Heykel gibi insan: Burhan Alkar
Reklam
  • Reklam
HASAN PEKMEZCİ

HASAN PEKMEZCİ

Çerçeve

Heykel gibi insan: Burhan Alkar

27 Şubat 2017 - 13:25 - Güncelleme: 27 Şubat 2017 - 13:58

 

Değerli eğitimcimiz, heykeltraş Burhan Alkar (1930) bir kaza geçirdi, boynunun iki yerinde kırık var. Hocaya acil şifalar dilerken, yazarımız Hasan Pekmezci'nin Onu anlatan yazısını yayımlıyoruz.

Sanattan Yansımalar

HAYATININ HER AŞAMASI SANAT VE HEYKEL SANATI OLAN İNSAN:

BURHAN ALKAR

Ostim'de ana caddenin bir arka sokağında, 1181. sokakta, beş on adım yürürseniz önünüze kocaman bir at heykeli çıkıverir. Burası Ostim sanayi meydanı falan değildir. Zaten meydan kültürü yok edilmiş bir toplumdayız, bir meydan aramayın boşuna. Önce bahçeden içeri girin, demir kapıdan. At ve diğer heykellerin yanından geçip atölyeye-işliğe. Sağda bir merdiven, ofise çıkan; solda bir mutfak. Karşıda da genişçe bir atölye. Kışları devasa sobalar. Seramik ve döküm fırınlarıyla, çalışma masaları, heykel projeleri, küçük büyük heykeller, rölyefler, bitmiş bitmemiş, bitecek. Atölyeye girmeden sağdaki duvarda ve merdivenden çıkınca çalışma ofisinin duvarlarında desenler.

Yılın her günü açık bir atölyedir burası, beyaz saçlı, sürekli hareketliliğin, yoğun çalışmanın verdiği, her zaman enerji dolu bir güleç insan karşılar sizi. Tipik bir Trakyalı.

Biz, bizim kuşak 1960'lı yılların tam ortasından beri onun yanında yaş aldık, saçlarımız aklaştı, döküldü-kelleşti, vücudumuz patetikleşti. O hala coşku ile çalışan, gecesi, gündüzü heykel olan bir sanat tutkunu. Çamurdan var ettiği devasa heykelleri tunca dönüştüren, kent heykelleri yaratan bir anıt ustası, bir heykeltıraş.

Elli yıl öncesinde beyaz değildi, düzgün ve yana taranmış saçları, güleç yüzü, yine ince uzun vücudu ile enerjik bir öğretmendi. Sanatla uğraşan, sanatın içinde olan herkesin hayalindeki kent olan Paris'ten, sanat eğitiminden, heykel eğitiminden yeni dönmüş; yeniliklerle, fark yaratan çalışmalarla işe başlamıştı okulumuzda. Atatürk'ün, Cumhuriyet'in, Mimar Kemalettin'in büyük eseri Gazi Eğitim'in alt katında yeni baştan düzenlemeye başladığı heykel atölyelerinde büyük bir heyecan, büyük bir ivme yaratarak.

Kendi tasarımlarını, kendi emekleriyle uyguladığı; delikli duralitlerle büyük boyutlu, tavandan aydınlatma düzenekleri, devasa boyutlu rölyef çalışmaları için atölyenin girişte soldaki geniş duvarına yatay ahşap ızgaraların yapımını ilk kez görüyorduk. Bunların yapımında nasıl çabalar harcadığının tanıklını yaşayanlarız bizler. Büyük büyük kil havuzları. Bunda yetiştiği, ilk kıvılcımları aldığı okullarının etkisi yüksekti kuşkusuz. Ama bu devletin kıt olanakları ile onu yurt dışında okutmasının karşılığı sayılabilecek bir vefa duygusu olduğuna inanıyorum daha çok. Zaten bu konu her geçtiğinde kendisi de hep dile getirmiştir, bu doğrultuda çabalar harcadığını.

''Heykel hele günümüzde beton yığınlarından boğulan kentlerin canlanıp nefes aldıkları, kişilik, renk ve anlam kazandıkları kültür değerleridir. Meydanları, parkları heykelsiz kentler duyarsız, göremeyen, konuşamayan, durgun bir yaratıktan farksızdır.''

