Ayrılık Bir Deniz İmiş, Sen Uzak Yeşil Ada
Reklam
  • Reklam
MİNA TANSEL

MİNA TANSEL

Köşe Kapmaca

Ayrılık Bir Deniz İmiş, Sen Uzak Yeşil Ada

10 Şubat 2020 - 18:42 - Güncelleme: 10 Şubat 2020 - 19:17

Köşeyi şiir kaptı.

Sanat yapıtları bir kez sanatçının elinden çıktıktan sonra halkın malıdır artık: okuyanlar, izleyenler ona farklı yorumlar katabilirler. Ben de öyle yapıyorum şimdi: Azerbaycan’ın sevilen ozanı Vakıf Samedoğlu’nun (Vagif Samedoğlu) başlığa aldığım şarkı sözlerinin, Demir Perde’nin yıllarca ayırdığı kardeşleri de anlattığını düşünüyorum. Oysa, eğer Türkiye büyük önderinin sözünü dinleseydi böyle olmayabilirdi. 1933’te ne demişti Atatürk? “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez; tıpkı Osmanlı gibi, Avusturya- Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte, Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimize sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak gerekir. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprüleri sağlam tutarak… Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.”*

Biraz da 2. Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler nedeniyle -her ne kadar 1960’larda bir yumuşama olduysa da-Türkiye manevî köprülerini sağlam tutmak için Sovyetler Birliği içindeki kardeşlerine yaklaşmakta yetersiz kaldığından, Atatürk’ün öngörüsü 60 yıl sonra gerçekleştiğinde, hazırlıksız yakalandı. Ancak o tarihte bu yönde adımlar atılmaya başlandı: “Türk Dünyası’nın UNESCO’su” olarak tanımlanan TÜRKSOY, 1993’te Almatı’da kuruldu. **

Geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY’un Ankara’daki merkezinde, doğumunun 80. yılı nedeniyle, Azerbaycanlı edebiyatçı Vakıf Samedoğlu için bir anma paneli düzenlendi. O, ülkesinde yalnızca çok sevilen bir şair değil; çok ilgi gören tiyatro oyunlarının, filmlerin de metin yazarı… Müzik eğitimi almış; 1963-1971 yılları arasında Azerbaycan Devlet Konservatuarı’nda piyano öğretmenliği yapmış. Vakıf Samedoğlu’nun müzik bilgisinin bestelenebilir şiirler yazmasındaki başlıca etmenlerden biri olduğu belirtiliyor. Fotoğraf sanatına merakının, iyi bir fotoğrafçı olduğunun altı çiziliyor.

Vakıf Samedoğlu, “Puşkin’i ilk kez Türk diline çeviren kişi” olmakla haklı bir övüncün sahibi, Azerbaycan’ın ünlü ozanı Samed Vurgun’un oğlu… Babasının gölgesinde kalmadığı dile getirilen Vakıf, özgeçmişini"Tərcümeyi-halım"şiirinde şöyle yazmış:***

 

Doğuldum 1939-da, Doğdum 1939’da


1937-də tutuldum. 1937’de tutuklandım.****


48-də nənəm öldü, 48’de nenem öldü,


ömrümdə ilk dəfə ömrümde ilk defa


ölüyə ağladım. ölüye ağladım.

Balıqlar saxladım akvariumda. Balıklar besledim
 akvaryumda.

ıq qaldı pəncərəm Açık kaldı pencerem


bir qış gecəsi. bir kış gecesi.


Dondu balıqlar... Dondu balıklar…


İndi 1965-in Şimdi 1965’in


yanvar gecəsidir. Ocak gecesi…

Deyəsən yaşamaq istəyirəm. Sanırım yaşamak istiyorum.

 

Vakıf, hem serbest, hem de hece vezniyle şiirler yazmış. Sevda üzerine, özlem üzerine, yalnızlık üzerine, hayat üzerine, ölüm üzerine…

1985’te yazdığı bir şiir:

Biz yox, /Biz değil,

Allah inanmır bize… / Allah inanmıyor bize…

İnanmır elimiz kana batanda, / İnanmıyor elimiz kana batınca,

insan insana taş atanda. / insan insana taş atınca.

