Bu Kez Yok Edilmiş AOÇ Yapıları (3)
SAVAŞ SÖNMEZ

SAVAŞ SÖNMEZ

Geçmişe Özlem

Bu Kez Yok Edilmiş AOÇ Yapıları (3)

28 Haziran 2020 - 16:01 - Güncelleme: 28 Haziran 2020 - 17:17

12 ve 22 Haziran günleri bu köşede çıkan yazılarımdan sonra, bugün sıra “AOÇ Üçlemesi”nin sonuncusu olan, AOÇ’nin yok edilen yapılarında.

***

Yıkılıp değiştirilen Kuleli Köşk'ün saatlerinden biri 9.05'i diğeri 8.30'u gösteriyor

1926’da, Atatürk için E. A. Egli tarafından tasarlanan “Kuleli Köşk” inşa edilir. Yapım hataları yüzünden kısa sürede yıktırılan bu yapının yerine (Ki yapılan değişikliklerle bugünkü İdare Binası’na dönüştürülür. İlginçtir, 22 Haziran 2020 günü öğle saatlerinde binanın kulesindeki saatin kuzeye bakan tarafta olanı 8.30’u, caddeye bakan tarafta olanı ise Ata’nın yasını tutarcasına 9.05’i gösteriyordu) 1928’de yine Egli’nin tasarımı olan “Marmara Köşkü” yaptırılır. 1928’de köşkün arka bahçesine Marmara Denizi formunda bir havuz ile lokanta ve gazinonun eklenmesiyle köşk, halk ile yönetimin kaynaştığı; Riyaseti Cumhur Senfoni Orkestrası’nın klasik müzik konserlerinin dinlendiği, kültürel olayların, şiir ve edebiyat gecelerinin düzenlendiği sosyal bir mekan haline gelir.

Yıkımı özellikle 19 Mayıs 2016'ya denk getirilen Marmara Köşkü

Atatürk’ün ölümünü takip eden yıllarda bu niteliklerini yitiren köşk, 14 Ekim 1972’de korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edilir. Bir süre sonra MİT’in kullanımına bırakılır. 2012’de yapımına geçilip 2014’te tamamlanan, TBMMOB mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yakıştırmasıyla “Kaçak Saray”ın yöreye yayılmasıyla beraber, Koru(ma)ma Kurulu(!)’nun 7 Ocak 2016 günlü kararına yaslanılıp, özellikle 19 Mayıs 2016 gününe denk getirilerek yıktırılır.

1962 yaz tatilinde bir gün SBF’den arkadaşlarımla, o tarihte de sahipsiz görünen ve korunmayan Marmara Havuzu’na girip, üstelik ateşli bir hastalığa da yakalanıyoruz. AOÇ’nin simgelerinden olan o anlamlı yapının, uzak olmayan bir gelecekte aynı yerde-aynı ölçekte, bir “AOÇ Tarihi Müzesi” olarak yükseleceğinden umutlanmak istiyorum.

***

AOÇ Bira Fabrikası’nın güneyindeki Bira Bahçesi’nden bir pergola ile ayrılan yere yapılan “İşçi Memur Lokantası” da Egli’nin 1937 tasarımıdır. Bodrum üzerine tek katlı yapı Bira Salonu ve Lokanta olmak üzere iki bölümlüdür. Bahçeye hakim büyük boyutlu pencereleri ile ferah ve aydınlık bir mekândır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin hem bu mekân, hem de Ülkü Adatepe Evi ilgili tescil başvurusunun Koru(ma)ma Kurulu tarafından reddedilmesi üzerine durum yargıya taşınmış, ancak 2014’te yargı kararı beklenmeden yapılar apar-topar yıktırılmıştır. Yapılar yıkılmasına karşın “atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra” yargı tarafından, korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edilmişlerdir. 2000’ler civarında, bu enfes mekân Tekel Lokali iken eşimin meslekdaşları ile bir yaz akşamı bahçesine kurulup, canlı fasıl müziği eşliğinde o zamanın Tekel içkilerini yudumluyoruz.Bakalım, aslına uygun olarak yeniden inşa edilmesi için, yine mimarların başlattıkları mücadele sonunda “sureti ile olsun” geri getirilebilecek midir ?

