EĞİN ya da KEMALİYE
  • Reklam
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

EĞİN ya da KEMALİYE

07 Ekim 2022 - 17:17 - Güncelleme: 11 Ekim 2022 - 19:32

Mustafa Ekmekçi’nin sıkça kullandığı bir tanımlamayla “yaman meraklandığım” Kemaliye’ye sonunda 3 günlük bir gezi gerçekleştiriyorum. Eylül ortalarında Tokat-Sivas-Divriği’de birer geceleme yaptıktan sonra, 92 kilometrelik, son derece keyifli ve de sakin bir yolculukla 1,5 saatte Kemaliye’ye varıyoruz (Dikkat: Yanlışım yoksa, Divriği-Kemaliye arasında sadece 1 tane benzin istasyonu var, yolculuk yeterli yakıt ikmalinden sonra sürdürülmeli). Eğin’in İpekyolu üzerindeki geçmişinin anlatımını tarihçilere bırakarak öğrendiklerimi/gözlemlerimi aktarıyorum.

  

Onarılmış ve yenilenmiş Eğin konakları

Okuduğum kaynaklarda “Eğin”in; eski Türk metinlerinde “cennet gibi güzel bahçe” anlamlı olduğu, kimi kaynaklarda da Ermenice’de “pınar, göze” anlamına gelen “ağn” sözcüğünden türetildiği yazılı. 1967’lerin Türk Dil Kurumu’nun Tarama Sözlüğü’nde ise “eğin(eyin)”in anlamı “sırt, arka” olarak geçiyor. Milli Mücadele’ye verdiği destekten ötürü Eğin’in adı Mustafa Kemal tarafından 21 Ekim 1922’de “Kemaliye” olarak değiştirilmiş. Günümüzde her iki adı da aynı yoğunlukta kullanılıyor (ki ben de öyle yapacağım). ÇEKÜL Vakfı’nın “7 Bölge 7 Kent” projesinde kurucu üye olarak yer alan Kemaliye, Karanlık Kanyonu ve Tarihi Kent Dokusu ile 30 Nisan 2021’de UNESCO’nun “Dünya Geçici Miras Listesi”ne eklenmiş. Kalıcı olabilmek için çabalıyor. 26 Mart 2022’den bu yana ise Türkiye’nin 21. “Citta Slow” beldesi (Bunca güzellik arasında, okuyanının olmaması gerekçesiyle, ilçenin tek gazete satıcısına Cumhuriyet Gazetesi’nin getirilmeyişini doğrusu, yakıştıramadım). İstanbul merkezli KEMAV(Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı)’ca her yıl “Uluslararası Erzincan Kemaliye Kültür ve Doğa Sporları Şenliği” düzenleniyor. Canyoning-Rafting-Dağ Bisikleti-Wing Suit-Base Jump-Yamaç Paraşütü-Su Kayağı-Rope Jumping-Trekking-Via Ferrata Tırmanışı-Bungee Jumping-Ultralight Uçuş-Delta Kanat gibi, kimi aşina, kiminin ise adını bile duymadığımız branşlarda yarışmalar yapılıyor (Önceki yıllarda paraşütünün açılmamasıyla yaşamını yitiren wing-suitçi Ian Flanders’in fotoğrafı birkaç duvara asılmış).

Eski Ermeni Kilisesi, şimdi Etnoğrafya Müzesi

ÇEKÜL Projesi’nin 7 kentinden biri olduktan sonra ilçenin gündemine koruma projeleri oturmuş. Eski Ortaokul binasını Atatürk Kültür Evi’ne, eski Ermeni Kilisesi’ni Kemaliye Belediyesi Etnoğrafya Müzesi’ne, eski Medrese’yi “Kadı Sofrası” adlı restoran ile Lökhane’ye dönüştürmüşler. Bunların yanı sıra Kütüphane-Hamam-Değirmen başta olmak üzere irili-ufaklı bir çok özel yapı da elden geçirilmiş, türlü işlevler edinmiş. Tüm tabelalar tahtadan ve bir örnek, tabela kirliliği yok. Gözlerimiz ne de çabuk alışıyor böylesi güzelliklere, hiçbir tabela iğretiliğiyle-rengarenkliliğiyle-devasa boyutlarıyla-yanlış yazılımlarıyla sizi tırmalamıyor.

