Özgürlükçü Cavaradossi'lerin Yolu Hep Açık Olsun...
Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar
  • Instagram

Özgürlükçü Cavaradossi'lerin Yolu Hep Açık Olsun...

27 Nisan 2022 - 22:07 - Güncelleme: 27 Nisan 2022 - 23:20

Sahneye zoraki değil sevgiyle çıkanlar, statüleri veya devletin-toplumun kendilerine verdiği değer yetersiz olsa bile, fırsat doğduğunda mutlaka orada, sahnede olmayı, en iyisini yapmayı ve bunun karşılığını dinleyici-izleyicinin beğenisinin yansıması olan yoğun alkışla almak isterler.

İşte opera dağarının önde gelen yapıtlarından Giacomo Puccini'nin Tosca operasının 26 Nisan 2022 akşamı Ankara Congressium salonundaki sezon prömiyerinde tam da böyle oldu.

Tosca'nın Cumhuriyet tahimizdeki “manevi değeri”yle ilgili bilgilere, “Kuşaktan Kuşağa Tosca” başlıklı yazımda yer vermiştim: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/sefik-kahramankaptan/kusaktan-kusaga-tosca/2751/

Bu kez karşımızda ne tür bir Tosca bulduğumuzdan söz edeceğim. Dağarın klasikleri haline gelmiş büyük operaları, hangi değişiklikleri yapmaya çalışırsanız çalışın, librettosuyla, müziğiyle özünden koparamazsınız. Milenium'da Ankara'daki bu üçüncü Tosca yapımı, öncekilere göre daha “ikonik” bir görünümdeydi. Bunda, reji, sahne ve giysi tasarımının katkısı büyüktü.

Yapımda rejiyi, Cumhuriyet'in ilk Tosca'sı Semiha Berksoy'un kızı, Zeliha Berksoy (d. 1946) yaptı. Program dergisinde “Prof. Zeliha Berksoy/Tiyatro Sanatçısı” imzasıyla “Türk Operası ve Semiha Berksoy” başlıklı bir yazısı vardı. Normalleşme dönemindeki ilk büyük yapım, annesine ithaf edildiğine göre bu yazı normaldir. Ama kendisinden operayı hangi anlayışla sahnelediğine dair, bazı ayrıntıları içeren bir yazı beklerdik. Zaten bu tür operalarda rejinin dokunuşları daha çok ayrıntılarda gizlidir.

Klasik tarzdaki rejide saptayabildiğim bir kaç ayrıntı için yanıt bulabilirken, bazıları soru olarak kaldı.

Ressam Cavaradossi'nin kilisenin içinde çalışmakta olduğu Meryem resminin bir tuvalde değil de, devasa boyutlarda bir duvar resmi olarak düşünülmüş olması, aşık bir kadının kıskançlığının derecesine vurgu yapıyor ve sahne görselliğine önemli katkı sağlıyordu.

Kaçak Angelotti'nin, kilisedeki şapelin demir parmaklıklı kapısını koca bir anahtarla açtıktan ve ressam Cavaradossi'nin yemek sepetini alıp içeri girdikten sonra kapıyı içerden kilitlememesi ne anlam ifade ediyordu? Kaçakların mutlaka bir hata yapıp er veya geç yakalanacağı mesajı mı veriliyordu bu ayrıntıyla, yoksa sonraki sahnelere girip çıkacaklara kolaylık mı sağlanmıştı?

Final sahnesinde Cavaradossi'nin kurşuna dizilmesinde infaz mangasının izleyiciye yan veya sırtı dönük değil de yüzü dönük olarak konuşlandırılması, adaletin bulunmadığı ve otoritenin yetkilerini insafsızca kullandığı toplumlarda kurşunların aslında sadece yok edilmek istenen kişiyi değil, tüm toplumu hedef almakta olduğu duygusunu yaşatıyordu.

Berksoy'un Tosca'sında başlıca üç rol, polis şefi Scarpia, şarkıcı Tosca ve ressam Cavaradossi seslerinin ötesinde teatral olarak konumları iyi ve güçlüce vurgulanacak biçimde işlenmişlerdi. Tiyatronun gücü, iyi seslerle birleşince ortaya dramatik dozu hayli yüksek sahneler çıkmıştı.

Aslında bundan tam da 2022 yıl önce 1800 yılında yaşananlarla, günümüzün sorunları arasında bir fark yoktu:

İtalya'da aşırı otoriter, baskıcı siyasal rejimin, özgürlükçü, demokratik yaşam isteyen aydınlanmacı bir ressamı, yetkilerini kendi kişisel hırsları için kullanmaktan çekinmeyen polis şefinin marifetiyle yok edişi...

Özgürlük ve aydınlanma için değil ama aşkı için cinayet işlemeyi göze alıp polis şefini öldüren, aldatıldığını anladığında çok geç olduğunu görüp intiharı seçen sağlam bir kadınla birlikte, bir opera konusu için gerekli olan tüm ögeler tamamlanıyor ve perde trajediyle noktalanmış oluyordu.