***

 

 

 

 

 

lkokul yolumda, İşçi Memur Lojmanlı bir sokak

 

 

1937’de, AOÇ’yi donatan mimar Egli’nin tasarımı olan “İşçi ve Memur Lojmanları” ile “Ülkü Evi” inşa edilir. Lojmanlar, AOÇ yönetim binasının yakınına yöneticiler için 4 adet bağımsız konut, daha arka sıralara diğer çalışanlar için 8 adet ikiz ev, güneye ise ikişer katlı iki bloktan oluşan, kolay ulaşılabilir-rahat yaşanabilir ortak mekânlar olarak düşünülmüştür. Mimarlar Odası’nın “Ankara Rapor” adlı kitabının 303. sayfasında bu yapıların 2014’te AOÇ’deki “temizlik harekatı” çerçevesinde yok edildikleri yazılı. Ancak, 22 Haziran 2020’de yörede yaptığım gezintide, ağaçlar arasından bir takım lojmanın halen var olduğunu gördüm. Ancak, 7 yıl önceki saptamalarım sırasında, yönetimin kuşkulanıp izin vermediğini bildiğimden, bu kez sahadaki tüm lojmanları dolaşabilmiş, kaçının yıkıldığını-kaçının geriye kaldığını saptamış değilim.

***

 AOÇ Şarap Fabrikası'nın Ürün Kataloğu, 8 Mayıs 2011

Atatürk’ün direktifiyle 1925 yılında “AOÇ Şarap Fabrikası” kurulur. O sıralarda Ankara’da çokça bulunan Macar ustaların elinden çıkan fabrika 1929’da 2000 litre ile üretime geçer. Üretim, 1933’de 25000 litreye, 1943’de 500000 litreye, 1953’te 1 milyon litreye fırlar. Üretim, AOÇ’nin dışında Nevşehir’de Narköy’de 1 milyon litreye, Kilis’te 1,5 milyon litreye, toplam olarak 3,5 milyon litreye ulaşır. Özel sektör şaraplarının devreye girmesi AOÇ’nin üretimini geriletir, 2004’lerde eskiyen tesislerde üretim durdurulur. 2008’de yenilenen tesislerle butik şarapçılığa geçilir, 2010’da denenen yeni türlerle (Kalecik Karası, Cabernet Sauvignon, Merlot, Öküzgözü, Boğazkere, Narince, Emir, Chardonnay, Clairette) üretim çeşitlendirilir. Üretilenler Boğa Kanı, Kilis, Ankara, Çiftlik Altını, Şaheser, Narköy, Ankara Altını gibi adlarla piyasaya sürülür. Bir yandan da aslına uygun şekilde restore edilen yapıda, 6 Mayıs 2010 tarihinde “AOÇ Müze ve Sergi Salonu” (Şarap ve Meyve Suyu Fabrikası Müzesi) açılır. 2010-2011 yılları başarılı geçer. Fabrikada 2014’te üretim tekrar durdurulur. Daha önce üretilen şaraplar, “üretim hatası” tanısıyla(!) bekletilir, bozulur.

AOÇ Şarap Fabrikası(Müze ve Sergi Salonu)'nda Henri Benazus'un Atatürk fotoğrafları Sergisi, 8 Mayıs 2011

Ankara’da yeni açılan müzelere özel ilgi duyduğumdan, 8 Mayıs 2011 Anneler Günü’nde Merkez Lokantası’ndaki yemeği takiben eşim ve oğlumla bu müzeyi de gezip hem nesnelerden, hem de fotoğraflardan çok etkilenmişiz. 14 Mayıs 2014’te bu kez, okul arkadaşlarımla yaptığımız “Aylık Müze Gezileri” kapsamında dolaşmışız.

Ne ilginç bir raslantıdır ki, “Atatürk ve 10 Kasım” konulu bir fotoğraf sergisinin hazırlıkları sürdürülürken, 4 Kasım 2015’te saat 01.30’da belirlenemeyen(!) nedenlerle çıkan yangın, Henri Benazus’a ait hem sergilenecek olan hem de depoda bulunan “Atatürk Fotoğrafları Koleksiyonu”-nun yanı sıra, eski alet ve makineleri de yok eder. “Derin” kuşku yaratan bu olay, “derin devlet”in,” derin” raflarına kaldırılır.

22 Haziran 2020 günü, Şarap Fabrikası’nın, “AOÇ Meyve Suyu ve Bal Fabrikası”na çevrildiğini; “AOÇ Müze ve Sergi Salonu”nun ise halen Pazartesi ve Salı günleri dışında gezilebildiğini öğrendim (O gün Pazartesi olduğu için, içine girip 2011 ve 2014’deki gezilerimle farkını saptayabilmiş değilim).

