Aşk olsun sana İzmirli Miko
Reklam
MİNA TANSEL

MİNA TANSEL

Köşe Kapmaca

Aşk olsun sana İzmirli Miko

23 Mayıs 2015 - 13:27

Bugün köşeyi bir kitap kaptı.

Erol Özdayı

Miko’yu tanıyor musunuz? Duydunuz mu hiç? Aslında, İzmirli değilseniz, son 17 yıldır İzmir’e gitmediyseniz, duymamış olabilirsiniz. Miko, İzmir, Alsancak’ta 17 yıl önce açılmış bir ‘kafe’… Can Yücel’in sık gittiği, dostlarıyla söyleştiği bir ‘kafe’… Ahmet Piriştina’nın Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında ‘Kafe’nin yer aldığı sokağa şairin adını verilmiş, Konak Belediyesi de büstünü yerleştirmiş.

GÖNÜL SOHBET İSTER, KAHVE BAHANE...

Kafe’ deyip duralım biraz.

Kafe’lerin atası kahvehaneler, Osmanlı’nın Kahire, Şam, Halep gibi kentlerinde ortaya çıkıp 1554’te ilk kez İstanbul’la birlikte Avrupa’ya adım atmış. Oradan, yüzyıl kadar sonra ilk olarak İstanbul’un ticari ortağı Venedik’e, ardından başka şehirlere geçmiş. Balzac’ın Fransız ‘kafe’leri için söylediği “halkın parlamentosu” sözleri bizim köy kahveleri için de hep geçerli değil midir? Osmanlı kahvehanelerinden farklı olarak kadınların da gittiği yer olmuş Avrupa’nın kahvehaneleri. Osmanlı’da yalnızca kahvehane olmaktan çıkıp kıraathaneye dönüşürken Batı’da da bazı ‘kafe’ler bir adım daha öteye geçip insanların konser dinledikleri, kültür söyleşileri için bir araya geldikleri yerler olmuş.

Ankara’nın güzel yaz gecelerini sinemayla daha da güzelleştiren Ankaralı ‘kafe’lerle Pazar sabahları felsefe söyleşileri sırasında kahvaltı veren Parisli ‘kafe’yi anmadan geçmemeli. “Gönül dost ister, kahve bahane” sözleri ise dün de, bugün de kahvehanelerle ‘kafe’lerin işlevini en iyi anlatır. Günümüzde ‘kafe’ler, lokanta-meyhane vb yeme içme yerlerinden farklı olarak günün her saatinde öncelikle buluşma ya da soluklanma amacıyla gidilen; “teklifsiz, tekellüfsüz” rahatça girilip çıkılabilen; yalnız da gidilse kalabalık içinde olunabilen; sokağı, çevreyi izleme olanağı veren; bir fincan kahve eşliğinde bir şeyler okunup yazılabilen; çay kahvenin yanı sıra hafif yiyecekler ile genellikle hafif alkollü içki de tüketilebilen yerler oldular.

İlknur Baltacı

2002’de Petersburg’a, 2008’de ilk kez Bakü’ye gittiğimde, bu kentlerin Avrupa görünümlü sokaklarıyla caddelerindeki eksikliğin dışarıdan görülüp kolayca giriliverilen ‘kafe’ler olduğunu fark etmiştim. “Biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar” durumunun geçerli olmadığı, gelir dağılımının dengeli olduğu yerlere özgüydü ‘kafe’ler… Bugün ülkemizde yaşam düzeyinin yüksek olduğu yerlerde Avrupa türü ‘kafe’ler yaygınlaşırken kadınların gidebildiği ‘kahvehane’ler ortaya çıktı. Son yıllarda, Amerikan türü ‘kafe’ler de pıtrak gibi çoğaldı! Sanatçıların, yazan çizen düşünenlerin uğrağı olan ‘kafe’lerle ‘kahvehane’ler ise tek tük de olsa iyi ki var hala.

VE MİKO CAFE...