Ancaq göy üzü / Ancak gökyüzü

uşak tebessümü gibi görünende göze / çocuk gülüşü gibi görününce göze

insan “Dünya gözeldir” deyende / nsan “Dünya güzel” deyince

üzünü tutub denize / yüzünü çevirip denize

biz yox, / biz değil,

Allah inanır bize. / Allah inanır bize.

Zülfükar Rüfetoğlu, çoğu sanatçı gibi, Samedoğlu’nun da her dönem muhalif ama “sakin muhalif” *****(sakit dissident) olduğunu belirtiyor. Azadlık (özgürlük) üzerine bir şiiri şöyle:

Sənmənim / Sen beni


doğma anamsan, Azadlıq, / doğuran anamsın, Özgürlük,


mən sənin / ben senin


yad qapısında böyümüş balan... / el kapısında büyümüş yavrun…


Sən son ümidimin qaldırdığı / Sen son ümidimin kaldırdığı


ağ bayraqsan, Azadlıq, / ak bayraksın, Özgürlük,


mən səni / ben seni


yellədən külək. / estiren yel.

Ülkesinde çok kişi için umut yılı olan 1993’te yine umutsuzluk saracaktır ozanı:

Mene veten yolu / Bana vatan yolu


dar gelir yene, / dar gelir gene,


Üzüme bahar yox, Yüzüme bahar değil,


qar gelir yene... / kar gelir gene…


Yeqin qar üstünde iz qoyub getmek, / Yakındır kar üstünde iz bırakıp gitmek, 


qar üste yıxılıb, üz qoyub getmek, / kar üstüne yıkılıp, yüz koyup gitmek,

Getmek dağlar aşıb, / Gitmek dağlar aşıp


Aranlar keçib, /Ovalar geçip


Ve bilmek, ve bilmek, bilmek ki, gecdir / Ve bilmek, ve bilmek, bilmek ki, geçtir,

karvan çoxdan keçib, / kervan çoktan geçti,


köç çoxdan köçüb. / göç çoktan göçtü.


Sen bel bağladığın, / Senin bel bağladığın,


ümid sandığın / ümit sandığın

bulağın suyunu özgeler içib.../ çeşmenin suyunu başkası içti…


Bulaqlar qupquru, / Çeşmeler kupkuru,


sema dupduru, /  sema dupduru,

bu yurda çox gördü Tanrı uğuru../ bu yurda çok gördü Tanrı uğuru…


İndi hansı semte, haraya doğru / Şimdi hangi semte, nereye doğru

üz tutub gedesen qar yağa-yağa / yönelmiş gidersin kar yağa yağa


tale göre-göre, baxt baxa-baxa / talih göre göre, baht baka baka


Üzüme bahar yox, / Yüzüme bahar değil,

qar gelir yene, / kar gelir gene,

mene veten yolu / bana vatan yolu


dar gelir yene.../ dar gelir gene…

Sanatçının gençlik yıllarından da bir şiir örneği:

Dünən adını yazdım / Dün adını yazdım

qara royalımın üstünü örtmüş / kara piyanomun üstünü örtmüş


bomboz tozun üzündə./ bomboz tozun yüzüne.

Gah şimaldan, / Kâh kuzeyden,


gah cənubdan baxdım adına. / kâh güneyden baktım adına.

Adın günəşlə dolurdu, / Adın güneşle doluyor,


kölgədə qalırdı. / gölgede kalıyordu.

Mənimləydin sən, / Benimleydin sen,


aramızda bir yol vardı: dünən! / aramızda bir yol vardı: dün!


Bu gün o da kəsildi, / Bugün o da kesildi,


vasvası anam / titiz anam


royalın tozunu sildi... / piyanonun tozunu sildi…

Yox oldu şimal, / Yok oldu kuzey,


Cənub da yoxdur indi. / Güney de yok şimdi.

İndi nə sən varsan, / Şimdi ne sen varsın,


nə mən. / ne ben.