***

 

 

 

  AOÇ Jandarma (Polis) Karakolu

Gazi Tren İstasyonu’nun karşısında, köprü aşılıp da sola gidildiğinde varılan TİGEM (eski DÜÇ) arazisinin hemen bitişiğinde ve “Ankara Bulvarı” üzerindeki “AOÇ Jandarma Karakolu”, 1934 yılında Nafıa Vekaleti’nce inşa edilmiştir. Bina hem güvenlik, hem de barınak işlevi görecek şekilde tasarlanmıştır. Alt katı yol düzeyinden aşağıda kalan binanın üst katına uzunca bir köprü ile ulaşılır. Yarım silindirik çıkıntısı ve onu çevreleyen saçağı ile ilginç görünüşlüdür. AOÇ’yi kimliksizleştirme çabaları sırasında, 2013’te yıktırılmıştır.

Yıkılan karakolun bahçesindeki çeşme üzerinde kalan "POLİS" logosu, 22 Haziran 2020

1954-1965 yılları arasında babasının görevi nedeniyle, bu binanın bitişiğindeki DÜÇ Müdür Lojmanı’nda da yaşayan eşim, binayı “AOÇ Polis Karakolu” olarak hatırlıyor. Benim de, babamın bu karakolun amiri olduğu, ama aralığını tam olarak kestiremediğim yıllarda, bu binaya en az bir kez gitmişliğim var. Bina 79 yıllık yaşamında zamanla, Emniyet-Jandarma arasında el değiştirmiş olabilir. Nitekim, 21 Haziran 2020 günü, binanın enkazı üzerine yapılan iğreti binanın önündeki çeşme taşı üzerinde “Polis Logosu”nun halen seçilebildiğini saptadım.

***

AOÇ Hayvanat Bahçesi giriş kapısının 1950'lerden kalma bir fotoğrafı

AOÇ Hayvanat Bahçesi, ilk kez 1933’te müdürlük binasının arka tarafında “ayı-domuz-kurt-çakal-tilki-kımıl-süne” gibi tarıma ve halka zarar veren hayvanların teşhiri amacıyla kurulur. Halkın ilgisi üzerine daha büyük ve düzenli bir yere gerek duyulur. Atatürk’ün Tarım Bakanı Muhlis Erkmen’e verdiği direktif sonucunda Gazi Eğitim Enstitüsü (O zamanlar “Gazi Terbiye” olarak da adlandırılır) hocalarından Necdet Pençe’nin projesini hazırlayıp kontrolunu da yaptığı inşaat, 29 Ekim 1940’da AOÇ Hayvanat Bahçesi olarak açılır. Bahçe geliştikçe Ankara’nın simgelerinden biri haline dönüşür ve Ankara’yı ziyaret edenlerin mutlaka uğraması gereken yerlerden biri haline gelir. Diğer ülkelerin hayvanat bahçeleriyle yazışarak, takas yaparak, üreterek ya da bu işle uğraşan firmalar aracılığıyla edinilen hayvan sayısı 2000’lere doğru 2300’e ulaşır.

Yeni yüzyılla birlikte Ankara’nın üstüne çöken kâbustan, bahçe de payını almaya başlar. 21 Haziran 2006’da BBB'nin kullanımına bırakılır. 30 Temmuz 2012 tarihli BKK ile “yenileme alanı” olarak ilan edilir. Giderek bir akil(!) adamın, 750 milyon dolar olduğu söylenen bir kaynağı batıracağı “hobi alanı”na feda edilir. Son yıllarında, Ankara’ya özgü “keçi-kedi-tavşan” başta olmak üzere barındırdığı tüm hayvanlarının doğal ortamları bozulan, hijyenik korumaları ve bakımları özellikle ihmal edilen Hayvanat Bahçesi, gözden çıkarılır. Yok edilen AOÇ’nin kimi kavşaklarına adeta alay edercesine, devasa boyutlarda “ucube” hayvan heykelleri dikilir. Benzer örneklerinde olduğu gibi, bilinen sorumluları suçlanamaz, sebep oldukları kamu zararı nedense tazmin ettiril(e)mez. Yapılanlar geçiştirilir, küllendirilir, unutturulur.