Tamamen rastlantı olarak Tosca sezon prömiyeri öyle bir tarihe denk geldi ki, içimden “Ey opera, sen nelere kadirsin!” demeden geçemedim. Türkiye'nin verilmiş bir mahkeme kararı etrafında gezindiği günün akşamında, “Neyse ki, idam cezası yok, olsa müebbed yerine onu da verirlerdi” diye düşünen pek çok insan vardı.

Victorien Sordou'nun tiyatro oyunundan hareketle hazırlanmış metin, tamamı bir günün içindeki olaylar üç ayrı mekânda, kilisede, polis şefinin odasında ve hapishane kalesinin burçlarında sergilenmek üzere hazırlanmıştır. Yani üç perdede üç mekân...

Metin, din adamlarının olayları nasıl algılayıp yorumladığını, dinin yetki ve güç sahiplerince tam 2022 yıl öncenin İtalyasında nasıl da “bilinçle” kullanıldığını da gösteriyordu.

Birinci perdenin sonunda, kilisedeki çocuk korosu, halk ve polis güçlerinin yer aldığı kalabalık sahne, yapıma görkem kazandıran biçimde işlenmişti.

Özgür Usta'nın Congressium'un geniş alanını dikkate alarak hazırladığı sahne tasarımı, oyunculara da, ilk perdede koroya da rahat hareket olanağı sağlıyordu. Bu durum, özellikle düetlerin görsel olarak, ortamdan soyutlanmış gibi algılanmasına yol açıyordu. Bu sahneler Büyük Tiyatro'nun sahnesine taşındığında daha bütüncül bir etki yaratacaktır.

Serdar Başbuğ ve Aydan Çınar'ın tasarımladığı giysiler, şatafattan uzak ama kişiliklerin mesleksel özelliklerini iyi yansıtan tarzdaydı. Yakup Çartık'ın ışığı kuşkusuz rejisörün tercihlerini yansıtıyordu. Genellikle daha “loş” düşünülen kilise sahnelerinde yeterli ışık tercihi, izleyicinin her ayrıntıyı algılamasına olanak sağlıyordu.

Yapıtın özündeki mesajın iyi anlaşılmasına giden yoldaki reji ve tasarım çalışmalarında, dramaturjiyi üstlenen Gülümden Alev Karaman'ın tarih araştırmalarının katkısı olduğunu düşünüyorum.

Orkestrayı İtalyan şef Andrea Solinas yönetti. Başkemancı sandalyesinde Deniz Aydın vardı. Puccini'nin zengin müziği iyi icra edildi. Üçüncü perdenin ilk sahnesindeki Le campane suonano mattutino yapıtın en duygulu orkestra bölümü olarak başarıyla seslendirildi. Üçüncü perdede, Tosca denilince alka öncelikle gelen temel ezgiyi klarnet soloda Gültekin Ulutaş'ın tertemiz duyurduğuna değinmeden geçmeyelim.

Koroyu, ADK'ndan Çiğdem Aytepe çalıştırmıştı. İkinci perdede, sahne dışından söyleyen koro, teknolojinin de yardımıyla gayet iyi duyuldu ve “avlunun sesi” algısı gereğince yaratıldı.

İlk gecenin kastına gelince, evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Zaten opera sanatında her rolü birkaç kişinin çalışıp hazır hale gelmesinin nedenlerinden biri de bu tür durumlardır. Hazırlık çalışmaları sırasında ilk gece, Tosca'yı deneyimli soprano Feryal Türkoğlu'nun, Cavaradossi'yi uluslararası tenorumuz Murat Karahan'ın ,Scarpia'yı da güçlü bariton Eralp Kıyıcı'nın söyleyeceği belliydi. Ancak Belgrad'a Aida söylemeye giden Feryal Türkoğlu dönüşünde Covid'e yakalanınca, Congresium temsilleri listesinden düşmüş oldu. Neyse ki iki gün önce negatife dönerek Ankara Müdürü sıfatıyla prömiyer gecesinde hazır bulunabildi. Tosca rolüne ise, daha önce de bu rolü oynamış olan Seda Aracı Ayazlı çıktı.

Üç solist de, ses ve sahne anlamında uluslararası düzeyde iş çıkardılar. Seda Aracı Ayazlı'nın ikinci perdedeki Vissi d'arte” aryasında, Murat Karahan birinci perdedeki “Recondita armonia” finaldeki “E lucevan le stelle” aryasında büyük alkış aldılar. Eralp Kıyıcı beş yıl öncesine göre Scarpia'da dramatik gücünü çok iyi sergilerken birinci perde sonunda “Tre sbirri, una carrozza” yu koroya gayet iyi bağladı. Yan rollerde Mehmet Yılmaz, Cem Akyüz, Levent Akev, Mahir Kat ve çocuk solist Rüzgar Aydın yapıtı tamamladılar.

Bu Tosca yapımı, bu yaz Uluslararası İstanbul Opera Festivali'nde Haliç Kültür Kongre Merkezi'nin bahçesinde de büyük etki yaratır.

Yapıtın sonunda ölse de, özgürlükçü Cavaradossi'lerin yolu hep açık olsun...

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

27 Nisan 2022, Ankara

Temsil fotoğrafları: Ş. Kahramankaptan

Bu yazı 933 defa okunmuştur .

Son Yazılar