Bu bilinçle Gazi Eğitim'i bahçeleri, kısa sürede yetiştirdiği öğrencilerinin eserleriyle heykel parkına dönüştüğü gibi başta Ankara olmak üzere, ülkenin her yanında kent heykelleri, anıtları görsel kültürümüze dahil olmuştur.

Nereden nasıl gelmiştir bu aşamalara Burhan Alkar.

1930 Filibe doğumlu Trakya Türklerinden bir ailenin bireyi. Nüfusta iki yaşında iken ölen ağabeyinin nüfus kağıdı ile yaşama başladığından 1928 yazıyor, yeni nüfus kağıdı çıkarma derdine girmemiş babası. Herkes de öyle biliyor ama gerçek yaşı 1930 da başlıyor.

İlkokulu Filibe'de okuyor, sonra Türkiye'ye, Turgutlu'ya göç. Bunları yazmamın nedeni klasik biyografi değil. Turgutlu yılları ve özellikle burada ortaokuldaki öğretmenlerinin onun yaşamındaki belirleyici rollerini vurgulamak amacım. Çünkü ''her idol eğitimci ve sanatçının arkasında idol eğitimci ve sanatçılar var'' inancında olanlardanım. Bu değerli eğitimciler Resim öğretmeni Mehmet Marangozoğlu ve Müzik öğretmeni Rıfat Akaltan.

Her zaman sevgi ve saygı ile andığı bu eğitimcilerin elinde okul zamanı, okul dışı, hafta sonlarında, yaz tatillerinde sürekli özel ilgi gördüğü, sanat çalışmaları için yönlendirildiği bir sanat iklimi içinde yetişir. Gazi Eğitim mezunu, alanlarında yetkin, Halkevleri'nde aktif görev üstlenen bu eğitimcilerden biri resim alanında, biri de müzik alanında ilerlemesi için yarış ederler adeta. ''Biri yaptığım desen ve suluboyalarımla, diğeri kulağımın seslere karşı aşırı duyarlılığıyla ilgileniyor, bıkmadan usanmadan da aralarında tartışıyorlardı''. Bu ilgi ortamında daha ortaokuldayken Gazi Eğitim'i sanki öğrencisiymiş gibi tanımaya başlar, bu nedenle Burhan Alkar.

Bu tutkunun kaynaklarını birlikte açtığımız ''Hoca ve Öğrencileri'' başlıklı Burhan Alkar-Vedat Can, Hayati Misman, Hasan Pekmezci ortak sergimiz için yaptığı konuşmadan alalım.

''...Ben bu öğretmenlerden yalnız resim ve müzik dersi almadım, aynı zamanda Gazi'yi tanıma fırsatları yakaladım. Öğretmenliğin ne mene, karşılıksız sevgi ve öğretme aşkıyla dolu bir meslek olduğunu, bu mesleğe neden tanrı mesleği dendiğini onlarla yaşayarak, onlarda gördüm ve anladım. Gazi Eğitim Resim-İş Bölümü daha o günlerde benim için ideal, hayallerimi, rüyalarımı süsleyen saygın ve sevgi duyduğum bir eğitim kurumu haline gelmişti. Gazi'ye girmeme daha nice yıllar olmasına rağmen ben daha orta 1'de Gazili olmuştum ve Resim-İş Bölümü'nü seçmiştim..''.

Turgutlu'da lise olmadığı için yine bu öğretmenlerinin yönlendirmesi ile sınavla ve seçimle Adana Öğretmen Okulu'na gönderilir. Okul ve il değişmesine rağmen Turgutlu'daki öğretmenler ilgilerini, takiplerini burada da devam ettirirler. Adana'da yetkin eğitimciler elinde daha bilinçle yönlenir sanat alanına. Resim öğretmeni Orhan Bey de Halkevlerinde çalışmalar yapan, alanında yetkin bir sanat insanıdır. Bu öğretmenin yönlendirmeleriyle bu kez Halkevlerine, oranın kitaplıklarına, Dünya klasiklerine uzanan bir kültür devrimi içinde kendine yer bulur.