Mohini, yavrusu ve Azadi AOÇ'ta

12 Ocak 1951, Onuncu Yıl İlkokulu 2. Sınıf öğrencisiyim. Bayağı soğuk bir kış sabahı sınıfımız, Gazi Tren İstasyonu’nun demir üst geçidiyle geçilen 2. Peronuna diziliyor. Hayvanat Bahçesi’ne Pakistan’dan hediye edilen, “Azadi” adlı fili karşılıyoruz. Azadi, sırtına serilmiş kırmızı renkli bir örtünün üzerinde oturan bakıcısıyla birlikte, bir yük vagonundan indiriliyor. Hemen ensesinde oturan bakıcısı fili, iki kulağının arkasına yerleştirdiği çıplak ayakları ile yönlendiriyor. Biz de sınıfça (belki bizden başka sınıflar da olabilir) arkasına takılıyor, Hayvanat Bahçesi’ne kadar götürüyoruz. Sonraki yıllarda bahçeye kiminle gitsem, karşılamasında bulunduğumuzu ballandırarak anlattığım Azadi’ye mutlaka uğruyoruz (Hindistan’dan Nehru’nun armağanı olarak gelen daha küçük cüsseli,“Mohini” adlı fil, sadece 14 gün önce 29 Aralık 1950 girişli olduğu için daha kıdemli, daha çok tanınıyor. 1972’de “Şirin”in katılımıyla fil kadrosu tamamlanıyor).

***

Marmara Oteli’nin, yıllara yayılan inşaat süresiyle, yıllarca boş bırakılmasıyla, yok edilme süreciyle AOÇ tarihinde apayrı bir yeri vardır. Ertan Balin tasarımı olarak bilinen otelin 1953’de başlanan inşaatına, 1960’larda uzun yıllar ara verilir. Emek İnşaat tarafından tamamlanan ve Emekli Sandığı’na bağlı olarak işletilen otel, “özelleştirme” paranoyasının ilk dalgalarına kapılıp 1984’te Kayalar İnşaat’a 49 yıllığına devredilir. Bu kez “Firma-AOÇ Yönetimi-Yenimahalle Belediyesi” arasında 26 yıl sürecek anlaşmazlıklar dönemi başlar. Tam bu sıralarda tam tepesinde 2012’de inşaatına başlanan, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yakıştırmasıyla “Kaçak Saray”ın karasularını ihlal etmesi imdadına(!) yetişir. 2013 sonlarında kendisi de, yapımına çalışılan eklentisi de yok edilir.

Ortadan kaldırılan Marmara Oteli

Böylece panoramik Ankara görüntülü, “baloları-davetleri-konukları-nişan ve düğünleri” ile dillerden ve gündemden düşmeyen, duvarlarının Bedri Rahmi Eyüboğlu, Füreya Koral ve Eren Eyüboğlu’nun panolarıyla bezeli olduğu yazılagelinen Marmara Oteli de, “makus talihini” yenemeyen kısa ömürlü AOÇ yapıları kervanına katılmış olur.

***

Sizlere üç yazıdır AOÇ yapılarının başlarına getirilen ve getirilecek olanları kendimce anlatmaya, tarihe not düşmeye çalıştım. Durumlar böyleyken böyle. Herkesi-hepinizi, Atatürk’ün Ankara’ya armağanı olan AOÇ’yi “eski haline dönüştürmek” ve özenle korumak için; bir yandan atılacak olumsuz hamleleri duyarlılıkla izleyip kamuoyu oluştururken, bir yandan da elinden gelebilecek her şeyi bir an önce yapmaya çağırıyorum.

SAVAŞ SÖNMEZ

28 Haziran 2020, Ankara

Meraklısına ÜÇ YAZIM için KAYNAKÇA:

-Ankara Rapor Gökçek Dönemi Hasar Tesbiti (1994-2017), TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Kent İzleme Merkezi Yayınları, Ankara, Aralık, 2017

-Ayşe Duygu Kaçar, Kültür/Mekan:Gazi Orman Çiftliği, VEKAM Yayın No:36, Ankara, 2015

-Beki L. Bahar, Efsaneden Tarihe Ankara Yahudileri, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2003

-Bir Başkentin Oluşumu Avusturyalı, Alman ve İsviçreli Mimarların Ankara’daki İzleri,Goethe Institut – TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, İstanbul, 2011

-Ernst Arnold Egli (Çev. Güven Göktan Uçer), Genç Türkiye İnşa Edilirken, T. İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 2013

-Ertan Anlı, “Bataklıktan Efsane Şaraba”, Cumhuriyet Ankara Eki, 28 Ekim 2011

-İnci Aslanoğlu, Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı (1923-1938), ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları, Ankara, 2001

-Savaş Sönmez, Bu Ankara O Ankara Değil, Telgrafhane Yayınları, Ankara, 2016

-Tezcan Karakuş Candan-Ali Hakkan-Gökçe Bolat, Kaçak Saray, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2015

 

Reklam
Bu yazı 8833 defa okunmuştur .

Son Yazılar