Kadife eldiven içinde çelik irade
Reklam
  • Reklam
ALİ ERGUR

ALİ ERGUR

Sesin İzi

Kadife eldiven içinde çelik irade

18 Aralık 2016 - 15:51 - Güncelleme: 18 Aralık 2016 - 15:52

Kadife eldiven içinde çelik irade: MİAM’da Emre Yavuz konseri

Türkiye’de yeniden üretmeyi çok sevdiğimiz bir klişe vardır: “Tarih tekerrürden ibarettir!” Oysa tarih diyalektiktir; karşıtını içerir, karşıtıyla bütünleşir, böylece yeni bileşimler, yeni durumlar ortaya çıkarır. Zamanın akışı işinde tekrar eden biçimler, ilişkiler elbette vardır. Örneğin içine git gide daha fazla çekildiğimiz Ortadoğu bataklığındaki bu umutsuz debelenmemiz, esasında geçmişteki bağıntıları, ilişkileri, güç odaklarını, temel meseleleri göremeyecek kadar hırsa bulanmış bir cehaletle mâlûl olmamızdan kaynaklanıyor. Kuşkusuz bu tarihsel kesitte değişmez gibi görünen yapılar var; ancak tarih yinelenmeyen, hep yenilenerek ileri giden bir süreçtir.

Bugünlerde daha ziyade duyarlı ve az-çok düşünce etkinliği içinde olan her insanın yaşamakta olduğu karamsarlık hali, bu diyalektiğe rağmen, kendisini fena halde dayatmaktadır. Bu salgın hastalık gibi yayılan ruh hali, ışıkları git gide daha hızla kararan Türkiye’de hiç mesnetsiz değil üstelik. Sanata akıl almaz bir hınçla, tedavisi gayrı-kâbil kompleksler içinde kıvranan bir zihinle, her geçen gün daha fütursuz bir şekilde saldıran erk sahipleri, bu ülkeye ne kadar derin bir yara açtıklarını idrak edemeyecek kadar cehaletin dibinde dolaşmaktalar. Nice emekle kurulmuş sanat kurumları, bütün sorunlarına rağmen sanat geleneği, çürümüş bir halı gibi dökülerek yok olmaktalar. Türkiye’de sanat dünyasının, özelde müzik kurumlarının kuşkusuz birçok işlevsiz, kötü çalışan veçhesi vardı; ancak bu, onları yok etmek için programlanmış bir intikam politikasını hiçbir şekilde meşru kılmaz. Şimdilik, geçmişin birikimiyle, önceden ivmelenmiş bir nesne gibi, sanat müziği dünyası kendini sürüklemeyi beceriyor; ancak nitelikli eğitimin ve icranın maddi-manevi bütün beslenme ardalanı dinamitlendiği zaman, artık kendini yenileyebilecek güçlerden, şevki yüksek, iyi yetişmiş genç kuşaklardan yoksun kalmaya mahkûm olacaktır. Bir toplum, kendisini ileriye götürecek sorgulayıcı, yaratıcı ve dünya ölçeğinde geçerli nitelikte sanat üretemediği takdirde çürümeye çoktan başlamış demektir.

İşte bu koyu karanlığın içinde ara sıra yanan kandiller, bunca kötülüğün ve ilkelliğin içinde bizleri umutlandıran ışıltılara dönüşüyorlar. 9 Aralık 2016 Cuma akşamı İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmaları Merkezi’nin (MİAM) mütevazı konser salonunda piyanist Emre Yavuz’un verdiği resital de dinleyenlerde aynen böyle bir etki yaptı. Genç kuşak sayılabilecek piyanistler arasında çok yetenekli, çalışkan, yurtdışındaki önemli merkezlerde ses getiren işler yapan birçok değerli isim var. Ancak Emre Yavuz, sahneye çıktığı andan itibaren, dinleyiciye bir büyü aktarabilen kudrette, bununla birlikte, dikkat çekici ölçüde mütevazı bir piyanist olarak, ortaya koyduğu icrayla hepimizi başka bir evrene ışınladı.

Emre Yavuz 1990 doğumlu bir piyanist. Yaşının çok üstünde, ancak yılların birikimiyle elde edilebilecek bir olgunluğa sahip olduğunu hayretle gözlemledik. "Sanatta Üstün Yetenekli Çocuklar Yasası"ndan yararlanarak Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda Kamuran Gündemir ile piyano eğitimine başladı. Daha sonra Viyana Konservatuarı'nda Roland Batik'le çalıştı. Aynı zamanda Hannover Müzik, Medya ve Tiyatro Yüksekokulu'nda Karl-Heinz Kämmerling ile eğitimine devam etti. Ayrıca Seymour Lipkin, Lang Lang, Murray Perahia ve Till Fellner gibi virtüozların ustalık sınıflarına devam etti. Birçok uluslararası yarışmada üstün başarılar kaydetti.

