Temmuz Sıcağı
Reklam
  • Reklam
CELAL BİNZET

CELAL BİNZET

Karşı Kıyı

Temmuz Sıcağı

14 Temmuz 2014 - 23:00

Burada sözü edilen sıcak elbette güneşin yakıp kavurması değil.

Bunaltıcı hava bir yana, değinmek istediğimiz kavram bundan 225 yıl öncesine ilişkin.

Bir Temmuz sıcağında Paris halkının ayaklanarak kent merkezindeki Bastil hapishanesini ortadan kaldırdığı bilinir. Bu nedenle 14 Temmuz tarihi bir simgedir. Ve her şey, anılan günde birdenbire olup bitmemiştir.

O güne gelinceye değin yaşananlar uzun bir öyküye benzer.

Acı ama gerçeklerle dolu bir öykü.

Vergi ve savaşların yükü altında giderek yoksullaşan halk üzerinde krallığın ağır baskısı, tutuklamalar, sürgünler ve öldürüşlerle kendini gösterdi. Öte yandan Ortaçağ boyunca dinin kara oyunlarını da eklediğimizde toplumun nasıl bir cendereye alındığı gün gibi ortaya çıkar. Politik tutuklular için kullanılan Bastil, bu nedenle devrimin merkezine yerleştirilmişti.

Toplum bu koşullarda uyanışa geçti.

Ortamın hazırlanmasında emeği geçen aydınların, Fransız devrimi kadar dünya tarihinin hızlanmasındaki öncü rolleri yadsınamaz. Öncesinde Descartes, Voltaire, Montesquieu, Rousseau ve Diderot’nun düşünceleri yazdıkları kitaplarla halka ulaşmıştır. Adı anılan düşünürler insan hakları ve yurttaşlık bilincini işleyerek, saray ve dinin (kilise) baskısına karşı aydınlanma hareketinin öncülüğünü üstlendiler.

Artık insanlar için yepyeni kavramlar vardı gündemde.

Kitleler, kendilerini besleyen düşüncelerin ışığında başkaldırdı. Krallığın ve kilisenin mutlak egemenliği sarsılarak yerine yurttaşlar meclisi kuruldu. Tüm kurumlarıyla yok edilen geçmiş tarih kitaplarındaki yerini almıştı. Dahası, Roma Katolik Kilisesi’nin köklü reformlara gitmesi bu sayede gerçekleşti. Böylelikle din, olması gereken yerine dönmüş oluyordu. Göksel egemenlik görüntüsü altındaki din yönetimi, yerini halk temsilcileriyle oluşturulan meclise bıraktı. Bugün tüm uygar dünyada kabul edilen aydınlanma düşüncesinin temeli bu noktada yatıyor. Saray+kilisenin öğretisiyle baskılanmış “kul” kavramının yerine yurttaşlık bilincinin işlendiği yeni bir insan modeli çıkmıştı ortaya. Ek olarak, üzerinde yaşanan toprakların vatan olduğu, vatanseverlik gibi o güne değin bilinmeyen duyguların varlığı da gündeme gelip yerleşmişti.

Bu konuyu yüceltenlerse sanatçılardı.

Jacques- Louis David (1748- 1825) bu yönüyle Devrim’in öne çıkan adları arasında gelir. Sanatçı, antik dünyada geçmiş olayları ele alarak günün değerleriyle örtüşecek biçimde resimlerine taşıdı. 1784 tarihli “Horas Kardeşlerin Yemini” tablosunda vatan için çıkılacak savaşı kutsar. Çünkü kralın mülkü yerine vatan diye yeni bir kavram ortaya çıkmıştı artık.

