Çankırı Tuz Mağarası: İzlenim ve öneriler...
Reklam
  • Reklam
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

Çankırı Tuz Mağarası: İzlenim ve öneriler...

15 Nisan 2019 - 17:52 - Güncelleme: 15 Nisan 2019 - 18:02

Tuz Mağarası, Ankara’ya 131 kilometre uzaklıkta olan Çankırı’nın 20 kilometre kadar doğusundaki Balıbağı köyü yöresinde. Hititler’den bu yana işletildiği düşünülen ve son 300 yıldır tuz ocağı olarak çalıştırılan mağara yaklaşık 100 hektarlık bir alana sahip. Milyonlarca yıl önce bir içdeniz olduğu sanılan bugünkü Çankırı’nın altı, bu denizin kalıntısı olan tuz kaynaklarıyla kaplı. Tıpkı Nazım Hikmet’in Çankırı Hapishanesi’nden Piraye’ye 12.8.1940’ta yazdığı “…Bir zelzele olabilir/Zaten üç günlük yere geldi, salladı çapanoğlu Yozgad’ı/Ve yerlilerin kavlince:/altı tekmil tuz madeni olduğundan/yıkılacak Çankırı şehri/kıyametten kırk gün önce…” dizelerinde olduğu gibi. Türkiye’nin en büyük kaya tuzu rezervini barındıran mağara, sofra ve sanayi tuzu olarak pazarlanan günlük 1000 ton civarındaki tuz üretimiyle Çankırı ekonomisine önemli bir katkıda bulunuyor.

Mağaraya tıpkı karayolları tünellerini andıran yükseklik ve genişlikte, hiçbir gösterişi olmayan bir “ağız”dan giriliyor. 200 metre kadar toprak zeminli bir iniş sonrasında, görece düzlük bir kavşağa geliniyor. Bu kavşaktan yanlara açılan ışıklandırılmış yollar, başka meydan ve galerilerle kesişiyor. Tuz galerileri ve tüneller belki de Nazım’ın dizelerinde olduğu gibi, Çankırı’nın yeraltında kilometrelerce uzuyor. Gezdiren ilgililer her ne kadar, gruptan ayrı düşüldüğünde beyaz ışıkların izlenmesi halinde bir sorun yaşanmayacağını belirtseler de, labirent benzeri bu yollar ilk karşılaşmada yine de ürkütüyor.

Söylendiğine göre yaz-kış sıcaklığı 15 derecede sabitlenmiş olan mağaranın oksijen oranı dışarıdan daha fazla. Tuz, ortamın nemini alıyor, havayı absorbe ediyor. Mağaranın havası kuru. Yine anlatıldığına göre bu kaya tuzundan yapılma Tuz Lambaları, ortama negatif iyonlar yayarak pozitif iyonları nötralize ediyorlar. Anti bakteriyel özelliklerinden ötürü ortamdaki bakterileri çekiyor, günde birkaç saat açık bırakılmaları halinde havayı temizleyip uyumaya yardımcı oluyorlar, stresi ve depresyonu önlüyorlar.

 

Birkaç yıldır gitmeye niyetlenip önce mağaranın restorasyonu, daha sonra bağlantı yolunda yapılan iyileştirme çalışmaları nedeniyle ulaşamadığımız mağaraya, bu yıl 10 Nisan’da sınıf arkadaşlarım ve eşlerinden oluşan bir grupla gittik. Mağaranın açık kaldığı dönemlerde konserler verilmiş, sergiler açılmış. 26 Eylül-26 Ekim 2017 arasında 10 ülkeden 13 heykeltraşın katılımıyla düzenlenen “1. Uluslararası Kaya Tuzu Orhun Yazıtları Sempozyumu” boyunca üretilen heykeller mağaranın türlü galerilerine serpiştirilmiş, halen sergileniyor. Sefer Oruç’un tuzdan heykelleri, boynuzdan tasarımları ve çeşitli desen çalışmaları da önemli bir yer tutuyor.

Kanımızca mağaranın turizme, giderek sağlık turizmine kazandırılması çalışmaları sırasında;

*Mağaranın eğimi de dikkate alınarak, tünellerin ve galerilerin rahatlıkla dolaşılabilmesi için, mağara kirliliği yaratmayacak “mini elektrikli-raylı sistem” düşünülmesi,

*Kaya tuzundan yontulmuş piknik masası ve oturma gruplarının çevresine, iklimi etkilemeyecekse, onlarla uyuşur tasarımlarla bir kahvehane açılması,

*Astım, romatizma gibi konulara bilimsel yaklaşılarak, söylenenlerin gerçek olması halinde, sağlık turizmine katkıda bulunacak projelerin ivedilik ve öncelikle üretilmesi ve uygulamaya geçilmesi,

*Mağarada 200 yıl önceden kaldığı ifade edilen eşek ve tavşan ölülerinin(mumyalarının demek belki daha doğru olacak), daha düzeyli sunumlarının sağlanması,

*Yine yıllar öncesinden kalma “müdür faytonu, dekovil hattı ve üç vagonu”ndan oluşan müzelik nesnelerin, bugünkü görüntülerinden kurtarılarak bakım ve onarımlarının yapılması,

*Kaya tuzunu ve mağarayı tanıtıcı bir broşür hazırlanması,

mağaranın vizyonunu değiştirecek, ona değer katacak öneriler olarak sıralanabilir.

10 Nisan günü Tuz Mağarası’ndan sonra uğradığımız şehir merkezinde, birçokları arasından seçtiğimiz “Erk Tuzları”ndan “çekme kristal kaya tuzu”, “Tuz House”dan “tuz lambası” alıyoruz. 17. Yüzyıldan kalma Çivitçioğlu Medresesi’ni, Kale’yi, Yaran Evi’ni, 18. Yüzyıl yapımı Buğday Pazarı Cami ve Medresesi’ni, Saat Kulesi’ni (1866), Büyük Cami’yi (1558), Çankırı Müzesi’ni, Taş Mektep’i (1886), Taş Mescit’i(1235), Çankırı Araştırma Merkezi’ni ve Çamaşırhane Müzesi’ni anlatmayı bir başka yazıya bırakıyoruz.

SAVAŞ SÖNMEZ

15 Nisan 2019, Ankara

Bu yazı 1245 defa okunmuştur .

Son Yazılar