Günəşə kölgə endi / Güneşe gölge düştü


Dünənimlə bu günümün / Dünümle bugünümün

əhvalatı belədi... / ruh hali böyle işte…


indi külək / Şimdi rüzgâr


pəncərənin pərdəsini / pencerenin perdesini

sənsizlik üzərində / sensizlik üzerinde


bayraq kimi yellədir.../  bayrak gibi sallıyor…

28 Ocak 2015’te Bakü’de yaşamını yitiren ozan, “şair gibi değil şiir gibi” anımsanmak istediğini yazmış:

Şair kimi yox,  / Şair gibi değil,

şeir kimi ölməkistəyirəm... /  şiir gibi ölmek istiyorum…


Oxunmaq arzusuyla yaşayıram /Okunmak arzusuyla yaşıyorum

əvvəldən axıra / baştan sona

kimi oxunmaq... /  okunmak…

Əzbər qalmaq istəyirəm /  Ezber kalmak istiyorum


kiminsə yadında! / birinin aklında!

Vakıf Samedoğlu’nun şiirleri, Türkiye’de geniş halk kitlelerinin ilgi göstereceği, bellekte kalacak şiirler…Genel olarak Azerbaycan şiiri için bu yargının geçerli olabileceğini düşünüyorum. Ataol Behramoğlu ile Azerbaycanlı ozan Selim Babulloğlu’nun birlikte hazırlamakta oldukları “Modern Azerbaycan Şiiri Antolojisi”, Türkiye’deki okurlara kimbilir nasıl bir pencere açacak?

Bu arada, Azerbaycanlı dostlarla ortak şiir günleri düzenlemenin bir yararı daha olabilir: Samedoğlu için Ankara’da düzenlenen anma gününde, Azerbaycan’dan gelen konukların şiir okumalarına hayran kalmamak elde değildi. İyi şiir okumayı bağırmakla, sesi alçaltıp yükseltmekle, hızlanıp yavaşlamakla eş sanan biz Türkiye’de yaşayan çoğumuzun Azerbaycanlı kardeşlerimizden öğreneceklerimiz var, diye düşündüm. Geriden gelen piyano eşliğinde konuşurcasına doğal ama içtenlikle okunan şiirler, sözleri anlamayanları bile etkiliyor.

Üzeyir Hacıbeyli’nin 100 yılı aşkın bir süredir sahnelenen Arşın Mal Alan müzikali nasıl Türkiye’de hâlâ ilgi görüyorsa Vakıf Samedoğlu’nun oyunları da neden ilgi çekmesin? Bazı oyunlarının adları bile ilginç: Yazın Kartopu Oyunu, Yeşil Gözlüklü Adam, Generalin Son Emri, Lotarya, vb. Ona oyun yazarı olarak ün kazandıran ilk oyunu ise Baht Yüzüğü

Uzaktaki kardeşlerimize el uzatmakta çekingenliğe gerek yok: Ortak Türk kültürü bilinci, bizi varsıllaştırır; başka etnik gruplara düşmanlığı, aynı toprağı paylaştığımız farklı etnik grupları dışlamayı gerektirmez. Neyse ki, “Uzak yeşil ada”lara sık sık gemi kalkıyor artık. Umutlu olmak gerek…

MİNA TANSEL

10 Şubat 2020, Ankara

*“Yeni Türkiye”, Türk Dünyası Özel Sayısı, Yıl: 3. Sayı: 15 (Mart- Haziran 1997) s. 13; Üçüncü, Kemal. “Türkoloji Temelli bir Dış Politika: Atatürk ve Türk Dünyası Perspektifi” , Olaylar ve Görüşler, Cumhuriyet , 28.11.2019

** Bu kültür örgütü, 14 devlet ve topluluğu çatısı altında birleştiriyor: Türkiye’den başka Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ile Türkmenistan’ın üye olduğu kuruluşta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti; Rusya Federasyonu’na bağlı Altay, Başkurdistan, Hakas, Saha, Tataristan ve Tıva ile Moldova’ya bağlı Gagavuz Yeri gözlemci üye olarak yer alıyor.

***Azerbaycan Türkçesiyle yazılanları Türkiye Türkçesi bilenlerin anlaması güç değil. Ben daha kolay anlaşılması için bu şiirlerdeki bazı sözcükleri Türkiye Türkçesi ile yazdım; “çevirdim” diyemem, çevirmek için ozan olmak gerek.

****Burada bir baskı dönemine doğduğunu anlatıyor.

*****Burada “sakin muhalif” sözleriyle gürültü çıkarmayan, kavgacı olmayan bir muhaliften söz ediliyor.(https://www.bbc.com/azeri/region/2015/01/150131_-vaqif_samedoglu)

 

Bu yazı 1604 defa okunmuştur .

Son Yazılar