Müzenin altındaki atölyede dokunan "Gazenne"

Eski Ermeni Kilisesi dıştan çok görkemli bir yapı. Ne yazık ki kapalı olduğundan içini göremiyoruz. Zemin katında Kemaliye’ye has bir dokuma türü olan “gazenne” tezgahları ve atölyesi var. Atölye, KUDAKA (Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı) desteğiyle yaşam bulmuş. Salgın boyunca 2,5 yıldır üretime ara verilen atölyede, yeniden açılımın arifesindeki temizlik ve düzenleme çalışmalarına denk geliyoruz. O gün orada bulunan 2-3 kadın çalışanın söylediklerine göre elbiselik, gömleklik ve peştamal kumaşları dokunmasına tekrar başlanacak. Tezgahların birinde ancak 50 santim kadarı dokunabildiği için edinemeyeceğimiz gazenne ile tanışıyoruz. Bahçede Eğin Kafe’de Karasu’ya karşı çay içmekle yetiniyoruz.

Hayli meyilli bir araziye kurulmuş, birbirlerinin görüntüsünü kesmeyen, alt katları taş, üstleri ahşap olan ve Ermeni mimarisinden izler taşıyan evlerin hemen tümünde, ilçeyi boydan boya geçen “Karasu Manzarası” var. Eğimli ve kayalık araziye oturtulan evler, genellikle 2-3, bazen de 4 katlı. Teraslama ve kot farkı nedeniyle her ev çektiği istinat duvarlarıyla küçük de olsa bir düzlük(bahçe) oluşturmuş. Dut-ceviz-çınar-kavak ağaçlarının gür yeşillikleri bu güzelim evleri sanki gözlerden gizliyor. Kot durumundan ötürü bir kattaki kapıları bahçeye, diğer kattaki kapıları ise bir ya da iki sokağa açılabiliyor. Çoğunlukla ahşap kimi evlerin dış yüzeyleri çinko ile kaplanmış. Nedeni, ahşap yüzeyleri korumak ve soğuktan korunmak olarak ifade ediliyor, her ne kadar olası yangınların söndürülmesinde çok riskli olsa da. Belediye Başkanlığı bültenine göre ilçe merkezinde, kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve çoğu halen ayakta, geleneksel mimari örneği 125 ev, 2 köprü, 2 hamam, 13 çeşme, 1 medrese, 2 kilise ve 10 cami bulunuyor.

Taşdibi Camisi yanından akan Kadıgölü Şelalesi

İlçe merkezinde doğup Karasu’ya karışan çok soğuk ve bol debili Kadı Gölü (Deresi), hem ilçenin tüm içme suyu gereksinimini karşılıyor, hem de hemen her evin yanında-yöresindeki arklardan-kanallardan geçerek bağ ve bahçeleri sulayıp, ilçeye serinlik ve hayat veriyor. 1635’e tarihlenen Taşdibi Camisi ile 1898 yapımı Orta Cami’nin aralarında bir yerde yüzeye çıkıp Kadı Gölü Parkı’ndan başlayan Büyük Kadı Gölü Deresi, minik şelalelerle hızlanıp, Küçük Kadı Gölü Deresi ile birleşerek Karasu’ya (Keban Baraj Gölü’ne) ulaşıyor. Kaynak öylesine zengin ki sokak çeşmelerinin muslukları kapatılmayıp açık bırakılıyor.