Emre Yavuz, 'genç piyanistler' olarak geniş bir şekilde tanımlanabilecek yaşıtları içinde belirgin bir şekilde farklı bir tuşeye sahip olağanüstü bir icracı. Resitalin ilk notasından son notasına kadar dinleyicileri sandalyelerine çivilenmiş bir şekilde tutabilen sıradışı bir 'aura'ya sahip bu sanatçıyı alkışlamanın kendisinin de özel bir ayrıcalık olduğu kanısındayız.

MİAM'ın bir çeşit cep konser salonu denebilecek "İlhan Usmanbaş Salonu"ndaki resitalin tamamı Schubert'in eserlerine ayrılmıştı. Romantizmin taşıyıcı ayaklarından en önemlilerinden birisi olan Franz Schubert, farklı türlerde eser bestelemiş olsa da, çağının ve mensubu olduğu estetik bağlamın öncelediği, hâttâ handiyse kutsallaştırma raddesinde yücelttiği piyanoya özel önem atfetmiş bir bestecidir. Kulaklara hoş gelen ancak teknik zorluklarla dolu piyano eserleri, bir piyanistin yalnızca beceri değil aynı zamanda üslûp da sergilemesine olanak verir. Emre Yavuz teknik zorlukları, buzda kayan usta patencilerin rahatlığıyla aşıp gittiği gibi, belirgin şekilde özgün bir icra karakterini de hayranlık uyandırıcı bir şekilde ortaya koydu. Emre Yavuz, bütün birinci lig piyanistleri gibi, mütevazı bir kendine güvene sahip; aynı zamanda etkileyici bir yoğunlaşma becerisine. Üstelik bunu bir sahne şovuna dönüştürmeden, bedeni ve sahne persona'sının bir gösteri nesnesine dönüşmesini engelleyerek yapıyor. Bu dengeyi tutturmak her iyi piyanistin harcı değildir. Emre Yavuz ise, şahsını vurgulamadan tuşların mutlak hâkimi olduğunu gizil bir enerjiyle dinleyiciye incelikle aktarmayı ustalıkla beceriyor.

Resital Schubert'in birbirinden farklı boyut ve türde beş eserinden oluşuyordu: Der Leiermann (D.911, No.24), Piyano Sonatı (D.664), Auf dem Wasser zu singen (D.774), 12 Ländler (D.790) ve Piyano Sonatı (D.959). Eserlerin her biri, kendi ruhu ve boyutuna uygun bir yorum gerektirse de Emre Yavuz bu zor işin üstesinden rahatlıkla gelebildi. Üstelik resitalin tamamını, eserlerin hepsini kuşatan bir özgün Schubert yorumuyla bütünleştirdi.

Emre Yavuz'un en belirgin piyanist özelliğinin, sıra dışı ve istikrarlı bir şekilde varlığını koruyan bir yumuşaklık olduğu söylenebilir. Böyle bir yumuşaklığı pianissimo gürlüklerde tutturmak görece kolay olsa da, fortissimo hatta sforzando olanlarda bile aynı yumuşaklığı korumak, aynı zamanda Alman romantizminin bütün fırtınalı şiddet vurgularını hissettirebilmek özel bir saygıyı ve ayakta alkışı hak ediyor. Ancak bu başarı bir tesadüf ya da doğal yetenek değil; ciddi bir kendini adama, disiplinli çalışma ve kendini ciddiye alıp yalnızca müzik alanında değil bedenen de geliştirme iradesinin hak edilmiş sonucu; Emre Yavuz, bir çok müzisyenin yapmadığını, her gün düzenli spor yapmayı benimsemiş bir piyanist; bu da onun kadife eldiven içine saklanmış çelik iradesini açıklıyor.

Türkiye'nin ve Dünya'nın bu karardıkça kararan günlerinde Emre Yavuz gibi ışıldayan bir piyanisti dinlemek özel bir doping etkisi yapıyor. Bulduğunuz yerde tereddütsüz dinlemeniz şiddetle tavsiye olunur!

Ali Ergur

 

 

Bu yazı 3703 defa okunmuştur .

Son Yazılar