorman bu sezon iki konserde daha CSO'yu yönetecek. Birbirlerine giderek daha iyi ısınacaklar.

Konseri izleyenler arasında, piyano konçertosu seslendiriler Türk Beşleri'nden Ulvi Cemal Erkin'in (1906-1972) kızı İçten Erkin de vardı. Ayaküstü sohbete dalınca dışarıdaki fotoğraf çekimini kaçırmış oldum. Akıncı K-CSO'nun üyeleri ve beraberindeki çalışma arkadaşlarıyla bu fotoğraftan sonra salondan ayrıldı.

Ne diyelim? Bunu saymayız, gene bekleriz.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

17 Kasım 2017

 

Bu yazı 3673 defa okunmuştur .

Son Yazılar