Bozkurt Otel'in gece görünümü

Konaklamamızı Bozkurt Otel’de yapıyor, yemeklerimizi onun son derece leziz açık mutfağından seçiyoruz. Şevki ve Sezai Bozkurt kardeşler, 1918’de dedeleri Şevki Efendi’nin başlattığı lokantacılığa, 2002’den bu yana otelciliği de eklemişler. Otel ve lokanta tertemiz, çalışanları işlerini sevdikleri belli olan güleryüzlü insanlar. İlçenin tam merkezindeki otelin üst katının caddeye bakan odaları Karasu manzaralı (Keşke odalarda o sevimsiz tepe aydınlatmaları yerine yatakların başucunda kitap okuma lambaları olsaydı, keşke oturma gereksinimini karşılamak için bir tane de kolçaklı iskemle ya da koltuk bulunsaydı).

Buğday Meydanı ve Çarşı Meydanı ile 1654 tarihli Dörtyolağzı Camisi’ni arkanıza alarak hafif bir tırmanışla ulaşacağınız Mani Yolu, eğimli ilçede hayli uzun sayılabilecek düzlükte, ilginç bir yürüyüş yolu. Kemaliyeli kadınların “hasretliklerini-özlemlerini-dileklerini- Kemaliye sevgilerini-beddualarını” yansıtan 50’ye yakın manisi, yolun kenarındaki direk tabelalarında sıralanmış.

Yolun uğurlama tabelasının arkasında, yerel ağızla “Ey’Etdiz Geldiz” yazılı. Müftü Sokağı’nda Eski Değirmen ile Şelale’nin yanında yer alan Eski Medrese’nin üst katında Kadı Sofrası lokantası, alt katında ise Salim Çobanoğlu’nun ünlü Lökhane’si var.

Değirmen ve Lökhane (Kadı Konağı)

Kemaliye’ye özgü Lök Tatlısı, önce kurutulmuş beyaz dutların dibeklerde iyice dövülüp un haline getirilmesi, sonra da ceviz içi ile birlikte yeniden dövülüp macun kıvamına eriştirilmesiyle hazırlanıyor. Başkaca katkı maddesi olmadığından tümüyle doğal tad ve lezzette. Eğin’de iken olabildiğince tadılmalı, bilmeyenlere tanıtmak üzere paket-paket götürülmeli. Ayrıca, Bozkurt Oteli’nin yanındaki “Kemaliye Pazarı”ndan ya da çarşıdaki diğer satıcılardan, “coğrafi işaret tescil belgeli” Kemaliye Dutu’ndan yapılma pestiller, kömeler(cevizli sucuklar), pekmezlerden bir kucak; bir kucak da dut kurusu, karadut özü, ceviz, zetrin(120 baharat karışımı), tulum ve çökelikli peynirler ve de boylu (uzun) Eğin Ekmeği edinilmeli.

Demircioğlu Dükkanı

Kemaliye Evleri, ahşap işlemeleriyle olduğu kadar kapı tokmakları ile de ünlü. Mevcut tokmakların zamanla eskimesi ve de bu zanaat ile uğraşanların tükenmesi üzerine, 6 nesildir demircilik yapan Mustafa Demirci, oğlu Ali ile bu işe yeniden el atmışlar. Bir yandan eski kapılardaki tokmakların modellerini çıkarıp üretmeye başlamışlar, bir yandan da yeni modeller eklemişler.

Bugüne değin, dövme demir ve kalın sac levhalardan, tamamen el işçiliği ile 100’e yakın model yaratmışlar. Dükkanlarının içi değişik bir sanat galerisini andırıyor. Bu işin üretimini sürdürebilmeleri için bence, tüm ev kapılarının tokmaklanması, gelip-gezenlerce çerçevelenmiş tokmaklardan edinilerek kapılarına olmasa bile, hiç değilse salonlarının duvarlarına bir “tablo-heykel”mişcesine asılması gerek.

