Yaşayan şövalye: Kayıhan Keskinok
Reklam
  • Reklam
CELAL BİNZET

CELAL BİNZET

Karşı Kıyı

Yaşayan şövalye: Kayıhan Keskinok

19 Nisan 2015 - 19:07 - Güncelleme: 19 Nisan 2015 - 19:11

 

 

 

Kimi insanlar için zaman kavramı hiçbir anlam taşımaz. Onları tanımlarken geçmişten bugüne ve oradan da geleceğe uzanan bir yaşam çizgisi çekmeli.

Geçmiş” derken, onun da sınırını belirlemek gerekmez mi?

Hangi yerde durur, hangi bilinmez iklimdir orası?

Yapıtlarına bakacak olursak, Olympos’un karlı tepelerindeki Zeus’la yaşadığı yıllardır belki de.. O çok sevdiği tanrılar, tanrıçalar arasına karışıp gittiğine göre kesinlikle aynı yerden söz ediyoruz demektir.

Sözümüz Kayıhan Keskinok üzerine.

Onu tanımlamak için başvurulacak kavramların bolluğu şaşırtıyor insanı.

Öğretmenliği, TRT görevi, kurucularında olduğu Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği üyeliği.

Galiba onların tümünden önce söylenecek şey ressam oluşu.

Desen ustalığıyla rengi birleştirmenin coşkusunu hep yüreğinde taşıyan sanatçı.

Seçtiği konuların genişliği, aynı zamanda bilincinin izdüşümleri sayılır. Bu yönüyle entelektüel aydın modelinin tipik bir örneğidir de..Yurt ve dünya sanatını yakından izleyen, onun da ötesinde yorumlar getiren bir kişilik sahibi. Her sabah Seğmenler ve Botanik parkları çevresinde koşarken bir yandan da kulaklığından Fransızcadan haberleri dinlemesi pek az bilinir. Sürekli okuduğu kitapları ise ayrı bir düşünsel mücadele alanına benzer.

Sayfa kenarlarına notlar çıkarır, desenler çizer.

Satırbaşlarıyla değindiğim bu notlar üst üste geldiğinde az önce değinilen kimliği belirlemede az bile kalır. Öylesine zengin bir dünya görüşü.

Bir dönem ele aldığı Karadeniz düğünlerindeki allı pullu yöre tekneleri unutulmaz.

Daha önemlisi Kuvay-ı Milliye’den yola çıkarak hazırladığı bir dizi resimler. Atatürk’ün öncülüğünde girişilen istilacıları yok etme savaşının öyküsünü hep gündeminde tutmuştu. Kurtuluşun atlıları, Nazım Hikmet ve daha niceleri onun bakışında yeniden canlandılar. Bağımsızlıkçı düşüncenin öncüleri tuval yüzeyini birer savaş alanına dönüştürdülerse onun sayesindedir.

Baştan sona bakıldığında Keskinok resmini tek sözcükle anlatmak olasıdır: İnsan.

Üreten, yaratan ve aydınlık düşünceli insan.

Öyle ki, salt bu nedenle geçmiş kültürlerin mitolojisinde geçen olayları getirir tuvaline. Batı ya da doğu ayrımı yoktur. Ortadoğulu Sümer’in tanrıları yanında Grek tanrıları/tanrıçaları severek işlediği konular arasında gelir. Tanrının şu ya da bu topluma ait olmasının önemi yoktur. Çünkü bilir ki, dinlerin tanrıları vardır ama tanrıların dini yoktur. Atları, boğalarıyla bizim dünyamıza indirir bu göksel varlıkları. Bizlerden birinin kimliğini verir soyut varlıklara.

Sanatçının burada değinilen konular aracılığıyla öyküleme tuzağına düştüğünü söylemeyeceğiz. Öyle bir endişesi hiç olmadı.

Konu aracılığıyla yücelttiği insanın kendisidir aslında. Klasik sanatın ideali. Ve, bir adım daha atarak figürün kuvvetli bir desen eşliğinde anlatımını hedefine alıyor. Onun “insan”a olan tutkusu ve inancıdır ki, sanatında, insanbiçimci (Antropomorfist) anlayışı benimsemesine yol açmıştır. Bunda, içinde yetiştiği dönemin genel sanata bakışını yok sayamayız. Özellikle geçtiğimiz yüzyılın ortalarında, Türk sanatında geçerli olan gerçekçilik düşüncesinden ödün vermeden bugünlere ulaştı.

Canlı renkler, espaslar ve yazılarla desteklenen düzenlemeleri bu yönüyle görsel bir şenliğe benzer. Harfler, resimdeki planlar arası geçişlerde birer ana motif işlevi üstlenir. Kimilerinde akıcı el yazısı karakteriyle yine ana temayı vurgulayıcı biçime dönüşür. En çok da boğa ve genç kadın figürlerini ele alır. Bunu yaparken belki de ikisi arasındaki zıtlığa metaforik anlamda bir vurgu yapma düşüncesindeydi. Güç ve zarafet ilişkisi, aynı zamanda çelişkisiyle birlikte günümüzün belli başlı sorunları arasında gelmeye devam ediyor. Geçmişle güncellik arasında bağ kurmanın kendince bir dille anlatımı.

Hem de, sanatın temel motifleri arasında gelen kadın imgesinin, günümüz Türkiye’sinde içine itilmek istendiği “gayya kuyusu”na inat.

Kayıhan Keskinok dünden beri aramızda yok. 1923 yılında başlayan bu dünya serüvenini noktaladı. Bu saptama belki fiziksel anlamda bir yokluğun dışavurumu.

Düşünceleri ve ondan önce sanatıyla varlığı sürüyor. Sayısız yerlere dağılmış resimleri, yazdığı kitaplar, konuşmaları ve dinlenme zamanlarında attığı bir kadehle belleğimizin en belirgin köşesindeki yerini çoktan aldı bile.

Yarattığı çok renkli dünyasındaki sayısız insanıyla koskoca bir evren bıraktı gerisinde. Kendisi de artık o tuvallerinde yarattığı insanlar arasındaki yerini aldı.Tıpkı yitik zamanların şövalyesi gibi.

Ana Sayfa spottaki Kayıhan keskinok tabyosu: Önder Aydın

 

 

Bu yazı 2285 defa okunmuştur .

Son Yazılar