Bu sonunculardan biri olan İzmirli Miko Cafe, “Kentleri kent yapan mekanlardır, mekanları yaşatan kentlilerdir” diyerek 17. yaşını bir kitapla kutlamış. İstanbul’un 100 yıllık mekanı Rejans Lokantası malsahibiyle bir türlü anlaşamadığı için “İmdat!” çığlıkları ata ata ortadan kaybolurken, Ankara’nın 50 yıllık mekanı Flamingo Pastanesi mirasçıların anlaşmazlıkları yüzünden yok olup giderken Miko’nun yaptığına “İşte, İzmir farkı!” demek istiyorum. Miko, 501 adet bastırıp dostlarına, İzmir’i sevenlere dağıttığı kitapta 17 İzmirli fotoğrafçıdan 17 İzmir fotoğrafıyla 17 İzmirli ozandan 17 İzmir şiirine yer vermiş. Miko Cafe’nin 17. yaşı ile yaşgününü kutlama biçimini kutlarken “Bir Şehirde Yaşamak” adlı bu güzel kitaptan biraz İzmir çekelim içimize.

Mehmet Yasa

 

Kitabın 37. sayfasından Erdinç Özdemir’in şiiri “Hayal Kuvvetleri”:

 

İzmir’de

Konak alanındayım

Gökyüzünde pırıl pırıl güvercinler

Kol saatimde telaşsız bir keyif

 

Bir resim bir fotoğraf

Olmanın ötesinde

Çok düşleri olan Saat Kulesi

Baktım

Yerinde yok

Denizin mutlu sesiyle

Saat Kulesi vapura binmiş

Karşıyaka’ya gidiyor

Kol saatimde tatlı bir şaşkınlık

 

Başıma konan bir güvercin

Fısıldadı

-Bu da bir şey mi?

Bazen Kadifekale’ye çıkıp

Konak alanına bakıyor

 

Sesli gölgeler arasından

Sessizce Kordon’a yürüdüm

Kol saatimde martılar

Alahattin Kanlıoğlu

Güvercinlerle martılar, evet… Ya yalıçapkınları? Ankara’nın göllerinde, giderek Boğaz kıyısında bile rastlasak da, onlar İzmir’in günlük yaşamına karışan yerlileridir. Başka yerlerde başka adlarla anıldıkları olur. Zaten onlara bu adı İzmirlilerden başka kim yakıştırabilir? Söylentilerden birine göre, yalılarda (kıyılarda) uçarken havada asılı kalabilen bu kuşları pencere önünde gören kadınlar, “Vay, sen bizi mi gözetliyorsun?”diyerek ona yalıçapkını adını takmışlar! Ünal Ersözlü de şehri pek güzel anlatan “İzmir” şiirini şöyle bitirmiş:

Seni Yalıçapkını seni

İzmir yaşama sevinci

 

Leyla Onomay’ın “Kalbi Olan Her Şehir Gibi” şiiriyse şu dizelerle başlıyor:

 

bedelini ödemiştir güzelliğinin

kalbi olan her şehir gibi…

 

allahına kadar sevmiş

allahına kadar terk edilmiştir

üç karanfille avutup bir dal menekşeyi

sessizce bekler

saçlarını taramak için pişmanlıkların

ojesi ruju ruhu kırmızı

kalbi mavi her şehir gibi

 

Haluk Işık’ın “Söz Yetmez” şiirinin bittiği gibi bitsin bu yazı:

Sen “9 Eylül” dersin iki kelime

Ben onurlu bir halk anlarım

Rüzgarın çevirdiği sayfa anlarım

Sen “İzmir” dersin iki hece

Ben saygıyla ayağa kalkarım

 

 

 

 

Haluk Işık’ın “Söz Yetmez” şiirinin bittiği gibi bitsin bu yazı:

 

Sen “9 Eylül” dersin iki kelime

Ben onurlu bir halk anlarım

Rüzgarın çevirdiği sayfa anlarım

Sen “İzmir” dersin iki hece

Ben saygıyla ayağa kalkarım

 

 

Bu yazı 3272 defa okunmuştur .

Son Yazılar