 

Apçağa evleri ve Tecer tabelası

4-5 kilometre uzaklıktaki, “çağlayan su” anlamına gelen Apçağa Köyü’ne gidiyoruz. Hepimizin aşina olduğu “Orda bir köy var uzakta…” şiirinin yazarı Ahmet Kutsi Tecer bu köy doğumlu. Adına açılan Ahmet Kutsi Tecer Kültür Evi, kimi etkinliklerin de yapıldığı bir Etnoğrafya Müzesi. Binanın dış yüzüne asılan bir tabelaya, bu köy için yazılan şiirin bir dörtlüğü işlenmiş. Köyün özellikle onarımlı evleri ve Kayabaşı Parkı’ndaki kır kahvesinden alınan Kemaliye manzarası, görülmeye değer. Bu arada, Ankara’da Apçağalı satıcısı tarafından Apçağa Ekmeği olarak ünlendirilen, pide görünümlü Boylu (Uzun) ekmeğin aslında Eğin Ekmeği olduğunu, hatta “kepeği ayrılmamış ununun” bile Apçağa fırınına Eğin’den gönderildiğini, Eğinlilerden öğreniyoruz.

İlçeye 4-5 kilometre uzaklıktaki Prof. Dr. Ali Demirsoy’un Yuva Köyü’ne, 40 kilometre ötedeki şair Enver Gökçe’nin Çit Köyü’ne ve de 35 kilometre uzaklıktaki “Ali Gürer Müzesi-Helikopter Pisti-Kütüphanesi-Sinema Salonu” barındırdığını öğrendiğimiz Ocak Köyü’ne ise, yine “yaman meraklanmamıza” karşın, zaman darlığından gidemiyoruz.

Gelelim efsanevi “Taş Yol”a. Kemaliye’nin 2 kilometre kadar dışındaki Şırzı Köprüsü’nden başlayıp, Gedikbaşı yöresinde İliç-Divriği karayolu arasına çıkan bir yol, Taşyol. XIX. Yüzyıl sonlarında yapımına başlanılıp, ekonomik nedenlerle kısa sürede rafa kaldırılmış bir proje. 1949 yılında konuya ilkel yöntemlerle tekrar el atılmış, ancak bu uğraşı da süreklilik kazanamamış. Erzincan Valiliğince XX. Yüzyılın sonlarında yolun yapımına yeniden başlanılarak, hayli uzun ve meşakkatli “kayaların yarılıp oyulması-uzun tüneller geçirilmesi” yöntemleriyle bitirilen yol 3 Ağustos 2002’de hizmete (daha doğrusu yüreklilerin hizmetine) açılmış. 8520 metrelik Taşyolun 4722 metresi “tünel” (elektriksiz, uzak aralarla açılan havalandırma pencereleri ile aydınlatmalı), 3798 metresi ise “yarma yol”dan oluşuyor. Su düzeyinin yer-yer 50-60 metre kadar yukarısından, çoğu kesiminde iki aracın karşılıklı geçmelerine olanak vermeyen, ancak birkaç metre genişliğinde, kenarında herhangi bir korkuluk bulunmayan bu yol tam adrenalin tutkunlarına göre tasarlanmış (!). Bu tarakta bezimiz olmadığı için Kemaliye tarafındaki giriş kapısını yakından, yapacağımız Kanyon Turu gezisinde ise aşağıdan ve uzaktan görüntülemekle yetiniyoruz.