Sokrates’in Ölümü”, üç yıl sonrasında gerçekleşecektir. O Sokrates ki, düzmece bir mahkemede yargılanıp zehir içerek ölüme gönderilir. (Bazı şeyler hiç değişmiyor gibi.) Devrim’in önderlerinden Marat’yı işleyen “Marat’nın Ölümü”nü (1793) “Napolyon’un Taç Giymesi” (1805- 1807) resmi izler. Daha önce değinilmişti ama yeri gelmişken yeniden anımsamakta yarar var. Tam bu dönemde (1804 yılında) Beethoven da Napolyon için bir beste yapmaktadır. Besteciye göre o, cumhuriyetçilik ilkesine bağlı, onun için savaşım veren birisiydi. Ancak ilerleyen süreçte Napolyon’un imparatorluk tutkusu öne çıkacaktır. Bu değişime sinirlenen sanatçı bestesinin başında yer alan Napolyon adını çizerek yapıtına “Eroica (Kahramanlık)” adını verir. (3 No.lu Senfoni) Çünkü sanatçı yapıtını diktatör olacak bir kişi için değil, yurtsever kahramanlık adına bestelemişti. İktidar tutkusuyla koltuğa yapışanlara karşı soylu sanatçı tepkisinin en güzel örneklerinden birisidir bu olay.

Yeri gelmişken sanatın, toplumsal olaylardan beslendiği gerçeğinin en güzel ve somut örneği olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Söz konusu gerçeği vurgulayan başka bir sanatçı daha var. Dönemin sanat anlayışını özetleyen resimleri arasında birisi var ki, sembol haline geldiğini söylememek olmaz. Romantizm akımının güçlü sanatçısı Eugéne Delacroıx 28 Temmuz1830 tarihinde tamamladığı “Halka Önderlik Eden Özgürlük” adlı resmiyle tüm zamanların en tanınmış sanat yapıtları arasına girmeyi başarmış sayılır. Toplumun tüm sınıflarını simgeleyen düzenlemesiyle özgürlüğün ancak savaşımla elde edilebileceğini vurgular orada.

Değişik zamanlarda birçok sanatçıya esin kaynağı olmuş olan bu resmin bizde de Zeki Faik İzer tarafından yapılmış bir uyarlaması bulunduğunu anımsatalım. Ayrıca uzun yıllar boyunca çeşitli sınıfların tarih kitaplarında konuyla bağlantılı olarak aynı resmin yer aldığı da bilinir. Ancak bizde son birkaç yıldan beri demokrasinin çok ilerisine geçildiğinden olsa gerek (!) resimdeki çıplak kadın figürü sansürlenmeye başladı. Son günlerde değişik illerdeki reklam panolarında yer alan kadın görüntülerinin üzerlerini “edep yahu” yazılarıyla boyayarak sansürleme girişimlerine baktıkça ahlak anlayışının yalnızca kadın bedenine indirgendiğini görmemek olanaksız. Böylelikle yalan söyleme, halkın parasını çalma, sınırsız savurganlık, adam kayırmacılık, kendince kutsal saydığı değerlerle halkı oyalayarak aslında inanmama gibi her tür ahlaksızlığı “ahlak” kavramının içinden çıkarmış oluyorlar. Geriye kala kala ahlak adına yalnızca kadın bedeni kalıyor. Kolay ve erkek egosunun tatmini açısından oldukça basit bir söylem. Öteki ahlaksızlıkları gizlemek adına başvurulan en kestirme yol. Kadın bedeni üzerinden ideolojik politika yapmanın popülist bir oyun olduğu açık. Çünkü onların Arap çıkışlı ideolojilerinde erkekle asla eşit sayılmayan ikinci sınıf bir varlıktır kadın. Bunun açık kanıtı da ünlü şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin (1869-1954) sözlerinde yer alır. Ünlü din adamı bir yazısında, kadının İslam dininde erkekten daha aşağı olduğunu söyler. Uygulamalara bakıldığında zaten eşitsizliğin temel bir anlayış olduğunu görmemek olanaksız. Oysa Fransız Devrimi Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik savsözü üzerine kurulmuş bir ilerici harekettir. Ayrıca vatan ve ulus kavramlarını da eklediğimizde yeni bir dünya anlayışının eşiğinde yer aldığımız gerçeğiyle yüzleşiriz. O nedenle olmalı, günümüz politikacıları bu ve benzeri düşünceleri sansürlemeyi kendilerince ileri demokrasicilik oyunu olarak göstermekte sakınca görmüyorlar.

Olanlara bakılırsa Fransız Devrimi’ne can veren düşünsel yapı her zamankinden daha yakıcı ve sıcak bir şekilde güncelliğini korumakta.

Bu yazı 2835 defa okunmuştur .

Son Yazılar