Yaylılarda yeni teknikler, yeni virtüozite...
Reklam
  • Reklam
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Yansımalar

Yaylılarda yeni teknikler, yeni virtüozite...

04 Şubat 2019 - 22:40

Yaylı çalgılar için yeni teknikler geliştirerek yaptığı bestelerde kullanmayı ve yaylı çalgı öğrencilerine rehber oluşturacak metodlar yazmayı kendine hem meslek, hem hobi edinmiş İrlandalı besteci- viyolacı Garth Knox (d.1956) ile onun etüdlerini çalan Hollandalı kemancı Diamanda La Berge Dramm'ı (d.1991) Ankara'ya getirdikleri, öğrencilerini atölye çalışmalarından yararlandırdıkları ve sonunda isteyen herkese dinlettikleri için öncelikle Bilkent MSSF Kompozisyon Bölümü'ne teşekkür etmek gerek.

Konser, 4 Şubat 2019 akşamı İncek'teki Müze Evliyagil'deydi. Müze bu sezon toplam 7 konser için kapılarını Klasik Keyifler Derneği'ne açmıştı. Dernek, Gökhan Bağcı'nın sanat yönetmenliğinde “Baroque§Modern” başlığını koyduğu konserleri bu özel çağdaş sanat müzesinde düzenlemeye başladı. “Mekânlar” başlıklı konser bu çerçevede verildi.

Halen Londra'daki Kraliyet Müzik Koleji'nde ders veren Garth Knox'un bizim klasik müzik jargonunda “etüd” diye nitelendirdiğimiz, kendisinin ise “space” yâni “mekân” diye adlandırdığı çalışma parçaları, aynı zamanda çağdaş müzikseverler için dinlenesi konser parçaları. Keman ve yaylı çalgılardan alışılmışın dışında hangi seslerin nasıl çıkarılabildiğini ve bunların ezgiselliğine tanık olmak ilginçti.

Kemanda “Staccato - kesintisiz yay sürüşü”, “Spiccato- yayı tel üzerine düşürme”, “Pizzicato- parmakla tel çekme”, bestecilerin yaygın kullandığı teknikler. Konserde hem bunların nasıl geliştirildiğine, hem de “süpürme” diye nitelendirebileceğimiz yayın teller üzerinden dikey biçimde kaydırılırması gibi bir yeniliğin ortaya çıkarıldığını gözledik. Bir diğer yenilik ise icracıların yaylarıyla havayı keserek çıkardığı rüzgâr sesinin müziğe dâhil olmasıydı.

Konserde önce Diamanda, ardından Knox birer etüd seslendirdiler, daha sonra ikili olarak çaldılar. Pek çok kişinin elektronik olarak elde edilebileceğini düşündüğü seslerin akustik çalgılardan, üstelik bir iç uyum içinde çıkarılması iki icracının da bu işte ne denli ustalaştığının kanıtıydı. Diamanda'yı iki yıl önce Uluslararası Ankara Müzik Festivali'nde Onur Türkmen'in Sailing to Byzantium başlıklı bestesinin İrlandalı Yurodny Ensemble tarafından yapılan dünya prömiyerinde kemancı olarak izlemiştim. Bu seslendirme sonrası Türkmen'e eser siparişlerinde bulunduğunu da biliyordum.

Patricia Kopachinskaya gibi sahneye çıplak ayaklı çıkan bu genç kemancıyı “yeni müziğin yeni solisti” olarak nitelendirmeliyiz. Uzun yıllar ünlü Arditti Quartet'te viyola üyeliği yapan Knox ise, gençlik yıllarında Ligeti, Schnittke, Berio, Kurtag, Stockhausen, Cage ve Lachenmann gibi 20. yüzyıl çağdaş bestecileriyle birlikte çalışma olanağı bulmuş bir müzik insanı olarak, şimdi onların döşediği taşlarla yeni müziğe uzanan yola, kendi adını yazdırıyor.

Knox'un konserde dinlediğimiz ikinci parçası bir yaylı dörtlüydü ve “Satellite-Uydu” başlığını taşıyordu. Besteci, dünya çevresinde dönen bir uydunun hareketini konu alan bir programlı müzik yazmıştı. Kendisi ve Diamanda'ya kemanda KK'nın kurucu başkanı Amerikalı kemancı Ellen Jewett ile viyolonselde Gökhan Bağcı katıldı. Yayın savrularak rüzgar ya da kamçı sesi elde edilişini burada gördük.

Konserin son yapıtı yaylı altılı içindi ve Knox ile Diamanda'ya kemanda Berlin'deki Barenboim-Said Akademi'den Kerem Tuncer, viyolada Orkestra Akademik Başkent'ten Tuğçe Bardakçıoğlu, viyolonselde Bilkent öğrencisi İdil Bursa ile Eskişehir Anadolu Üniversitesi öğrencisi Yiğit Vural katıldılar. “Nothing but the truth- Hiçbir şey ama gerçek” başlıklı parça, müziğin yanında icracıların sözleriyle anlam kazanıyordu. Söz sırası kimdeyse, sözünü söylüyor, solosunu çalıyordu.

Dinleyicilerin çoğunluğunu kompozisyon ya da çalgı öğrencilerinin oluşturduğu konsere kilometrelerce yolu yapıp kent merkezinden gelmiş müzikseverler de vardı.

Müze Evliyagil'in etkileyici atmosferinde müzik yapmak ve dinlemek hoş bir duygu. Ama mekândaki atriumun getirdiği gereğinden fazla hava hacmi, hamamsı bir akustik ortama yol açıyor. Seslendirme sırasında piano (hafif) sesleri çok iyi algılarken forte (güçlü) seslerin gereğinden fazla uzadığını ve seslerin birbirine karıştığını gördük. Burada müzik etkinliklerine devam edilecekse, tercih klasik gitar, küçük barok topluluklar ve klavye eşlikli şan resitalleri tercih edilmeli.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

4 Şubat 2019, Ankara

 

Bu yazı 1144 defa okunmuştur .

Son Yazılar