Şırzı Köprüsü

Taşyolun altında boylu boyunca Karanlık Kanyon uzanıyor. Kanyon yer yer Karasu’dan 500 metre kadar yükselen sarp kayalıklardan oluşuyor. Yaklaşık 15 kilometre uzunlukta. Karasu’nun tabanına inen kayaların aralarının kimi yerlerde 2 metreye kadar daraldığı, günışığının ulaşamadığı dar ve karanlık geçitlerin olduğu biliniyor. Şırzı Köprüsü’nün Taşyol’un başladığı tarafında Teras Kafeterya var. Kanyon Turu burada başlıyor. 9 kişilik bir grupla, 50-60 basamak kadar su düzeyine inip, Güven Güldal’ın idaresindeki tekneye biniyoruz. Güldal, o gün itibariyle 60 santimetre kadar yüksekliği olan ırmağın, eskilerde 8-9 metre kadar yüksekten aktığını, su tutulması nedeniyle şimdilerde daha az su salındığını, civar kayalıklarda dağ keçileri (boynuzu kırılan bir keçiyi iyileştirip tekrar doğaya saldığını, Azize adını verdikleri bu keçinin her yıl iki yavru doğurduğunu) ve kekliklerin yaşadığını, zaman zaman Taşyolun dar kesimlerinde karşılaşan iki aracın sahiplerinin arabalarının anahtarlarını getirerek çekmelerini istediklerini, anlatıyor. Bizi kanyonda, 600 metre yükseklikte olduğunu söylediği “Base Jump Atlama Noktası”nın aşağı hizasına kadar götürüp, geri getiriyor. Bu kısalıkta bir seyahatle, kanyonu hiç değilse aşağıdan keşfetme hevesimiz kursağımızda kalıyor.

Bu arada, İliç’e kadar varmadan Divriği’ye saptığımız yerde Bağıştaş Tren İstasyonu’nun olduğunu, trenle gelinip bu durakta inildiğinde 30-35 dakikalık bir kara yolculuğu ile de Kemaliye’ye ulaşılabileceğini öğreniyoruz.

 

Taşyol girişi ile Kemaliye merkezi arasının tam yarısında Erzincan Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’nun yerleşkesinde 2009’da kurulan Prof. Dr. Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi, yöreye gelindiğinde kesinlikle uğranılması gereken duraklardan. 48 bilim adamının Kemaliye’de yaptıkları, Türkiye’nin en ayrıntılı ve gerçeğe en yakın biyoçeşitlilik çalışmaları sonucunda oluşturulmuş. Yuva Köyü doğumlu ünlü bioloğumuz Prof.Dr. Ali Demirsoy, tüm koleksiyonunu Kemaliye MYO’na bağışlamış. “Jeolojik ve Fosil örnekleri”nin bulunduğu A Salonu’nda volkanik-sedimanter-metamorfik kayaçlar, değerli maden ve taşlar, tıbbi jeoloji açısından önemli olan mineral ve kayaçlar sergileniyor. “Yaşayan Canlılar”a ayrılan B Salonu’nda ise algler, likenler, kara yosunları, mantarlar, çiçekli bitkiler, omurgasız canlılar, deniz ve tatlısu balıkları, iki yaşamlılar, kuşlar ve memeliler yer alıyor.

Yağmur Bociği

Müzede iki de tanıdık simaya rastlıyoruz. İlki 1950 yılının Aralık ayında, benim de AOÇ’deki Onuncuyıl İlkokul’nda okuduğum sıralarda Hayvanat Bahçesi’ne Hindistan’dan getirilen ve 1996’da ölen, hepimizi sevdalısı ünlü fil Mohini’nin iskeleti. Diğeri ise, Bozkurt Oteli’nin bitişiğindeki binanın duvarındaki resminden aşina olduğumuz; dört bacaklı, uzun kuyruklu, kertenkele-kurbağa görünümlü, nemli ve karanlık yerlerde yaşayan, Yağmur Bociği (Semender, Salamandra) adlı sürüngen.

Aklımızı alan Kemaliye’den, “İki gün kalıp-o güzelim suyundan en az iki tas içen-buraya ikinci kez mutlaka gelir” şeklinde bir “efsane/temenni” de biz üreterek ayrılıyoruz.

SAVAŞ SÖNMEZ 7 Ekim 2022/ Artur

Bu yazı 813 defa okunmuştur .

Son Yazılar