1955'ten 1995'e Türkiye'nin Üretim Ortamı
Reklam
  • Reklam
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

1955'ten 1995'e Türkiye'nin Üretim Ortamı

09 Mart 2017 - 15:22

SALT’ın TEK ve ÇOK Sergisi: 1955’ten 1995’e Türkiye’nin Üretim Ortamı

Kültürel bilinçlenme ve belleğin oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla özgün ve özerk bir kültür kurumu oluşturmaya soyunan Garanti Bankası; bünyesinde barındırdığı “Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi – Osmanlı Bankası Müzesi – Garanti Galeri” adlı üç kuruluşu 2011 yılında SALT adını verdiği bir kurumda yeniden yapılandırır. İstanbul’daki SALT, Bankalar Caddesi’nde Fransız asıllı levanten mimar Alexandre Vallaury’nin 1892’de tasarladığı Osmanlı Bankası’nda SALT Galata ve ayrıca İstiklal Caddesi’nde SALT Beyoğlu adlarıyla yaşama geçirilir. SALT’ın İstanbul odaklı kültür gündemini genişletme kararı şimdilik, 2013’de Ankara’da SALT Ulus’un(İtalyan mimar Guilo Mongeri’nin 1926’da yaptığı Osmanlı Bankası binasına eklenen müfettiş lojmanında) açılmasıyla sürer.

Bu kısa geçmişinde birçok etkinlikler düzenleyen SALT’ın 2 Mart’ta Çankaya Belediyesi ÇSM’de açılan ve 4 Nisan’da sonlanacak olan TEK ve ÇOK sergisini geçtiğimiz günlerde, serginin araştırma ekibinin başında yer alan SALT Araştırma ve Programlar Yöneticisi sevgili Meriç Öner (önceki yıl yitirdiğimiz SBF dönem arkadaşlarımdan sevgili Tokar Öner ile Alev’in kızları) ile birlikte dolaştık.

  TEK ve ÇOK, eşyanın üretimine ve dolaşımına yönelik, araştırma amaçlı bir sergi. Sergide Türkiye’nin 1955-1995 dönemi üretim ortamı, gerçekleştirilen sanayileşmenin ve sonrasındaki tasfiyenin nesnelerinden derlenerek inceleniyor. Sergi, 1980’lerin ortasında serbest ekonomiye geçmekle artık üretimde; el ile makine işlerinin, yerel ile küresel markaların, aşırı ile alçakgönüllünün eşzamanlı olarak bir arada bulunduğu dönemlerden hareket ediyor. Otomotiv, beyaz eşya, mobilya, oyuncak, kırtasiye, giyim, tekstil, gıda, zücaciye ve temizlik endüstrilerinden nesne ve öyküleri toparlıyor. Araştırma  ve anlatımını “özgün kopyalar” kavramı etrafında yapılandırıyor. Kafalarda montaj sanayisinin ilk yıllarından, telifsiz taklitlere uzanan “kopya” yaşama ilişkin sorgulamalar yaratıyor.

ÇSM’nin sınırsız duvarlarında “Türkiye’nin Tarihçesi, 1955-1995” pano ve fotoğrafları, geniş alanlarında ve vitrinlerde ise “Fatoş Oyuncakları – Ülker – Pınar Süt – Tamek – Gorbon – Paşabahçe – Jumbo – Kelebek – Anadol STC 16 – TOFAŞ – OYAK Renault – KOT – Hotiç” gibi bilgilendirme köşeleri oluşturulmuş.

Ayrı bir bölümün duvarlarında yer alan ve eviçi ürünlerin küçültülmüş çizimleri, bir kopya masasına yerleştirilmiş. Beğendiğiniz ürünleri masa üzerindeki Faber Castell kurşun ve Adel kırmızı kalemlerle kopyalayabiliyorsunuz.

Dilerseniz bir raf üzerindeki göstericinin ekranından, Arçelik Eskişehir Buzdolabı İşletmesi – Jan Nahum Tasarımı BÖCEK – Fatoş Oyuncakları – Otosan Uzunçayır Fabrikası – İGS Bakırköy Bez Fabrikası – Migros Türk Satış Kamyonu – Paşabahçe Beykoz Fabrikası – SEK İzmir Kültürpark Satış Yeri – Hotiç’in Güneş Saray Han Ayakkabı Atölyesi vb. gibi kurumların tarihçelerini ve görsellerini izleyebiliyorsunuz.

12-26 Mart arasında “Çoklukta Tekillik Atölyesi”nde Murat Tülek ve İpek Altun yönetiminde seçili tasarım, kültür ve magazin dergilerindeki reklamlardan hareketle, 1980’ler Türkiyesi’ni şekillendiren maddi kültür irdelenecek. 31 Mart günü ise Dilek Himam’ın “Bir Fabrikayla Toplumu İnşa Etmek:Sümerbank” konulu konuşması var.

Sergi süresince, Cem Kaya’nın 7 yılda tamamlayabildiği, 2014 yapımı “MOTÖR : Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması” adlı film 10.00-12.00-14.00-16.00-18.00 seanslarında, ikinci kattaki Video Art Odası’nda seyredilebiliyor.

Onlarca film yönetmeni – oyuncusu – yapımcısı –teknisyeni ile yapılan söyleşilerin de yer aldığı 96 dakikalık bu belgeselde “kopyalama” tabanında, 1950-1970’le Türk Sineması’ndan unutulmayacak lezzetler sunuluyor. Bu süreçte yönetmenlerimizin dünya kültür havuzundan, nasıl kaygısızca ve pervasızca yararlanabildikleri, mizahi bir biçemde örnekleniyor. Yine sergi boyunca sunulacak, Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi(11 Mart), Duygu Sağıroğlu’nun Bitmeyen Yol (17 Mart) ve Ertem Göreç’in Karanlıkta Uyananlar(1 Nisan) adlı filmleri, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik sorunlarına ve geçirdiği dönemlere odaklanıyor.

Geçmişimizi unutmayıp diri tutabilmemiz için ve artık aldığımızı sandığım bunca derslerin HAYIRlara vesile olması dileğimle, bu sergiyi 4 Nisan’dan önce ve ayrıntılarına inerek gezin derim.

Savaş Sönmez

7 Mart 2017

 

Bu yazı 2188 defa okunmuştur .

Son Yazılar