1947'de Öğretmen Okulu biter bitmez, Bingöl, Solhan İlçesi, köylerine atanır, 12-13 gün süren bir yolculukla ulaşabilir köyüne. Bu arada okulunda iken hazırlanan sanat dosyası ile Gazi'ye de ilk eleme sınavı için müracaatını yapmıştır, öğretmenlerinin desteğiyle. 4 Kasım'da yapılacak sınava çağrı yazısını kar, tipi içinde getirir, bir öğrencisi. Eşyalarını toplar Ankara'ya yolculuk için. Solhan'da günlerce vasıta bekler, kışın çetin koşullarının kapattığı yollar yüzünden Ankara'ya gidemeden köyüne geri döner. Köy öğretmenliğindeki bu bir yılını ''hayatımın bugün de unutmadığım anılarla, çabalarla, emeklerle geçen günleri'' olarak anar, her zaman. Yaşama, öğretmenliğe, ideallere, bu ülke insanını tanımaya, öğrencilerine, görev aşkına bir çaba.

Bir yıl sonra tekrar sınavlara girer ve bu kez idealindeki Gazi'nin öğrencisi olur. ''Gazi her yönü ile kucaklanacak, sıkı sıkı sarılacak bir yerdi benim için.'' der. ''Gazi'ye sınava geldiğimde yabancılık çekmedim. Aksine, içinde yıllarca yaşadığım baba evinde duyabileceğim rahatlığı ve huzuru, Gazi'ye geldiğim daha ilk günde hissettim. Bu duygunun, Gazi'ye girdiğimden bu yana her geçen sürede, asistanlık, öğretmenlik ve emeklilik gibi dönemlerde de ikiye katlanarak devam ettiğini gördüm'' Bu nedenle başarılı bir öğrencilik dönemi yaşar.

   

Mezuniyet sonrası Erzurum Lisesi öğretmenliğine atanır. Burada üç yıl başarılı çalışmalar yapar ve oradan askerlik görevine gider. Askerlik dönüşü Pulur Köy Enstitüsü'ne-Öğretmen Okulu'na. Köy Enstitüleri'nin geleneği içindeki bu okulların çok yönlü, çok kültürlü, dinamik ortamında başarılı çalışmalar gerçekleştirir. Çünkü bu okullar amaç ve ilkeleri gereği birer Anadolu laboratuarıdır. Bulundukları bölgenin her türlü sorununun irdelendiği, her türlü bilgi ve görgünün içselleştirildiği gerçek ve çağdaş eğitim kurumları. Öğrenciler için olduğu kadar öğretmenler için de eğitim denen dinamik bir süreç içinde gelişme fırsatı veren okullar. Bu okulda bugün Türk sanatında önemli yerlere sahip olan Mustafa Ayaz, Ali Candaş gibi sanatçı eğitimcilerin öğretmeni olur. Gazi Eğitim, mezun ettiği öğrencilerinin Anadolu okullarındaki başarılarını da değerlendiren bir misyona sahip olmuştur. Bu nedenle de başarılı öğrencilerine olanakları ölçüsünde kapılarını açmıştır. Burhan Alkar da bu kapsamda çok geçmeden modelaj atölyesi asistanı olarak geri döner Gazi'ye. Bir anlamda aklı her zaman Gazi'de olarak kendini yetiştirmenin karşılığı.

Gazi Eğitim'in bir diğer özelliği uluslararası kültürü ve sanatı tanıması ve alanında yetkinleşmesi için öğretim elemanlarını yurt dışına göndermenin yollarını aramasıdır. Bu bağlamda 1960 yılında Fransız bursu ile gittiği Paris'te, Jülien Akademisi'nde Heykeltıraş Monsieur Mougene'in atölyesinde bir yıl Heykel ve Rölyef çalışmalarında bulunarak Türkiye'ye döner. Daha sonra kazandığı devlet bursu ile tekrar 1961-1965 yılları arasında Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda (Beaux-Arts) Monsieur Leyque ‘in atölyesinde 4 yıl süreyle Heykel İhtisası yapar. Paris sanatla ilintisi olan her insanın hayallerindeki sanat ve kültür kentidir. Burada okumak, buranın atmosferini solumak bir şanstır.

1965'te çok daha birikimli, çok daha proje dolu olarak Gazi'de Heykel atölyeleri kurma çabasına girişir. İşte biz bu birikimli, ideal, enerji dolu insanın öğrencileri olma şansını bu tarihlerde yaşayanlardanız.

Burhan Alkar, aldığı köklü eğitim aşamaları nedeniyle öncelikle güçlü bir desene sahip olmanın getirdiği nesneyi, formu tanıma, onun iç ve dış dinamizmini, enerjisini hissedebilme ve dileğince yorumlama özgüvenini ve özgürlüğünü sonuna kadar yaşayabilen bir sanat insanı. İngres deseni ''resmin namusudur'' diye tanımlar.Aynı tanım kuşkusuz heykel için de geçerlidir. Burhan Alkar'ın desenlerine bakan insan onun desende elde ettiği form zenginliğinin, plastik güç analizinin etkileriyle heykelci olduğunu hemen anlar. Dünya sanatında da Leonardo da Vinci (1452-1519), Michelangello (1475-1564), Henri Moore (1898-1986), Kathe Kollwitz (1867-1945), Giagcometti (1901-1966) gibi heykelcilerin hepsi güçlü desene sahip. Ayrıca Batı ülkelerinde heykel sergilerinin bazıları desen çalışmalarıyla birlikte düzenlenmektedir.

Soyut-somut bütün heykellerinde, formlarında bu bilinç egemen. Üretmek, yaratmak, sürekli istim üzerinde olmak, heykelle yatıp kalkmak, eserlerini toplumla, halk yığınlarıyla paylaşmak, kendini yetiştiren bu ülke sanatına bıkmadan, usanmadan, yılmadan katkıda bulunarak vefa borcu olarak ödemek, bu sanatçı duyarlılığının ve sorumluluğunun sonucu. Bu sanatçı duyarlılığının ve sorumluluğunun sonucu. Bu bilincin getirdiği sorumluluk duygusu ile yıllarca durmadan çalıştı, başta ÇAĞSAV-Çağdaş Sanatlar Vakfı Onur Ödülü olmak üzere çok sayıda ödül kazandı.

İçinde yaşadığımız kentimizde, mahallemizde, cadde ve sokağımızda gördüğümüz heykellerin kime ait olduğunu merak eden kaç kişi çıkar bilmem. Ama sokağındaki müzeden haberi olmayanları bilirim. Yine de onun özellikle Ankara'nın değişik yerlerinde yer alan, insanlarımızla her zaman yüz yüze gelen heykelleri daha dikkatle incelemekte yarar olacaktır. Bu güne kadar Türkiye'nin değişik kentlerinde 30 anıt heykeli bulunan Burhan Alkar bazı heykellerinin yok edildiğini üzüntü ile belirtmektedir. Onun yurt içinde ve dışında bulunan heykellerinden bazılarına kısaca değinelim.

*Uzay ve Gençlik-ODTÜ.1968

*Sakarya Caddesi'nde yer alan Barış Heykeli.1979

*Atatürk Orman Çiftliği'nde Atatürk Evi'nin yan tarafındaki Tarımcı Atatürk Heykeli ve buna bağlı duvarlara monte edilen çeşitli kabartmaları kompozisyonlar.1981

*Seymenler Parkı-Ankara, Seymenler Heykeli.1983

*Egemenlik Anıtı-Turhal Belediyesi.1987

*Ankara Kumrular Sokağın başında TMO-Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü önü.50.Yıl Heykeli.1989

*Atatürk Anıtı-Sincan-Lale Meydanı.1993

*Gençlik Anıtı-Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.1995

*Yurtta Sulh, Cihanda Sulh Sidney-Avusturalya.2001

*Sevgi Heykeli-Tayland-Türk Bahçesi-2006

Sanat bireysel bir çaba olmakla birlikte, içinde yaşanan toplumun aidiyet bilincine katkı sağlamanın ve estetik gelişmesinin sorumluluğunu da iliklerinde hissedebilmektir.

Burhan Alkar gibi sanat insanlarının bitmez çabalarıyla...

Hasan Pekmezci

 

 

 

 

Bu yazı 1146 defa okunmuştur .

Son Yazılar